Sadettin Tantan’ın İtirafları, AKP’nin Hukuku, AKP’nin Adaleti…

Sarphan Uzunoğlu - 3 Şubat 2012 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Türkiye’de muhalifler onyıllardır zamanlarını mahkeme kapılarında geçiriyorlar. Mevcut adalet sistemi, bir yandan mağdur ettiği muhalif yurttaşları bizce suç olmayan, aslında yasal olarak da zorlamalarla suç haline getiilen eylemleri nedeniyle hapsederken, öte yandan da ‘gecikmiş’ bir sözde adaletle ‘insan için hukuk’ değil ‘devlet için hukuk’ sloganıyla hareket etmeye devam ediyor…

Türkiye temelinde hukuka dair önemli bir tartışmayla başlayabiliriz: Hukuk kimin ya da neyin içindir? Marx’a göre “İnsanın varoluş nedeni yasa değil ama yasanın varoluş nedeni insandır.” Yani adalet, yurttaşların hakları ve ortaya koydukları sosyal iradenin bir sonucu olmalıdır. Peki ya bugün Türkiye’de ortaya konan adalet perspektifi kimin adaletidir ve kimler için işlemektedir?

AKP demokrasi sloganlarının ve liberal ezberlerin arkasına saklanarak otoriter iktidarını 10 yıldır sürdürmektedir. AKP’nin 2002 yılından beri ortaya koyduğu, şimdi de ‘hızlı erişilebilir’ kılacağınızı iddia ettiği adaletin kimlerin adaleti olduğunu konuşmalıyız. Acaba AKP’nin 2002′den bu yana uyguladığı hukuk mudur yoksa politik bir temayül müdür?

Türkiye bugün yeni paradigmanın temayülü etrafında bir hukukla devletin daimi üstünlüğü adına yönetilmektedir. Örneğin, 90′ların terörle mücadele trendi 2002 yılından hatta açılım denerek Kürtlere uygulanan saldırı politikalarından yola çıkarsak yeni paradigmanın temayülü olarak tekrar hukuki alanda iktidardadır. Bazıları iktidarınıza 2. Cumhuriyet diyerek alkış tutmuşlardı; ama hepimiz biliyorduk ki yeni olan ‘cumhuriyet’ değildi, aksine iktidarınız 1923′ün de İttihat ve Terakki’nin de tutuklama ve baskı rejimi hastalıklarını bir apolet gibi omzunda taşıyor.

Bugün tüm dünyada ‘terör’ adını verdiğiniz kavram nedeniyle tutuklu sayısı:35 bin 117, Türkiye’de aynı gerekçeyle tutuklu sayısı 8 bin 190. Yine 2011 Aralık’ında belirtilen istatistiklere göre Türkiye’deki tutuklu çocuk sayısı da 2 bin 137. Fransa Hükümeti’ne her gün ‘ifade özgürlüğü’ üstünden akıl öğreten iktidarınızın döneminde şu an tutuklu bulunan gazetecilerin sayısı ise 105.

Radikal Gazetesi’nden Orhan Kemal Cengiz geçtiğimiz günlerde yapacağınız reforma ve yargı anlayışınıza şu çok haklı soruyu sordu: Neden evrensel hukuku uygulayacak hâkim ve savcıları yetiştirmiyoruz? Yoksa kapıkulu bir yargıyı elde bulundurmak işimize mi geliyor?

Her fırsatta demokrat bir yargı hedefini dillendiren; ama yargıyla ilgili amacı onu demokratikleştirmek değil ‘ele geçirmek’ ve eski işlevini yeni temayüle göre biçimlendirmek olan iktidarınız neden evrensel hukuk normlarıyla yetişen bir yargı nesli yaratmak yerine yargının bürokratik ense kalınlığını muhafaza ederek statükonun öğrettiği sistematiğe bağımlı bir irade ortaya koyuyor?

Eski bir komiser ve eski iç işleri bakanı olan Saadettin Tantan’ın cümleleri, Türkiye’deki adaletin bir polis devlet adaletsizliği, hukukun bir OHAL hukuku olduğunu ortaya koyuyor. Ne diyor Tantan Radikal’deki söyleşisinde? “Türkiye polis vesayetine girmiş değil. İddia makamı savcıdır. Ancak bugünkü savcılık müessesesi bu görevi yapma niteliğine sahip değil.”

Peki ya, kolluk kuvvetlerinin, çeşitli medya organlarını da davacının propagandasını yapar biçimde kullandığı, dava sonuçlarının STV gibi kanallar tarafından hakimlerden önce açıklandığı, sivil polislerden star gazetecilerin yaratıldığı bir dönemde Adalet Bakanlığı’nın ve İçişleri’nin lakayıtlığı, Türkiye’de işleyenin anayasal bir hukuk değil başka bir hukuk olduğunu göstermemekte midir? Saadettin Tantan’ın aklamaya çalıştığı kolluk güçleri hukuku, öz olarak bizim yeni hukukumuz hâline getirilmemiş midir?

AKP’nin adaleti iki çok kazançlı şirketin açtığı davalarda mükemmel işleyebilir; ancak karakolda polislerden dayak yiyen bir kadının onlardan daha fazla ceza aldığı göz önüne alındığında iktidarın hukuk fotoğrafının hiç de iç açıcı olmadığı ortadadır. Dahası yurrtaş odaklı değil, egemenin ve devletin çıkarlarına hizmet eden AK adaletin içinde ‘yeni’ herhangi bir şey bulunmadığı da böylece ortaya çıkmaktadır.

Yürütme kararının durdurulması sürecinin de ikiye katlanması ve referandum sonrası süreçte Danıştay’ın rolünün küçültülmesi ise “Atı alan Üsküdar’ı geçti” yasasının kabulü anlamına geliyor. Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı diyerek önümüze sunduğunuz şey, hükümetinizin altına imza atacağı çevre katliamlarının makyajını yapıyor ve önlerindeki direnişlerle mücadele süreçlerinde hukuksal olarak vahşi kapitalizme zemin yaratıyor. Kısacası ‘davalı idarenin savunmasının beklenmesi’ kuralının işler hâle gelmesiyle birlikte HES’ler başta olmak üzere tüm davalarda atı alanlar felakete yol alacak ve durdurma kararı onların keyfini bekleyecek.

Adalet Bakanlığı, ne anayasanın ne evrensel hukuk normlarının ne de mesleki etiklerin peşinde koşmamakta, kısa vadeli çıkar odaklı uygulamalarıyla, orantısız ve adaletsiz tutukluluk süreleriyle, davalarda sunulan komedi filmlerinden çıkma kanıtlarla, insanların iletişim kurmasını, hatta bu kürsüye çıkarılan vekilleri telefondan aramalarını bile iddianamelere koyan bir anlayışla Türkiye’de hukuğu işlemez hâle getirmiştir…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.