1 Mayıs 2012: Yeni Sendikalar, Yeni Politik Örgütler Gerekli!

İşçilerin Sesi - 15 Mayıs 2012 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

1 Mayıs 2012: Yüzbinler Örgütsüz, Mevcutlara Güvensiz!


Yeni Sendikalar, Yeni Politik Örgütler Gerekli!

1 Mayıs 2012 mitingleri, özellikle İstanbul’da görkemliydi. Önceki yıllara göre daha kitlesel ve coşkulu geçen 1 Mayıs mitingleri, yüze yakın yerde 500 bine yakın insanın katılımıyla gerçekleşti.

Türk-İş ve Hak-İş’in İstanbul 1 Mayıs’ından kopmasıyla birlikte ana akım medyanın özellikle siyasal İslamcı kesimleri, Taksim 1 Mayıs mitingine karşı şüphe uyandıran yayınlar yaptılar. İçişleri Bakanı İstanbul’da bir mezarlıkta bulunan patlayıcılar için “Belki 1 Mayıs’ta kullanılacaktı” açıklaması yaptı. İstanbul Valisi 1 Mayıs’a katılacaklara “parmak sallayarak” konuştu: “Bir sorun yaşanırsa bir daha Taksim’e izin vermeyiz” diye tehdit etti. Zaman gazetesi ise, 1 Mayıs 1977 olaylarını hatırlatarak, sözde tanıklarla konuşup görüşlerini manşete taşıdı; 1 Mayıs ile “olaylar çıkacak” fikrini bir arada işledi. Son olarak Taraf Gazetesi yazarı Halil Berktay (1977 yılı 1 Mayısında Aydınlıkçı gruptaydı) “1 Mayıs 1977 katliamı solcuların işi” seviyesinde servis ederek, devletin provakasyonu olduğu kabul edilen bir tertibi, solun üzerine yıkmaya çalıştı.

Bu siyasal kuşatmaya kapı aralayan, Türk-İş, Kamu Sen, Hak-İş ve Memur Sen gibi hükümet güdümlü sendikaların İstanbul 1 Mayıs komitesinden çekilen açıklamaları oldu. Türk-İş Genel Merkezi, Kamu Sen’in 1 Mayıs bildirisinde yer alan “Kürt sorunun demokratik çözümü” ve “cezaevlerindeki koşulların iyileştirilmesi” yönündeki vurguların çıkartılmasını bahane etti; Hak-İş ise, AKP hükümetine yönelik eleştirilerin metinden çıkartılmasını istedi.

2010 ve 2011 yılındaki 1 Mayıslarda ortak İstanbul mitingleri düzenleyen bu sendikaların, esasen aynı içerikteki metinleri bugün geri çevirmesi ve bunu bir ayrılık meselesi haline getirip, ayrı illerde mitingler yapmaları 2012 yılı 1 Mayısına damgasını vuran bir yan oldu. Hak-İş Ankara’da Çalışma Bakanının da katıldığı bir miting düzenledi. Türk-İş ise, Kamu Sen ile birlikte Bursa’da ayrı bir miting düzendi. Bu mitinge katılmak isteyen diğer sendikalara “yalnızca Türk-İş’in flama ve bayrağı olacak” diyerek geri çevrilmesi ise, ayrıca kaydedilmeli.

Türk-İş ve Hak-İş’in 1 Mayıs 2012’de sendikal örgütler düzeyinde meşruluğunu tartışmalı hale getiren tutum takınmaları, hükümetin denetiminde olduklarını gösteren bir etkendir. 1 Mayısın işçi sınıfı karşısında meşruluğunu sorgulatıp, İçişleri Bakanı ve İstanbul Valisinin açıklamaları ile 1 Mayıs 1977 olaylarını hatırlatan medyanın desteğiyle düzenlenen operasyon, 1 Mayısa katılımı azaltmaya yönelikti. Etkisi olacağı varsayılan “olay çıkacak, provakasyon olabilir” havasını el altından yayılması, AKP hükümeti, 21 Mart Newroz’una getirdiği yasağın bir benzerini 1 Mayıs için uygulamaya koymasından başka nedir ki?

1 Mayıs 2012 İstanbul mitingi, 1 Mayısı polisiye bir olay haline dönüştürmek isteyen hükümet ve ana akım medyaya rağmen ihmal edilebilir birkaç küçük olay dışında olaysız sona erdi. Yine de medyanın 1 Mayıs ertesinde Şişli yönünden gelen küçük bir anarşist çevrenin yerli ve yabancı şirketlerin binalarının camlarını kırmaları haber konusu yaptı.

Öte yandan, 1 Mayıs mitingini tertipleyen heyetin bu yıl yalnızca sendikacılardan oluşması ve 1 Mayıs Taksim alanını kazanımında esas iradeyi oluşturan siyasal bileşenleri sendikacılar komitesine tabi kılması, 2012 yılı 1 Mayısını iki yıl öncesi seviyesinden geriye düşüren temel etken olmuştur. Mitingin geç başlatılması, tertip heyeti adına ve tertip heyeti üyesi kurumlar adına ve Sendikal Güç Birliği adına yapılan içeriksiz, uzun, sıkıcı ve hamasi konuşmalar saat 07.00’den itibaren 1 Mayıs’a gelmek için hazırlanan işçilerin neredeyse saat 17.00’ye kadar süren programı izlemeleri için Mayıs sıcağında 10 saat beklemesi gerekti.

Böyle bir programın kendisi bile değil işçi sınıfına, insan doğasına bile aykırı sayılır. Mitingi düzenleyenlerin bu tutumu bile, 1 Mayıs mitingini izleyen işçilerin katılımını azaltmaya yaramıştır.

Takvimlerde yeri belli de olsa, 1 Mayıs 2012 İstanbul mitingi, 1 Mayısa üç gün kalaya kadar yürüyen tartışmalar, mitingin içeriğiyle değil, kortej sıralamasının anlamsız tartışmalarıyla geçirildi. Tüm işçi ve sendikal kamuoyu tarafından kabul edilen “iş cinayetleri, güvencesiz çalışma, taşeronlaşma, Ulusal İstihdam Stratejisi” vb. konularında acil talep olarak ileri sürülmesi isteği geri çevrilmiştir. Ana tema, demokratik talepler (barış, adalet vb.) de olamamıştır. DİSK’in liderliğinde ileri sürüler ana slogan, işçi hareketini 12 Eylül yargılamaları konvoyuna takarak “1 Mayıs 1977 suçlularının açığa çıkarılıp, yargılanmalı” olarak seçilmiştir.

Bu şiarın önemine karşın, 1977’den beri sürekli taleplerden biridir ve her yıl gündeme göre acil taleplerin öne çıkartılması beklenir. 2012 yılı 1 Mayısında “1 Mayıs 1977” olarak seçilmesi ise, AKP hükümetinin genel olarak demokratikleşme illüzyonuna destek verilmiştir.

Mitingin düzenlenmesindeki uzun konuşmaların yarattığı sıkıcı ortamın, seçilen slogan ve ardından “konser havası”na çevrilmesi ise, 1 Mayıs’ı sınıfın talepleri ve politik düzey bakımından içeriksizleştiren bir tutum olmuştur.

1 Mayıs 2012’nin gösterdiği bir başka gerçek ise, önceki yıllarda olduğu gibi alanı dolduran çoğunluk kitlenin sendika üyeleri olmadığı gibi, bu yıl açığa çıktığı gibi siyasi örgütlerin de dışında yüzbinlerin alana gelmiş olmasıdır. Kortejlerin toplamından daha fazla bir kitleyle karşı karşıya kalınmış olması da şunu gösteriyor ki, sendikaların ve politik örgütlerin örgütleyemediği, üye yapamadığı onlardan daha büyük bir kitlenin varlığıdır. Politik örgütlerin kitlelerinin 1 Mayıs için toplanan kitle olması, 2 Mayıs ve sonrasında bu kitlenin harekete geçirilememesi de ilk gözlemi desteklemektedir.

2010 ve 2011 yılı 1 Mayısları, TEKEL işçilerinin, güvencesiz işçilerin ve Kürt yoksullarının kitlesel damgasını taşımış, sendikal bürokrasi kürsüde bile etkisini gösterememişti. Direnişteki işçiler, kürsünün ana gövdesini oluşturmuşlardı.

2012 yılı 1 Mayısında ise, sendika bürokrasisi geri döndü. Üstelik buna Türk-İş ve Hak-İş cesaret edemedi, DİSK, Sendikal Güç Birliği ve KESK üzerinden sendika bürokrasisi kürsüde yer alabildi. Direnişçi işçilere ise, sadece selamlama düştü.

1 Mayıs 2012 yılında mitinglere katılan her milliyetten yüzbinlerce işçi, mevcut sendikalara ve politik örgütlere güvenmiyor, dahil olmuyor. Mevcut bürokratik sendikalar ve ben merkezci ve ikameci siyasal örgütler ise, oluşturdukları kürsüler, kortejler ve ileri sürdükleri sınıftan kopuk taleplerle yüzbinlere güven vermiyor.

1 Mayıs 2012’nin açığa çıkarttığı temel gerçek şudur: İşçi sınıfının acil talepleriyle demokratik taleplerini, geçiş talepleri olarak formüle edecek “birleşik mücadele” hattını oluşturacak yeni sendika ve yeni politik örgütlere ihtiyaç var. Alana gelen yüzbinleri demokratik, şeffaf ve temiz sendikalarda; işçi sınıfının denetlediği sendikal ve siyasi örgütlerde bir araya getirecek, onların söz ve karar hakkı olan örgütlerde birleştirecek ve bunu yapmak üzere hiçbir ön şart ileri sürmeden görev ve sorumluluk alacak enternasyonalist, komünist kadrolara ihtiyaç var. İşçi kitlelerinin öfkesini kapitalizme karşı mücadeleye tercüme edecek ve her düzeyde örgütlenmesine yardımcı olacak devrimci kadrolara ihtiyaç var.

İşçilerin Sesi, bu görev ve sorumluluğun bilinciyle, sendikal ve politik düzeyde tüm devrimci Marksist kadrolarla hiçbir ön şart ileri sürmeksizin bir arada olabileceği; tek başına kalsa da bu yolda yürüyeceğini 1 Mayıs vesilesiyle açıklamayı görev bilir.

İşçilerin sesi Gazetesi (yeni seri) sayı 2’den alınmıştır. Mayıs 2012

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 1 Mayıs 2012 /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.