15–16 Haziran’da Dilenenler Değil, Direnenler Kazanacak

Aykut Özer - 12 Haziran 2012 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Deri, Kundura ve Tekstil İşçileri Derneği’nin 10 Haziran Pazar günü gerçekleştirdiği etkinliğe 15-16 Haziran günlerinde Rabak İşyeri Mümessili (temsilcisi) olan Celal Alçınkaya, Deri-İş eski başkan vekili Munzur Pekgüleç de katıldı

15–16 Haziran Direnişinin 42.yılında:

Dilenenler Değil, Direnenler Kazanacak

15–16 Haziran 1970 tarihinde gerçekleştirilen büyük işçi direnişi, Türkiye işçi sınıfının tarihindeki en militan eylemdir. Tüm ülkeyi sarsan bu eylem, işçi sınıfının gücünü dosta ve düşmana göstermesi bakımından, tarihsel bir öneme sahiptir. 15–16 Haziran Direnişi, dönemin siyasi iktidarı tarafından, işçilerin sendika seçme özgürlüğüne dönük saldırısına karşı, sınıfın şiddetli tepkisini yansıtmaktadır. Meclis’te çoğunluğa sahip olan Adalet Partisi Hükümetinin, Sendikalar Kanununda yapmak istediği değişikliğe göre, bir sendikanın faaliyetini sürdürebilmesi için, o işkolunda çalışan sigortalı işçilerin üçte birini örgütlemiş olması gerekiyordu. Konfederasyon için ise, ülkedeki tüm sigortalı işçilerin üçte birini bünyesinde barındırması zorunluydu. Bu değişiklik gerçekleştiğinde, bir konfederasyon olarak DİSK ve bu konfederasyona bağlı, Maden-İş sendikası dışındaki, tüm sendikalar kapanacaktı.

Celal Alçınkaya’nın ilgiyle izlenen anlatımı, bugünlere “ışık tuttu”

Siyasi iktidar tarafından DİSK ve bağlı sendikaların hedef alınmasının nedeni, bu sendikaların işçi sınıfı dinamizmini temsil etmesiydi. Türk-İş, ağırlıkla kamu sektöründe örgütlü olup, siyasi iktidarlarla iyi geçinerek, üyelerinin menfaatlerini korumaya çalışırken, DİSK, vahşi çalışma koşullarının egemen olduğu özel sektör fabrikalarında örgütlenerek, dişe diş bir mücadeleyle işçilerin taleplerini elde ediyordu. Patronlar bu durumdan son derece rahatsızdı. Siyasi iktidar da, temsilcisi olduğu patronların çıkarları gereği böyle bir değişikliğe kalkıştı.

Ancak, DİSK üyesi işçiler için, söz konusu değişiklik, sendika seçme özgürlüklerini kısıtlamasının ötesinde, onların geçmişin kötü çalışma koşullarına mahkûm edilmesi anlamına geliyordu. Direnişin hemen öncesinde yapılan DİSK Genel Temsilciler Meclisi Toplantısında, bir işçi şöyle konuşuyordu: “ DİSK’e üye olmadan önce, tuvalete gitmek için personel müdüründen marka almamız gerekiyordu. Beş kişilik helâ olmasına rağmen, aynı anda sadece iki kişiye tuvalet markası veriliyordu. Öğle yemeği olarak, her gün, bozuk kıymayla pişirilmiş makarna ve hoşaf veriliyordu. Fazla mesaiye zorla kalıyorduk ama bize fazla mesai zammını vermiyorlardı.” Kısacası, işçiler, sendika seçme özgürlüklerinin yanı sıra, tuvalete gitme özgürlüğü, fazla mesai yaptıklarında paralarını alabilme hakkı gibi gündelik iş yaşamındaki kazanımlarını kaybetmeme güdüsüyle harekete geçtiler.

ÜLKE EKONOMİK VE SİYASİ KRİZE GİRİYOR

1970 yılına gelindiğinde, beş yıldır sürmekte olan hızlı ekonomik büyüme durmuştu. Bu durumun sonucu olarak, bir yandan egemen sınıflar arasındaki çelişkiler su yüzüne çıkarken diğer yandan çeşitli kesimlerden emekçilerin düzene ve siyasi iktidara olan hoşnutsuzluğu büyümüştü. 1969 yılı Ekim ayında yapılan seçimlerde yüzde ellinin üzerinde oy alarak Meclis’te kesin bir çoğunluk elde eden Adalet Partisi, bundan altı ay sonra kendi içinde bölünme yaşayarak, azınlığa düşmüş, ancak milletvekili transfer ederek çoğunluğu yeniden elde edebilmişti. İşte bu ekonomik ve siyasi kriz koşulları, bir yandan yasanın doğrudan etkilemediği Türk-İş üyesi işçilerin de eyleme katılımını sağladığı gibi diğer yandan öteki emekçilerin direnişi desteklemelerine yol açtı. Bu sayede eylem hem kitleselleşerek, yaklaşık yüz bin kişilik bir katılıma ulaştı hem de yer yer şiddete başvurulmasına karşın toplumda genel bir kabul gördü.

İSTANBUL’A İKİ GÜN BOYUNCA İŞÇİLER HÂKİMDİ

14 Haziran Pazar günü yapılan DİSK Genel Temsilciler Meclisi Toplantısının ertesi günü, yani 15 Haziran Pazartesi günü, İstanbul’un belli başlı dört sanayi bölgesinde, Topkapı, Levent, Eyüp-Silahtar ve Anadolu yakasında Kadıköy-Gebze hattında on binlerce işçi, iş bırakarak, toplu halde yürüyüşler yaptılar. Yürüyüşlerde, DİSK’e sahip çıkan sloganların yanı sıra, hükümeti istifaya çağıran, bağımsızlık, adalet ve eşitlik vurgusu yapan sloganlar da atıldı. İlk gün genelde olaysız tamamlandı.

İkinci gün yani 16 Haziran’da daha kitlesel ve daha militan bir işçi eylemi söz konusuydu. Ayrıca kolluk güçleri ilk günkü kadar müsamahakâr değildi. Yürüyüşleri engellemeye, işçi önderlerini tutuklamaya çalıştılar. Bu nedenle işçiler ile güvenlik güçleri arasında yer yer arbedeler yaşandı. Ama asıl çatışmalar, Anadolu yakasında, Gebze-Kadıköy yönünde yürüyen işçilerin önüne, Kuşdili’nde barikat kurulması ile yaşandı. Bu çatışmalarda hayatını kaybedenler oldu. Polis püskürtülüp, Kadıköy Kaymakamlığı işçiler tarafından kundaklandı.

Direnişin büyüyüp, militanlaşmasından korkuya kapılan hükümet, çeşitli bölgelerdeki işçilerin bir araya gelmelerini engellemek için Atatürk ve Galata Köprülerini açtı, vapur seferlerini iptal etti. İşçi direnişi karşısında polisin yetersiz kalması üzerine, İstanbul ve Kocaeli’nde sıkıyönetim ilan ederek, orduyu devreye soktu. Bunun ardından direniş bastırılmasına karşın, birçok büyük çaplı fabrikada günlerce işbaşı yapılmadı.

Direniş nedeniyle 150 civarında sendikacı ve işçi önderi tutuklanıp hapse atıldı. Bunlar yaklaşık üç ay hapiste kaldı. Uzayan mahkeme sürecinin sonunda dava düştü. Yine bu direnişin ardından 400 ü aşkın işçi işten atıldı. Yasa değişikliği Meclis’te kabul edilip, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe girmesine karşın, uygulanamadı. Yani DİSK ve bağlı sendikalar kapatılamadı. Bir yıl sonra da, yasa, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilerek, yürürlükten kaldırıldı.

DİRENİŞTEN ÇIKAN DERSLER

Birinci olarak, 15–16 Haziran direnişi, işçi sınıfının gücünü dosta ve düşmana göstermiştir. O güne kadar, devrimci mücadelede işçi sınıfının fiili öncülüğünü göz ardı eden birçok sosyalist, bu direnişin ardından, işçi sınıfının en devrimci sınıf olduğunu kabullenmiştir. Direnişten büyük korkuya kapılan egemenler, önce sıkıyönetim ilan ederek, direnişin üzerinden bir yıl geçmeden de 12 Mart Muhtıra Darbesi ile işçi sınıfı mücadelesini bastırmaya çalışmışlardır.  Dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, muhtırayı gerekçelendirirken kullandığı “toplumsal bilinçlenme, ekonomik gelişmeyi aştı” ifadesiyle, 15–16 Haziran İşçi Direnişinin, kendilerini darbe yapmaya iten esas neden olduğunu itiraf etmek zorunda kalmıştır.

İkinci olarak, işçi sınıfının direnerek kazanacağı çok açık olarak ortaya konulmuştur. İşçi sınıfına siyasi (yasalar) alandan yönelen bir saldırının dahi, sınıfın topyekûn ve kolektif mücadelesiyle püskürtülebileceğini göstermiştir.

Üçüncü olarak, direnişin boyutu karşısında paniğe kapılan ve işçileri sağduyuya davet eden açıklamalar yapan sendika bürokratlarının, işçi sınıfı mücadelesinde, ancak geçici yol arkadaşları olabilecekleri görülmüştür.

15–16 Haziran Büyük İşçi Direnişi tarihe mal olmuş bir olay değil, her dönemde işçi sınıfı mücadelesinin önünü aydınlatan, ona yol gösteren paha biçilmez değerde bir deneyimdir.

İşçilerin Sesi Gazetesi (Yeni Seri) Sayı 3’ten alınmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 15-16 Haziran 1970 /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.