Umut Yeşerendedir Emek Kolektifi

Sol Defter- Haber - 19 Mayıs 2012 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

UYEK: Umut Yeşerendedir Emek Kolektifi

İlk kez 2011 yılı 1 Mayısında “İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır!” pankartı altında yürüyen çeşitli iş kollarından sendikalı-sendikasız işçiler bir yıl içinde çoğalarak 2012’de önemli bir kortej oluşturdular. Tekel direnişinden bu yana, çeşitli mücadeleler içinde tanışan işçiler deneyimlerini paylaşmak üzere yaptıkları toplantılarda öncelikle yaşama bakışlarındaki paralellikleri dikkate alarak bu toplantıları sürdürme kararı aldılar. Daha sonra bürokratik, göstermelik, hiyerarşik yapıların sahteliğinden şikâyetlerinin de ortaklaşmasıyla, kısır siyasi tartışmalardan uzak bir kolektif oluşturdular. Hepsi tabandan gelen işçilerdi ve bu nedenle tepedeki yapıların çürümüşlüğünün farkındaydılar. Bu kolektifin oluşumu daha çok Sendikal Güç Birliği’nin (SGB) kuruluşunun açıklanmasıyla somutlaştı. Çünkü SGB’yi oluşturan sendikaların tabanından işçiler Türk İş ‘e yöneltilen eleştirilerin hemen hepsini bu sendikalara daha önce yöneltmiş, hatta genel kurullarda değişiklik önerileri getirmiş ama bu sendikaların yönetim kurulları tarafından reddedilmişti.

Örneğin demokratik bir sendikal işleyiş ve mücadeleci bir sınıf sendikacılığının temel ilkelerini Gökkuşağı Hareketi Hava İş genel kurulunda önergeler halinde sunmuş ama bu temel ilkelere karşı, başta Genel Başkan Atilay Ayçin olmak üzere yönetim kurulunu oluşturan muhteremler adeta savaşmışlardı.

Türk-İş’ten demokrasi isteyen bir sendika, nasıl olur da kendi içinde işçilerin temsilcilerini kendilerinin seçmesine karşı çıkardı?

Türk-İş’ten şeffaflık isteyen bir sendika nasıl olur da kendi işçisine yayınladığı dergide mali durumun özetini yayınlamayı, şeffaflığı  reddederdi?

Kadın sorununa dair, 8 Martlar’da göstermelik de olsa açıklamalar yapan bir yönetim nasıl olur da kendi içinde tacizcileri korur, tacize uğrayan kadın işçisini işten atardı?

Türk-İş’ten mücadeleci bir tutum isteyen, kitleyi seferber etmesini isteyen bir sendika nasıl olur da İşçi Meclislerinin kurulup tabandan hareketle örgütlenmeye karşı çıkardı? Hatta “4c ye karşı mücadele etmeyen şerefsizdir!” diyen bir genel başkan, mücadele isteyen işçileri sendikasına almaz ve sonra da “Yüzü işçi sınıfına dönük bir Türk İş” isteme iki yüzlülüğünü gösterebilirdi?

Bu soruları yanıtlaması gerekenler aslında işçilerden çok gerçekleri bilmelerine rağmen bu sendikacıların kuyruğuna takılan, onlarda hâlâ “umut” arayan siyasi parti ve gruplardır.

Sendikaların gücünün mücadeleye katılan işçi kitlesiyle sınırlı olduğunun ayırdında olan sendika yöneticileri onları sürece katmamayı bilinçli olarak seçiyordu. Çünkü ancak bu yolla 20-30 yıl koltuklarını koruyabilecekler, hatta ömür boyu o makamları işgal edebileceklerdi. Çoğu SGB içindeki sendikaların üyesi olan işçiler tanık oldukları sahteciliği afişe etme sorumluluğu duydular. Çünkü öncelikle sınıfa gerçeği söylemek gerekiyordu. Basın toplantısına Tek Gıda İş’in söz verip de yolda bıraktığı Tekel İşçileri, Hava İş Gökkuşağı Hareketi muhalefeti, Kocaeli Belediye İşçileri, Deri-İş eski yönetici ve temsilcileri, Tezkoop-İş 2 Nolu Şube başkanı ve temsilcileri, Selüloz-İş SEKA işçileri, TEKSİF üyesi işçiler katıldı.

Kolektifin ismi aslında burada doğdu. Çünkü bu işçiler özetle mücadeleci bir sendikal hareketin tepedeki bu çürümüş yapıların birlikteliğinde değil, tabandan başlanacak demokratik bir anlayışta aranması gerektiğinin düşünüyorlardı. Bu sendikalarda yıllarca temsilcilik, uzmanlık yapmış ve sonunda bürokrasiden umutlarını keserek başkaldıran, alternatif çözümler öneren işçilerdi.O nedenle ortak bir dille “Umut çürüyende değil tabanda yeşerendedir” dediler. Bunu kamuoyuna açıkladıktan sonra da sahte umutlar peşine katılmak yerine taban örgütlenmelerine yönelik sabırlı ve inatçı çalışmalarını sürdürdüler.

Her geçen gün yeni katılımlar oldu. Plaza işçileri, bilişim çalışanları, taşeron işçileri katıldılar. Farklı seviyelerde işyeri bültenleri bu dönemde yayınlanmaya başladı. Sınıf kardeşliğini önemseyen, hiyerarşiye yer vermeyen, deneyimlerini paylaşarak dayanışan; yatay demokratik bir zeminde kollektif bir çalışma ortamı oluşturdular. Nerede bir örgütlenme çabası, direniş var; nerede işçilere yönelik baskı, kıyım var; nerede iş cinayeti var yetişmeye çalıştılar. Devrimci dayanışma denilen şey tam da bu olmalıydı. Ve bu birlikteliğe bir ad konması gerektiği konuşulunca da başlangıçtaki “umudun adı” öne çıktı. Kolektif Emeğin, çalışmanın, üretkenliğinin keyfine varan işçiler bu birlikteliğin adını Emek Kolektifi olarak belirlerken başına da “Umut Yeşerendedir” süzünü eklediler. “Umut Yeşerendedir Emek Kollektifi” ismi böyle doğdu. Bu ilkeli, siyasi farklılıkları büyüten değil birleştiren, dikey pramitsel değil yatay, tek renkli değil rengarenk bir emek kollektifi, emek birlikteliği oldu.  Bu renklerini, direngen ruhlarını, umutlarını da 1 Mayıs alanına taşıdılar.

Daha önce 2. Tekel Direnişinde olduğu gibi, Tek Gida İş sendika patronlarınca işten atılan engelli işçi Uğur Doğan’ın direnişinde de UYEK bileşenleri devletle sermayeyle işbirliği halindeki sendikal bürokrasinin karşısında yer almışlardı. Son olarak Tek Gıda İş genel merkezinin hukuksuzluğu ve zorbalığına maruz kalan Avrupa Yakası Şube Başkanı Muzaffer Dilek ve işçi arkadaşları UYEK ile buluştu. SGB sözcüsü Tek Gıda İş kendi içinde farklı seslere ve demokratik hakların kullanılmasına tahammül edemiyor ve mafya vari yöntemlerle işçi muhalefetini bastırmaya çalışıyordu. Sendikal bürokrasi ne seçim ne de hukuk tanımıyordu, buna direnen işçiler de doğal olarak buluşup dayanışma içine girdiler. Bu yıl onlar da “Demokratik Şeffaf Temiz Sendika” talebini alana taşıdı.

UYEK bileşeni işçiler 3 yıldır 1 Mayıs kürsüsünde yer alıyor.

  • 2010 yılı 1 Mayısında kürsü hakkını kullanan TEKEL, İSKİ, İtfaiye işçileri, UYEK’in ilk öncüleriydi.
  • 2011 yılında direnişteki Casper Bilgisayar işçileri bu dayanışmanın tanığı ve sözcüleri olmuştu.
  • 2012 yılı 1 Mayısında Çapa taşeron  işçileri 70 günü aşan direnişleriyle kürsüden sınıfa seslenmeyi en fazla hak eden işçilerdendi.

Ama ne yazık ki işçilere ayrılan süre çok kısaydı. Ancak üçer cümle söylemelerine izin verildi! O yüzden geçen 2 yılın aksine 1 Mayıs alanında işçilerden çok profesyonel sendikacıların nutuklarının dinlenmesi bu yılın bence tek olumsuzluğudur.

UYEK kendi içinde hiyerarşi taşımayan demokratik yapısıyla artık mücadeleci işçilerin, örgütlenme çabasındaki emekçilerin buluşma yeridir. Öne çıkmadan, kendinden söz etmeden, sadece  örgütlenme ve direnişi önemseyerek, haksızlığa uğrayan, işten atılan, taşeron sisteminin hışmına uğrayan işçilerin yanında olma çabasını sürdürecek.

UYEK işçilerle birlikte, onlardan öğrenerek yeşeren umudu büyütmeye çalışacak.

1 Mayıs 2012, yeni bir işçi hareketinin, tabandan, işyerlerinden, direnişlerden gelen hareketin büyüyerek bütün sınıfı kucaklaması için, hiçbir ön şart ileri sürmeden pratik mücadele içinde, işyerlerinde tüm emek güçleriyle demokratik ve eşit bir ilişki kurmayı; mütevazı ve emeğe saygılı bir işbirliği geliştirmeyi önemsemektedir. İzlenen bu yol giderek daha geniş işçi kesimleriyle kucaklaşmayı getirerek ülkenin umudu olacaktır.

İşçilerin Sesi Gazetesi (Yeni Seri) Sayı 2’den alınmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: UYEK /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.