Türkiye: Altın Madencilerinin Hoşgelmediği Ülke – Dimiter KENAROV

Sol Defter- Haber - 19 Haziran 2012 - Ekoloji / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Türkiye: Altın Madencilerinin Hoşgelmediği Ülke

Zeytinli Köyü’nün belediye ve cami arasında kalan meydanında 300 kişi, gırtlakları yırtılırcasına İstiklal Marşı’nı söylüyor.

“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak…”

Bazıları boynunu bükmüş, bazıları gözlerini uzaklara dikmiş ama kadın-erkek-çocuk hepsi yurtlarına olan sevgilerini göstermek için İstiklal Marşı’nı okuyor. Marşın son dizeleri döküldüğünde, kalabalık çılgınca alkışlıyor. Altın madenciliği protestosu başlamaya hazır.

Küçük bir köy olan Zeytinli, Kazdağı’nın eteklerinde, Türkiye’nin Ege kıyısında Edremit Körfezi’nde yer alıyor. Her ne kadar baharın ve palmiye ağaçlarının yapraklarının son günleri olsa da meydan, güneşin huzur veren ışıltısında parlıyor ve Kazdağı’nın denizden dik çıkan doruğunda hala kar var. Paris’in Afrodit’e tanrıların en güzelisin dediği, Hera ve Athenayı’ı hiçe saydığı ve ebediyen gazaplarını çektiği bu dağın adı mitolojide İda Dağı olarak da bilinmektedir.

Gerçekte Troya Savaşı burada başlamıştır.

Zeytinlilerin ve yakın köylerdeki insanlarının savaşı, bugün daha az yoğunlukta da olsa devam etmektedir. Yüksek altın fiyatlarının ve yeni liberalleştirilen maden yasasının teşviki ile Türkiye’de altın madenciliği katlanarak (geçtiğimiz yıl %43 gibi yüksek bir hızla) büyümektedir. Türkiye, şu anda 24,2 ton veya toplam Avrupa üretiminin %49 ile Avrupa’nın en büyük altın üreticisidir. Etkili küresel standartlar olmasa da, hükümetin hızlı desteği ile Türk altın endüstrisi, son bir iki yıl içinde başlamış binlerce yeni keşif projesi ile daha ileriyi hedeflemektedir. Jeolojik modellemeye dayalı resmi tahminlere göre Türkiye 710 Ton’u kanıtlanmış, 6.500 Ton altına sahiptir.

Rezervlerin büyük bir kısmı Türkiye’nin Kuzey Batı’sında yer alan, Kazdağı ve Troya’ya ev sahipliği yapan Biga Yarımadası’ndadır ve bu yüzden pek çok altın madeni şirketi bu bölgede altın aramaya karar vermiştir. Zenginliği dillere destan olan Troya binlerce yıl önce talan edilmişti fakat zenginliğin çoğunluğu hala toprak altında.

Karşı olanlar korku içinde. Köylüler, çiftçiler, çevreciler, dağcılar, biliminsanları, otelciler hemen hemen herkes surların üstüne çıktılar (Burada, Troya Savaşı’na bir gönderme var E.T.). Son birkaç yılda, Biga Yarımadası’nda pek çok barışçıl gösteri düzenlendi. Çanakkale merkezde 20.000 kişi 2008 yılında bu amaçla toplandı.

Bugün Zeytinli Köyü’nde, topluluk daha küçük ama sesleri daha gür çıkıyor. Yerel değerlerle donanmış, hayal kırıklığı içindeki bu insanlar hükümetten en kısa sürede altın madeni şirketlerinin çalışmalarını durdurmasını bekliyorlar.

Çıkarcı ve kundakçı altın arayıcılarına hayır! Dağlarımızı teslim etmeyeceğiz! Büyükşehre hayır! Köle olmayacağız! Kazdağı evimizdir ve satılık değildir. Çevre de demokrasi istiyor. Toprağımız kutsaldır ve kaderine terk etmeyeceğiz.

Protestoyu organize eden birkaç kişi kısa konuşmalar yaptılar. Arka tarafta derme çatma bir gölgelikte asılı Türk bayrağı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün çehresi, altın şirketlerinin altını siyanürle süzme (liç) yöntemiyle çıkarma planlarının karşısında duruyor. Söylemlerin bazıları çevresel, bazıları ekonomik, diğerleri ise tamamen duygusal. Konuşmacılardan bir tanesi mikrofondan “Paraları var, yasaları var, her şeye sahipler.

Fakat bizim de yüreğimiz var ve onu bizden alamazlar” diye bağırıyor. Kalabalık şiddetle destekliyor.

Türkiye çapında çok sayıda maden arama izni olan ve yürüyen proje var. Biga Yarımadası’nda ortaya çıkan altın madenciliği tehdidi, ayakları yere basan ve ülkenin en belalı çevresel ve sosyal olayıdır.

Prof. Dr. Telat Koç’a (ÇOMÜ) göre toplamda 8.870 km2 alana sahip Biga’nın 1.230 km2’sini kapsayan alanı için arama izni almış ulusal ve uluslararası 15 farklı şirket var. Bölgede henüz altın üretimi yok ama 2013’de Alamos Gold’a ait bir şirketin bu aşamaya geçmesi ve pek çok şirketin de onu izlemesi bekleniyor. Altın endüstrisi elbette yerelde istihdam yaratma sözü veriyor ve bazı kişiler bundan hoşnut ama çoğunluk bundan da şüphe duyuyor. Zeytinli’nin komşusu olan Güre’nin altıncı kez seçilmiş belediye başkanı Kamil Saka “ekonomimiz turizm ve tarıma dayalı” diyor. “Altın madeni turizmi kesinlikle etkileyecek.

Kim siyanür havuzunun yanında güneşlenmek ister? Kim maden alanında yetişen zeytinden ede edilen zeytinyağı tüketmek ister?”

Biga Yarımadası’nda altın işletmeciliğine yönelik eleştirilerin çoğunluğu, yeraltı sularının ağır metallerle ve siyanürle kirletilmesi durumunda turizm ve zeytinyağı üretimi gibi bölgedeki kazançlı işlerin zarar göreceği fikrine dayanmakta. Kazdağı’nın Güney yakasındaki yamaçlardan gelip, denize uzanan Edremit Körfezi etrafındaki kıyılar, birinci derecede öneme sahip turizm alanı olduğu gibi, Zeytin Rivyerası’dır da (ünlü zeytin bölgesi anlamında E.T.)” .Bölgede, küçük ölçekli yaklaşık 200 fabrika yıllık 30.000 Ton zeytinyağı üretmektedir. Bunun yanında, Biga Yarımadası’nda, toplamda yaklaşık 750.000 kişi tarım sektöründe istihdam edilmektedir.

Yerel bir zeytinyağı fabrikası sahibi olan ve protestolara katılan Murat Narin (52), “herhangi bir madencilik ama özellikle altın madenciliği bu bölgede yapılan zeytinyağı ticaretini etkileyecektir”.  “Son 15.000 yıldır burada yaşayan tüm farklı kültürler, bölgeye değer katmaktadır. Fakat bugün altın madeni şirketleri bunların üzerinden bir buldozer gibi geçmektedirler”.

Diğer bir temel tehlike ise, Biga ve Çanakkale kentlerinin içme suları kaynağının kirlenmesi olasılığıdır. Çanakkale’nin barajı Atikhisar, yapılması planlanan siyanür atık alanına (barajının) bir taş atımı uzaklıktadır. Büyük bir deprem olduğunda, Biga’dan geçen Kuzey Anadolu fay hattı (İzmit’te 1999 yılında 20.000 kişinin ölümüne neden oldu) tüm bölge için bir felakete neden olabilir. Kazdağı ekosisteminin bozulması olasılığı tüm ülkenin en büyük önceliğidir. Avrupa-Sibirya ve Akdeniz iklimlerinin geçiş noktası olan Kazdağı bölgesinde yer alan 800 tür bitki ve çok sayıda endemik tür, Türklerin övünç kaynağıdır.

1993 yılında, küçük bir bölümü (700 km2’nin 25 km2si) ulusal park olarak düzenlendi. Fakat zengin ormanları, kızıl ve siyah çamları, köknar, kayın, ardıç, kestane ve gürgen ağacı vb. diğer değerli ağaç türleri geriye kalan korumasız alanda kaldı ve madenciliğin kirletme ve ormansızlaştırma riskiyle karşı karşıya.

İstanbul’dan 500 km yol kat ederek protestoya katılmaya gelen eski Orman Mühendisleri Odası Başkanı Salih Sönmezışık (61), sözünü sakınmıyor ve “Kazdağı’nda madencilik gerçek bir suçtur. İnsanlar kirliliğe karşı korunabilirler ama savunmasız ağaçlar değil. İşte bu nedenle buraya geldim. Ağaçları savunuyorum” demektedir.

Kaynak: http://pulitzercenter.org/turkey-zeytinli-gold-mining-protest-kaz-mountains
Çeviren: Ekrem TUFAN.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Altın madenciliği /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.