Barış, Demokrasi ve Orta Doğu’da Otoriterizm Karşıtı Fırsatlar

Sarphan Uzunoğlu - 10 Şubat 2012 - Dünya / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Barış, Demokrasi ve Orta Doğu’da Otoriterizm Karşıtı Fırsatlar

Geçtiğimiz yazıyı “Asgari bir barış dönemi demokrasisi” kavramı ile bitirmiştim. Bu, uzaktan fazlasıyla reformist gözükebilir; dahası NATO işgaline ya da Essad’ın şiddetine göz yumacak kadar gözünü dualizm bürümüş olanlar için ‘a ve b şıkları’ ideal görünmekte olabilir. Ancak bugün, OD’deki kriz ortamından çıkmak için taraflar arası bir ‘seçim’ yapmaktansa Essad’ın barışçıl alana zorla itilmesi ve bunun için ‘sivil’ bir baskı yaratılması şart. Dahası, Suriye’de yaşanacak bir savaşın sadece televizyonlarda izleneceğini sananlar büyük bir yanılgı içerisinde olduklarını bilmeliler.

Bir Emperyal Taşeron Olarak Türkiye Cumhuriyeti

Her şeyden önce bugünden sonra ABD ve İngiltere’nin bölgede (Orta Doğu) doğrudan müdahil olacakları bir ‘kuşatma’ yahut ‘savaş’ hâli beklenmemeli. Ancak bu ‘savaş olmayacağı’ anlamına gelmiyor; hatta savaşın daha da kanlı ve kontrolsüz geçebileceğine açık bir kanıt oluşturuyor.

Sekiz Şubat’ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Federasyonu Başkanı Dimitriy Medvedev’e, mevcut Suriye yönetiminin inandırıcılığını ve meşruiyetini tümüyle yitirdiğini söylemişti. Rusya ve Çin’in dâhil olduğu yeni tip iktidar bloğunun ‘çift kutuplu dünya siyasası’ özlemine karşı ‘müzakere’ sürecini Erdoğan’ın Türkiye’sinin sürdüreceğinin en açık kanıtı da bu.

Hizbullah Lideri Sayid Nasrallah’ın Humus’ta yaşananlara ilişkin sözleri de ilgi çekici. Olay günü Suriye’deki ‘tarafsız’ dostlarını aradığını söyleyen Nasrallah şunları ifade ediyor: “Güvenlik Konseyi’nin toplanacağı günde, Humus’un büyük bir saldırıya uğradığını, 400 kişinin katledildiğini ve 39 binanın yıkıldığını söylediler. Bundan çok müteessir oldum. Humus’ta rejimle bağlantısı olmayan dostlarımız var. Onları arayıp nelerin olup bitiğini sorduk. Onlar da öyle bir şey olmadığını söylediler. Ancak bu haberlerin zamanlaması noktasında, bu haberleri işiten herkes etkilenir. Bunlar bir gerçek mi yoksa belli hedeflere ulaşmak için bir savaşın parçası mı? Hiç kimse, Suriye’de rejim değişikliği için bir ABD-İsrail planı olduğunu inkar edemez.”

Hizbullah’ın bölgedeki ‘uzun’ ve ‘kısa’ vadeli planlarının ne olduğunu öngörmek zor. Şimdilik Essad rejiminin sürerliğini Türkiye’deki birçok

‘Ortodoks’ gibi onlar da ‘manalı’ görüyor olabilirler; ama burada asıl mesele şu ki Essad rejimi bir “Ehven-i Şer” değildir.

Asgari Barış Demokrasisi

Geçtiğimiz yazının sonunda yaptığımız bu “Asgari Barış Demokrasisi” tanımı da tam burada devreye giriyor. Suriye’deki ‘taşeronlaşmamış’ muhalif güçlerin Kürtler de dâhil olmak üzere anayasal haklar zemininde ‘NATO’suz bir çözüm’ için çağrı yapması ve devleti ‘sıkıştığı’ dönemde iyice köşeye sıkıştırarak haklarını alması çok daha anlamlı.

Keza herkes biliyor ki Güney Afrika’da yaşandığı üzere emperyalizmden medet uman bir muhalefet; ancak Apartheid rejimini kaldırmakla övünebilir. Suriye’de Baas rejiminin ortadan kalkması elbette büyük bir başarıdır; ama ABD ve İngiltere’nin Irak’tan başarıyla ayrılamaması, ortaya tek bir politika bırakıyor.

Bugün yaşanacak bir savaş emperyalizmin yıllarca uyguladığı ‘bölme’ politikalarını devreye geçirecek ve ‘emperyal taşeronların’ desteğiyle post-kolonyal bir süreç başlatacaktır. Tıpkı bugün Kürdistan’da (kafası almayan Türklere açıklama: Türkiye’de Kuzey Irak denen yerin adı Kürdistan) kurulmuş olan devletin kapitalist normların ‘boğuculuğu’nda ezilmesi gibi, emperyalistlerin çizeceği tablo da ortaya neoliberal otoriterizmin bir başka boyutundan başka bir şey çıkarmayacak…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ortadoğu / Suriye /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.