Toplum Mühendisliği!

Ömer Yıldız - 19 Şubat 2012 - Güncel Politika / Türkiye / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

“Bilimsel araştırmalar” “denekler” üzerinde yapılır. Bu denekler toplumsal konular söz konusu olduğunda insandır. İnsanı denek yapmak kolay değildir ve çoğu zaman bu deneklik “izinsiz, isteksiz” ve bazen de zoraki gerçekleşir.

İzinsiz, zoraki denek rolünün verilebileceği mevcut durumda iki kesim vardır. Birincisi sizin maaş verdiğiniz ve siz maaş vermezseniz “yaşayamayacağını” sanan kitledir. Diğeri ise sizin vatandaşınız olan ama yönetim olarak sizin “sevmediklerinizden” oluşur.

Çalışanlar her dönem “yaşam kaygısı” sebebiyle daima yapacaklarınıza uyum içerisindedir. Yani çıkaracağınız yasaya uygun çalışmaya “gönüllüdürler.” Tıpkı diyet listeleri gibi çok sık değişen tarifleri ve hatta bir biri ile zıt önerileri gerçekleştirmekte tereddüt duymazlar. Doğuşundan itibaren onu yetiştirenler, eğitenler ve çoğunluk bu görevleri sorgusuz yapması gerektiğini bir “derin öğreti” olarak nakşetmiştir zihnine. Bunlar zaman zaman dar felsefeleri ilericilik gibi aktarırlar resmi ideolojinin hizmetkarı olarak. Zaman zaman yüzyıllardır çocuklarına koydukları isimleri yasaklarlar “emir” geldiği için. Hatta o kadar ilerletmiştir ki denekliği başkasına yasaklamakla kalmaz kendi çocuğuna yasağı koyanın adını bile koyar.

Konuşamazsın, yürüyemezsin, yazamazsın gibi emirler verir denek olarak yer aldığı orta oyununda. Sonradan bir yöneticinin “özür dileyeceği” cinayetler işler. Özür dileyen yöneticinin devrinde daha sonradan gelen yöneticiler özür dilesin diye “suçlar” işler. Öyle önemli hisseder ki kendini; öğretmense “benim uğraşım insan, işim çok önemli” tiratları atar ama yetiştirdiği öğrencinin nasıl yetişeceği en önemli ayrıntısına kadar dikte edilmiştir kendisine. Eğer kolluk gücüyse, kendi çocuğu bile olsa isyan eden “affetmez” ama neyi affetmediğini sorgulamaz. Bu denek modeli ile ilgili sizin de yaşadığınız çok hadise olmuştur eminim ve ben de bir öğretmen olduğumdan “hikayenin sonunu tamamlayın” şeklinde sizlere bırakayım.

İkinci “denek” kısmı ise bu kadar teslimiyetçi olmayan yönetimlerin sevmedikleri kesimlerdir. Çok uzaklara gitmeden sadece yakın dönemden örnekler verelim. Uyduruk gerekçelerle astığı sosyalist gençleri seçim malzemesi yapıp “üzülmek!” fiili yaşandı yakın zamanda. Bu bahis sırasında binlerce muhalif hapse atılıyordu sırf zamanımızın yönetimine muhalif oldukları için. Bu kesim her dönemde acı çekerken diğer kitleler destekledi iktidarları. Erdal asılırken “halk” onu o zamanın değimi ile “anarşist” olarak tanımladı. Şimdi yönetenler sözde üzüldükleri için üzülmüş görünüyorlar.

Alevilerin katledildiği bir seri olaylar yaşanırken “dinsiz” oldukları vurgusu yetti de arttı ölümleri “meşrulaştırmak” için. Sonradan “özür dilerken” hala din özgürlükleri tanınmamaktadır. AİHM kararları uygulanmadan “din ve vicdan hürriyeti”nden bahsetmektedirler. Bu alanda da çok kan akıtıldı ve toplumsal yüzleşme yapılmadan yöneticiler basit “gaz alma” söylemleriyle “sanal kardeşlik” durumları ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır.

En önemli denek olan Kürtler çok uzun sürelerdir “yeniden yapılanmalarda” can vermişlerdir ve vermektedirler. Bir zamanlar en büyük düşman görülen Said-i Nursi takipçileri yeni gözdeler olmuşken, Said-i Kürdi takipçilerinden iktidara yakın olmayanlar “hain” ilan edilmekte. Aynı kişinin bazı sözleri mutlak kabul görürken bazı sözleri bölücülük propagandası sayılmakta. 1071 de Türklerle birlikte “küffar”a karşı çıkan Kürtler iyi görülmüş. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme ortak karşı koyuş kutsanmış ama kültürel bir takım talepler bile bölücülük sayılmıştır.

Asıl can alıcı nokta ise 1071 de, Kurtuluş Savaşı’nda, Ermeni tehcirinde ve anlaşılıyor ki yakın dönemde memlekette süren “düşük yoğunluklu savaşta” birlikte hareket etmişler. Son yaşanan MİT sorunu gösteriyor ki “devlet” bir şekilde her şeyin içinde. Eğer tarihte yaşananlar “suç” ise; devlet susurlukta suçludur çünkü içindedir. Gazi olaylarında suçludur çünkü içindedir. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta suçludur, çünkü içindedir. 30-40 yıldır yaşanan ölümlerde suçludur, çünkü içindedir.

Bir zaman önce bütün bu olumsuz davranışların müsebbibi olarak gösterilen “Ergenekon” dan sonra savcının MİT’i takip operasyonu göstermiştir ki “Ergenekon” MİT adı ile sürmektedir. İçimizde umut taşımamız gerekir mi bilmiyorum ama devlet hiçbir zaman milletinin hizmetinde olmayacak gibi görünüyor. Her daim halkı yerine düşünen, karar veren ve “en iyi”yi halkına “kendine özgü” yöntemlerle sunan olmaya devam edecek. Toplum mühendisliği kan akıtarak, acı çektirerek, eziyet ederek yapılıyor. Üstelik daha vahimi halkın büyük bir kısmının dönem içerisinde yapılan bu müdahaleleri onaylaması ve hatta iktidarın “dönüştürmeye” çalıştığı kesimi “düşman” olarak görmesidir.

Çözüm sosyalistlerin insancıl, çevreci, eşitlikli ve özgürlükçü bir dünya kurma hayallerine sahip çıkmaktır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ergenekon / MİT /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.