İdris Naim Şahin: Karikatürleştirilmiş Otoriterizmin Karanlık Öznesiyle Mücadele

Sarphan Uzunoğlu - 27 Mayıs 2012 - Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İdris Naim Şahin hakkındaki düşüncelerimizi bir “birey” üstünden ortaya koyar ve İdris Naim Şahin’ler yetiştiren devlet ve halk geleneğini tartışmazsak karşımıza yalnızca karikatürleşmiş bir özne çıkacağı ortada… O’nu hepimiz tanıyoruz. Hakkında yapılan analizler hep şu biçimde: 90′lardan fırlamış bir bakan, hükümetin bilinç altı vs. Oysa İdris Naim Şahin ile ilgili söylenmesi gereken ilk şey şu: Şahin bir mirasçı olmasının ötesinde, sağ iktidarların kendilerini üstüne kurguladıkları “kişi kültleri” ve “partinin geri plandalığı” kültürünün açık bir simgesi; onun seçilmişliği vekillikten ibaret değil; o bir Bakan olarak Devlet Bahçeli’den övgüler alan, baszen Recep Tayyip Erdoğan’ın söyleminde hayat bulan bir sağcılığın dış sesi; kendisinin iç sesininse 1915′ten hatta daha öncesinden kalma, Kemalizm’le modernite alanında şahlanan öncesindeki dönemde de heybetinden bir şey kaybetmemiş bir kara özne.

İdris Naim Şahin üzerine yazılan çizilenlere bakın; örneğin Roni Margulies’in kendisine dair tanımı fazlasıyla çok şey ifade ediyor: “İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in habis ve gereksiz bir mağara adamı olduğu konusunda memlekette bir konsensüs oluştu.” Öncelikle memlekette böyle bir konsensüs oluştuğunu düşünmek için biraz pembe gözlük düşkünü olmak gerekiyor; keza Türkiye’nin %90′ına hakim olmuş sağcılığın öyle ya da böyle yıllara yayılan PEKAKA söylemi dahil olmak üzere, Hocalı mitinginde de gördüğümüz azgınlığı gösteriyor ki halk kitleleri faşizme halen yatkınlar. Bu halk kitlelerinin faşizmi arzulamaları konusunda Deleuze tarafından dillendirilen tezi her seferinde haklı çıkarıyor; kitlelere yüklenen sonsuz masumiyetin masalları da öyle ya da böyle maksatlı bir aşırı iyimserlik olarak vurgulanabilir bir nitelik taşıyor.

Dolayısıyla bu “mağara adamı”nın ideolojik ve politik durumunun bir bireyin sahip olduğu statüye indirgenmesi; AKP’nin genel zihniyetinden ayrıştırılmaması problemli, zaten Roni Margulies de yazısında Hüseyin Çelik’i ehven-i şer yapan bu durumu eleştiriyor. Keza Hüseyin Çelik’i birkaç kez Milli Eğitim Bakanlığı için ortaokullara yaptığı toplantılarda tesadüfen dinlemiş (toplantıya zorla girerek) biri olarak söyleyebilirim ki Saraçoğlu’nun, İnönü’nün ya da Menderes’in, statükonun gece bekçisi Hüstamettin Cindoruk’un ve tabii ki bir başka karanlık özne Mehmet Ağar’ın her iki siyasetçiden de ayrılabilecek noktaları yoktur. Devlet adına “devletli olmayan” herkesin canından fedakarlık etmesi üzerine kurulu bu “devlet adamı” mantığını küçümsememek şart.

Doğan Tarkan ise Sosyalist İşçi’deki yazısında şöyle diyor: “Özgürlükçü sosyalistler, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in gitmesi için kampanya yapmaya, rezilliklerini işçi ve emekçi yığınlar arasında teşhir etmeye devam edecekler…”

Sekter ve özgürlükçü sol kavgasına İdris Naim Şahin üzerinden girişmenin anlamsızlığı ortada, kabul etmek gerekir ki İdris Naim Şahin’in istifası bu ülke için büyük bir kazanım olacaktır; ancak bu ülke için en önemli kazanım 90′ların geri döndüğü değil, ulus devlet tarihi boyunca doksan’ların seksen’lerin ve bunları getiren tüm süreçlerin kalıcı olduğu, emekçi kitlelerin asla iktidarı ele geçiremediğidir; bunun da dışında, İdris Naim Şahin’in yalnızca “karanlık bir özne” olarak iktidarca “vurulası” bir bakan olarak önümüze bırakılmasına kanmamak gerektiğidir; özgürlükçü olsun, ortodoks olsun tüm solcuların İNŞ’yi istifaya davet etmeleri hatta buna zorlamaları şarttır; Kürt’lerden “ezilesi böcekler” olarak bahsetmek kimsenin yanına kalmamalıdır; ancak Uludere ile kürtajı aynı cümlede kullanan bir başbakan’ın var olduğu ülkede sorunları İdris Naim Şahin’e indirgemek ve 2002′den bu yana AKP iktidarının varacağı yerin Başbakan’ın sadık yoldaşlarından İdris Naim Şahin olduğunu görememek siyaseten hesap verme sorumluluğu getirir.

Bu bağlamda; hükümeti yıkma isteminde bir sekterlik yoktur; sosyalistler elbette iktidarı ele geçirmekle ilgileneceklerdir; ancak bunun aksi olarak Doğan Tarkan’ın savunduğu istifaya çağrı ve zorlama çizgisinde de hiçbir yanlış ya da uzlaşmacı yan yoktur; iktidarı aşındırmak da devirmek de sosyalistlerin hedefleri arasında olabilir; yeter ki ikisinden birini diğerine yeğ tutmayalım… İdris Naim Şahin’le mücadele etmek Recep Tayyip Erdoğan’la, Neoliberalizmle  ya da Kemalizm’le mücadeleye engel değildir, bu ülkede sağ zihniyetin tüm uzuvlarıyla mücadele asli görevdir o kadar.

Doğan Tarkan’ın yazısı: http://dogan-tarkan.blogspot.com/#!/2012/05/sol-sekterlik-ve-idris-naim-sahinin.html

Roni Margulies’in yazısı: http://www.taraf.com.tr/roni-margulies/makale-hayvani-uslup.htm

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: İdris Naim Şahin /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.