Anadilde Eğitim Hakkı ve Eğitim Sen’e Açılan Kapatma Davası (II)

Sol Defter- Haber - 2 Mart 2012 - Türkiye / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Anadilde Eğitim Hakkı ve

Eğitim Sen’e Açılan Kapatma Davası (II)

ULUSALCI SOL AKP İLE EL ELE

Tüzük kurultayı 2005 yılının Temmuz ayında toplandı.18 Mayıs ile 3 Temmuz arasında geçen sürede ve sonraki aylarda Eğitim İş’i kuran arkadaşların yönetimlerde bulunduğu şubelerde daha yoğun olmak üzere örgütten istifalar hız kazanmıştı. Öyle anlaşılıyordu ki; arkadaşlar bir yandan gitmenin hazırlıklarını yaparken, bir yandan da istifaları örgütlüyorlardı. Tüm gelişmeleri yakından takip ediyor ancak, demokratik geleneklerimiz ve demokrasi anlayışımızın gereği bu şubelerin yönetimlerini görevden almıyorduk.

Bizler ise, bir yandan davaya ilişkin kamuoyunda oluşmuş kötümser ve karamsar havayı dağıtmaya çalışıp, tepkimizi ortaya koyan eylemler örgütlemeye çalışıyorduk Aynı günlerde onlarca köşe yazarı kararı eleştiren yazı yazarken, özellikle bazı ulusalcı köşe yazarları kapatılmamız gerektiği yönünde yazılar yazmaktaydı. Kapatmayı savunanlardan örneğin; öğretmenlik yaptıkları dönemde TÖS ve TÖB-DER üyesi olan Hürriyet Gazetesinden Özdemir İNCE, Cumhuriyet Gazetesinde yazan Öner YAĞCI “Kim bunlar? Kapatın gitsin bu bölücü sendikayı” diye yazabiliyorlardı. Meğersem ne kadar eğreti yapıştırılmış bu toplum birbirine, bir sendikanın tüzükte yazılı bir ilkesinden dolayı kolayca bölünüveriyor

KAPATMA KARARINA KARŞI MÜCADELE

Bu arada, başta bağlı bulunduğumuz Eğitim Enternasyonali olmak üzere uluslar arası emek örgütlerinin, Kıbrıs’ta bulunan kardeş eğitim ve emek sendikalarının çok yoğun ilgi ve desteğini görüyorduk. İçerde ise; Konfederasyonumuza bağlı sendikalar, DİSK, TMMOB, TTB,  HAK İŞ, MEMUR SEN ve TÜRK İŞ’e bağlı bazı sendikalar ve BAROLAR doğrudan veya dolaylı olarak destek veriyorlardı. Düzenlediğimiz bölge mitingleri oldukça kitlesel ve coşkulu geçiyordu.

Bir yandan uluslararası diplomasi ile yürütülen görüşmeler, diğer yandan hükümet düzeyinde devam eden girişimlerimiz, eylem ve etkinliklerimiz kamuoyunda belli bir desteğin oluşmasını sağlamıştı. Ancak, başta MYK olma üzere konu ile ilişkili pek çok insan tüzükten ilgili maddenin çıkarılmaması durumunda sendikanın kapatılacağını biliyorduk. Bu sırada yedek bir sendika kurarak kapanma halinde oraya katılmayı tartışıyorduk. Sonunda her olasılığa karşı bu sendikayı kurup yedi kişilik yönetim kurulunu oluşturup, yerini kiralayarak başvurusunu valiliğe yaptırıyorduk. Kendimizce önlemler almaya sendikayı kurtarmaya çalışıyorduk.

EĞİTİM SEN KUŞATMA ALTINDA

Aynı günlerde dışımızda da bizi ilgilendiren önemli gelişmeler yaşanıyordu. Bunlardan bir tanesi, TBMM’de görüşülmekte olan Dernekler Yasasıydı. Görüşülmekte olan ve kabul edilen bu yasaya göre, “aynı konuda ve aynı alanda faaliyet yürüten derneğin hangi nedenle olursa olsun kapatılması halinde mal varlığı o alanda kurulmuş en büyük derneğe” aktarılıyordu. Söz konusu yasa maddesine göre, Eğitim Sen’in kapatılması durumunda bütün mal varlığı Türk Eğitim Sen’ aktarılacaktı.

Tüm bu gelişmeler ve tartışmalar içinde Temmuz ayına gelmiş, Tüzük Kurultayını toplamıştık. Bazı sendikal anlayışların itirazına, daha sonra bizden ayrılarak Eğitim İş’i kuranların aleyhte oy vermesine karşın oy çokluğu ile tüzükten maddenin çıkarılması kabul edilmişti. Bu sırada yerel mahkeme, nihai kararı vermek üzere 27 Ekim 2005 tarihine duruşma günü vermişti. Eğitim Sen işkolunda yetkili sendika olarak 2005 yılında toplu görüşmelere son defa katılıyordu. Çünkü yaşanan olaylardan ve ayrılmalardan dolayı sendikamız 2006 yılında işkolunda yetkiyi kaybetmişti. Ebetteki toplu görüşmelerde kapatma davasını sürekli gündem yaptık. AKP Hükümetinin demokratikleşme konusunda samimi olmayan ikircikli tavrını görüşmeler sırasında tekrardan yaşıyorduk. Aslında AKP’ye ilişkin öngörülerimiz ve tahminlerimiz bizi yanıltmamıştı

Türkiye’de çatışmalı dönemin yeniden başlaması, linçlerin yaygınlaşması ve “genç subaylar rahatsız” söylemleri altında Ekim ayına gelmiştik.

EĞİTİM İŞ KURDURULUYOR

17 Ekim tarihinde Eğitim İş kuruluş dilekçesini Ankara Valiliğine vererek tüzel kişilik kazanıyordu. Eğitim Sen’den ayrılma olmaması için yaptığımız görüşmeler ve girişimler sonuç vermemiş, Eğitim İş sendikası kurdurulmuştu. Onlara ve akıl hocalarının verdikleri telkinlere göre tüzük değişmiş olsa bile Eğitim Sen kapatılacaktı. Aslında sadece Eğitim İş’i kuranlarda değil, kimi ulusalcı sol çevre ve gazetelerde de bu kanı hâkimdi. Onlara göre de, “Eğitim Sen’in tüzüğü değiştirmiş olması bir şeyi değiştirmeyecek Eğitim Sen kapatılacaktı”. Kim bilir belki de “Kozmik Odalardan” böyle bir bilgi sızmıştı. Duruşmaya üç gün kala mahkeme yargıcı görevden alınıp icra yargıçlığına atanıyordu. Bu değişiklik karara ilişkin kaygılarımızı artırıyor, davaya doğrudan müdahale yapıldığına dair öngörülerimizi güçlendiriyordu.

TÜZÜK TADİLATI DAVAYI DÜŞÜRDÜ

Geliştirdiğimiz tepkiler, çeşitli diplomatik girişimlerimiz ve görüşmelerimiz sonrasında yargıç tekrar görev yapmakta olduğu 2.İş Mahkemesi yargıçlığına atanıyordu. Savcıların, davanın tekrar temize gönderilmeyeceğine yönelik güvencenin sağlanmasının ardından, 27 Ekim günü yapılan duruşmada “maddenin tüzükten çıkarılması nedeniyle maksadın hâsıl olduğu, davanın konusuz kaldığı” duruşma yargıcı tarafından açıklanarak dava düşmüş oluyordu. Böylece bir sendikanın tüzüğünde yazılı bir madde tüzükten çıkarılarak koskoca bir ülke, yüz yıllardır farklılıkları ile bir arada yaşamış toplum bölünmekten kurtulmuş oluyordu!

SENDİKA KURTULDU TARTIŞMA DEVAM ETTİ

Geçtiğimiz dönemlerde tüzükten bu maddenin çıkarılmış olmasının yanlış olduğuna yönelik pek çok eleştirel tutumla karşılaştık. Burada Eğitim Sen içi ve dışındaki siyasal yapıların davaya yaklaşımlarının ne olduğunu ifade etmek istiyorum. Solda yer alan bir bölüm dergi çevreleri ve siyasi yapılar, daha sonra Eğitim İş’i kuranlar ile İşçi Partisi yanlısı gruplar tüzükten maddenin çıkarılmaması gerektiğini ifade ediyorlardı. Eğitim İş’i kuranlarla İşçi Partililerin amacı maddenin tüzükte kalmasını sağlayarak Eğitim Sen’i kapattırmak ve böylece kendilerine üye akışını sağlamaktı. Eğitim İş’i kuduranlara göre, olası bir darbe sonrasında eğitim alanında kullanabilecekleri örgüt Eğitim Sen olamazdı. Darbecilere ve onların bürokrasideki destekçilerine göre Eğitim Sen, bünyesinde “yıkıcı, bölücü ve aşırı sol, devlet düşmanı çevreleri” barındırıyordu. Bu nedenle mutlaka kapatılmalıydı. Nitekim bu yaklaşımı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun oy birliği ile esastan kapatma kararı verdiği kararda görmek mümkün.

AKP-DARBECİLER KOLKOLA

AKP ise, bunu bir fırsat olarak görmüş, o dönem verdiği örgütlü mücadele ve hukuk savaşımı ile bütün eğitim projelerine çomak sokan bu örgütten kurtulmuş olacağının hesabını yapıyordu. Daha sonra kimi AKP’li bakanların danışmanlarından öğrendiğimiz kadarı ile dönemin Milli Eğitim Bakanı Bakanlar Kurulunda ”Kurtarın yakamı bu sendikadan” diyebiliyordu. CHP’nin tutumu ise tam evlere şenlik diyebileceğimiz noktadaydı. Onlara göre “Nuh ile uslanmayanın hakkı tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” deyiminde kendini bulan bir tutumu yansıtıyordu. Görüştüğümüz üst düzey yöneticilerin tamamına yakını “yapabilecekleri bir şeyin olmadığını, başımızın çaresine bakmamızı” nasihat ediyorlardı Eğitim Sen, tüzükten anadilde eğitim maddesini çıkarmak zorunda bırakılmış ancak hiçbir zaman bu bilimsel doğruyu sahiplenmekten ve savunmaktan vazgeçmemiştir.

ANADİL, TEMEL İNSAN HAKKIDIR

Sonraki yıllarda Eğitim Sen, ülkemizde sorunun gündemde tutulması için onlarca akademik toplantı ve eylem düzenlemiş, madde sahiplenilip savunulmuştur. Aynı zamanda uluslararası düzeyde de pek çok ülkede sol siyasi partilerin ve emek örgütlerinin davetlisi olarak (İsveç, Norveç Fransa Danimarka, Hollanda, Avusturya, Slovenya, Belçika, Almanya, İtalya İspanya, Yunanistan, İngiltere) katıldığı etkinliklerde yaşananlar ve anadilde eğitim anlatılmıştır.

Sonuç olarak, bugün ülke gündeminde anadilde eğitim hakkı bu denli yoğun tartışılabiliyor, üniversitelerde Kürtçe ile ilgili çeşitli bölümler açılabiliyorsa. Kürtçe yayın yapan televizyon kurulabiliyor ve tüzüğe bu madde son genel kurulda oy birliği ile tekrar yazılabilmişse o dönemde yürütmüş olduğumuz doğru tutumun önemli katkısı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Tabi ki, Kürt Halkının yıllardır yaşadığı ve bu günde devam eden büyük acıların ve ödediği bedellerin yanına koyarak Aslında yukarıda sıraladığım tüm bu gelişmelere bakarak, kapatma davası sürecinde Eğitim Sen’in hem Ergenekon’un hem de AKP’nin mağduru olduğunu söylemem abartılı bir analiz olmasa gerek. Bugün ise koruduğumuz kararlı ve örgütlü gücümüzle her iki tarafında muhatabı olduğumuzu özellikle belirtmek istiyorum.

Önümüzdeki dönemde tartışmalar akademik ve demokratik düzeylerde sürdürülmeli ve karşıtları ikna edilmeli soruna somut çözümler üretilmelidir. Çözüm adımlarının atılması için; anadilde eğitimin nasıl uygulanacağına ilişkin program temelli eylem ve etkinliklerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, bütün topluma ve örgüt tabanımıza derdimizin, amacımızın ve niyetimizin ülkeyi bölmek, toplumu ayrıştırmak, kamplaşma ve kutuplaşma yaratmak olmadığını eğit ve dil bilimin gereği olan bilimsel bir doğruyu savunmak olduğunu daha net anlatmamız gerekmektedir.

Bunu başardığımız oranda sorunun çözümüne katkı sağlamış olacağız.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Anadil / Eğitim Sen /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.