Apoletsiz Çocuklar Betonların İktidarına Karşı!

Sarphan Uzunoğlu - 24 Ocak 2012 - Güncel Politika / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Yandaki fotoğrafa iyi bakın. Bu iktidarın bize sunduğu dünyanın resmidir. Okullarınızda kafamıza silah gibi dayadığınız kitapların resmi. Bizi birbirimize duyduğumuz sevgiye değil, soğuk, ölü, hatırası ölüm harici hiçbir şey olmayan bir heykele mahkum edişlerinin resmidir!

Okul denen o belayı başımıza sarmaları  yetmezmiş gibi, onu onlarca muktedir hakikatiyle donattılar. Bir diktatörün fotoğrafını duvarlarına asmaları yetmezmiş gibi, bize kızdıklarında okul bahçesindeki tükürükleri saymamızı istediler. Islak atletlerle çocuk bedenlerimize vurdular, giyinirken şapkalarını taşıttılar, çantalarına bizi sekreter yaptılar. Şimdi bu sekreterliğin “Milli Güvenlik Dersi”ne ait olan kısmını kaldırıyorlar; ama bize iyi birer VATANdaş olmayı öğretecek saçmalıklar elbette kalıyor, devlet eğitiyor, devlet öğütüyor!

Başbakan Erdoğan açıkladı: 29 bin 500 bilişim teknolojisi sınıfı kurduk. şimdi artık eğitimde nicelikten niteliğe geçiyoruz.  Bu noktada önemli bir adımı daha attık. 1979 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan Milli Güvenlik Bilgisi yönetmeliğini yürürlükten kaldırıyoruz.

Yarın liberaller gazetelerinde şunu yazacaklar: Sivil eğitime geçiş! Sivil bir eğitime geçiş, temel olarak TC tarihinin askerlerin hamasi ‘anılarından’ arındırılması, komutanlara verilen ‘ünvanların’ sınav sorusu olmaktan çıkartılıp önemsiz ayrıntılar hâline tekrar getirilmesiyle mümkündür. Eğer tek takıntımız ve gayemiz sivilleşmekse sivilleşme için atılması gereken adımları belirlemek için âlim ya da Recep Tayyip Erdoğan sempatizanı olmaya gerek yoktur.

Her şeyden önce Türkiye’de sivilleşme, devlet kurumlarının belirli anayasal ve yasal çerçevelerde, üstüne bir de mevcut hükümetin siyasal ‘tercihleri’ etrafında sürdürdükleri işlevliliklerinin akademik bir özgürlük alanına devri ile mümkündür. Devletin bölünmez, parçalanmaz, ‘biricik’ bütünlüğünün en ufak bir tökezlemede dağılacağı paranoyası üstüne kurgulanmış bir sistem herhangi bir sivilleşme adımı atsa da bu yalnızca AB gibi ‘dönemsel’ ve reformist anlayışların ortaya koyabileceği bir adım olur ki bu tür ‘biçimci’ adımların bizzat faşist rejimin yaratıcısı olan Mustafa Kemal ve benzerlerince de 1920′lerde “Batı’nın takdir edeceği bir çocuk” olmak adına ortaya konduğu ortadadır.

Öyle ki, standartları ve azami sınırları ‘hedeflenmiş bir medeni grup’ tarafından belirlenmiş bir alana dek sivilleşme, eğitim alanındaki vasatlığımızı aşamayacaktır, keza Türkiye, militarizm ve bürokrasinin sonuna kadar işlediği bir alan olarak sivilleşmeden asla payını alamayacaktır, çünkü ‘sivilleşme’ konseptini ‘ödünç almış’ bir ülkedir o kadar.

“Türkiye’nin sivilleşmesi ‘aşama aşama’ gerçekleştirilecektir,” diyenler olabilir; bu çok uzaktan bakınca anlamlı görülebilir, tıpkı bu değişiklik gibi. Ancak Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ‘üniformaları çıkarıp mecliste askercilik oynamaları’ ile Vatandaşlık dersinin altına ‘yedirilmiş’ Milli güvenlik dersi arasında çok fark yoktur.

Keza bugün “Milletin partisi” olarak  yola çıkan AKP, çoğu vekiliyle “Ne Hrant, ne Ermeni” kimliğini ‘onurla’ tanımlamış, ait olduğu sağcılık çölünden hepimize ‘çirkin’ birer selam yollamıştır.

Siyasetin, hâlâ askerlerin 1920 döneminde işledikleri ve bugüne dek sürdürdükleri günahları aklamak adına yapıldığı, milli hassasiyetlerin her daim masaların üzerine koyulup, ana mesele hâline getirildiği bir ülkede, ‘küçük adımlarla’ değişime yürümek imkansızdır.

Elbette ki, omzunda kanlı rütbeleri olan o insanları okullarımızın koridorlarında görmemek bizim için kazanımdır; ancak bunu, üniformalarını derilerinin içine giymiş, kalplerine rütbelerini kazımış sağcı ve katil bir anlayıştan beklemek, özellikle de öldürdükleri aydınları teker teker andığımız şu dönemde yalnızca gülünç olabilir.

Biz o rütbeleri onların akıllarından söküp kendi adaletimizi getirmedikçe, ceketlerimizi, eldivenlerimizi alıp çıktığımız sokaklarda İstiklâl’de, Tunalı’da, Kıbrıs Şehitleri’nde, muktedirin kuşattığı tüm caddelerde, adını bile anmadığımız mahallelerde onların panzerlerine ses çıkarmadıkça, kalçamıza dayanan polis coplarını kabullendikçe ne çıkabileceğimiz bir sokak kalır bize, ne ‘insani olan’ elimizde kalır.

Janset Karavin ne de güzel anlatmıştı, daha okul yıllarından başlayan, o kağıttan, o betondan rejime duyduğu öfkeyi. Biz o öfkenin nöbetçisiyiz.

Betonların iktidarına, bıyıkların iktidarına karşı, bizim insanlığımız var; Yıldırım Türker’in cümleleri eşlik ediyor insanlığımıza:

“Omuzlarımızda apolet, ellerimizde cop, kasalarımızda sır yok diye bizi güçsüz sanıyorlar.”
Biz dünya topraklarının apoletsiz çocuklarıyız… Ve ‘biz’ olmayanlar,  olsalar olsalar beceriksiz bir heykeltıraşın elinden çıkma patlıcan burunlu bir heykel olmaya mahkumlar!
Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / apolet / asker / politika /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.