Diyarbakır Miting Yasağı Yine Gösterdi: Demokratikleşme Olmadan Barış Gelmez

- 16 Temmuz 2012 - Türkiye / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

14 Temmuz’da BDP’nin Diyarbakır Mitinginin yasaklanması ve ardından milletvekillerinden 70 yaşındaki ihtiyarlara, 15 yaşındaki çocuk ve gençlere varana kadar uygulanan polis şiddeti, kamuoyunda CHP’nin “çözüm” girişimi, Zana’nın röportajından manşete çekilen “Tayyip Erdoğan çözer” havası, köpük olmanın ötesine geçmedi. Bir kez daha görüldü ki, “Demokratikleşme olmadan barış olmaz”. İşçilerin Sesi gazetesinde 1 Temmuz’da yayınlanan ve çözüme dair yaratılan iyimser havanın gerçek temelinin olmadığını ifade eden Aykut Özer’in yazısını paylaşıyoruz. (Sol Defter)

***

DEMOKRATİKLEŞME OLMADAN BARIŞ GELMEZ

Siyasi iktidar ve medya, Kürt sorunu söz konusu olduğunda, illüzyonistliğe (gözbağcılığa) soyunuyor. Olmayan bir şeyi varmış gibi göstererek adeta insanların aklıyla dalga geçiyor. Geçtiğimiz haftalarda meydana gelen ve çok sayıda asker ve PKK militanının ölümüne yol açan Dağlıca baskınından sonra, yine böyle bir tutum geliştirdiler. Kürt sorununun barışçı çözümü yolunda önemli adımlar atılmaktayken, bu eylemin barışa dönük bir provokasyon olduğunu iddia ettiler. Bu görüşte olanlar, ya bu ülkede yaşamıyor ya da olan bitenlere gözlerini kapatıyor; herkesin de kendileri gibi davranmasını istiyorlar.

Son bir yıldır silahlı çatışmalar, askeri operasyonlar, pusu ve saldırılar hiç eksik olmadı. Bu yüzden, her iki taraftan yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Bu çatışmalardaki can kayıplarının sayısı, 15 yıl önceki düzeye ulaştı. KCK operasyonları adı altında yürütülen ve yasal alanda politika yapan Kürt siyasetçiler ile medya mensupları, avukatlar, Kürt sendikacı ve aydınları hedef alan operasyonlarla, yaklaşık yedi bin kişi hapse atıldı. BDP’li belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ile il genel meclisi üyelerinin neredeyse yarısı içeride. PKK lideri Öcalan’ın, avukatları ve ailesiyle görüşmesi yaklaşık bir yıldır, hukuk dışı bir biçimde, engelleniyor. Kendisi tam bir tecrit altında, yaşamından bile haber alınamıyor.

Bu koşullarda, neye dayanılarak barışa dönük gelişmelerin olduğundan söz edilebiliyor? Yukarıda anlatılan nesnellik bir kenara atılarak, bir gazetecinin izlenimleri, bir politikacının kanaatlerine özel önem atfediliyor ve barışa dönük gelişmeler olduğu havası yaratılmak isteniyor. Siyasi iktidarın “askeri çözüm” politikalarına kan vermekten öte bir anlam taşımayan, Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesinden olumlu bir sinyal alınıyor. Radikal gazetesi yazarı Avni Özgürel Kandil’e giderek, Murat Karayılan ile bir görüşme yapıyor ve Kürt sorununda barışa çok yakın olunduğu yönünde izlenim edindiğini kamuoyuna açıklıyor. Ancak bir yandan bunu yaparken, diğer yandan başlı başına bir gazetecilik başarısı olan söz konusu röportajı, kendi gazetesinde yayınlayamıyor; sıradan bir internet sitesi aracılığıyla kamuoyuna duyuruyor. Siyasi iktidarın, Kürt sorunundaki yeni konsepti gereği, medyaya koyduğu yasağı aşamıyor. Bu nasıl barış sürecidir ki, taraflardan birinin en yetkili kişisinin görüşlerinin kamuoyuna yansımasına ambargo konuluyor?

Şimdiye kadar yazılı ya da görsel medyaya demeç dahi vermeyen Kürt vekil Leyla Zana’nın, Hürriyet gazetesinde uzun bir röportajı yayınlanıyor. Leyla Zana, röportajın önemli bir bölümünde, siyasi iktidarın Kürt sorununa yaklaşımını eleştirir, hükümetin bu konuya ilişkin bir çözüm projesi olmadığını vurgularken, bir yerinde Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorununa çözüm bulacağına dair inancını vurguluyor. Gazeteler, Zana’nın bu tespitini manşete çıkartarak, hükümetin Kürt meselesinde, kamuoyunu yanıltma politikasına hizmet ediyorlar. Ancak Zana, bu tespitinin röportajın diğer bölümleriyle olan çelişkisini açıklayamadığı gibi, kendisinde bu kanaatin oluşmasına neden olan veriler konusunda da, kamuoyunu tatmin edemiyor.

Kürt meselesinde, hükümetteki birinci dereceden yetkili isim olan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, bir televizyon kanalına verdiği röportajda, Kürt sorununun çözümü konusunda, ABD ve Barzani ile birlikte çalıştıklarını açıklıyor. Bazı yazar ve politikacıların açıklamalarıyla yayılmaya çalışılan sahte iyimser havanın, AKP iktidarı-ABD-Barzani ekseninde kotarılmaya çalışılan kimi planların bir parçası olduğu, kanaat oluşturucuların, bu havadan abartılı bir biçimde etkilendikleri izlenimi doğuyor. Ancak sorunun birinci dereceden taraflarının atlanarak (by-pass edilerek), soruna çözüm bulunması mümkün görünmüyor. O nedenle bu politik yaklaşım, akan kanın durmasını, dolayısıyla Kürt sorununa barışçı çözüm bulunmasını erteliyor, geciktiriyor. Bu bağlamda, Başbakan Erdoğan-Leyla Zana görüşmesi, siyasi iktidarın diyalog ve müzakereye açık olduğu yönünde, yanıltıcı bir görüntü yaratması ile Kürt tarafının bilinen görüşlerini Başbakana ve kamuoyuna, bir kez daha deklare etmesinin ötesinde bir anlam taşımıyor. Görüşmeye, bunun ötesinde bir önem ve değer atfedenler, kimi komplo teorilerinin peşinde, kendi sübjektif niyetlerini gerçekler yerine koyuyorlar.

HÜKÜMET NEDEN TOPU BARZANİ VE ABD’YE ATTI?

Bu sorunun cevabı, PKK yöneticileri ve önemli sayıda militanın, Irak Kürdistan’ında üstlenmesinde değil, esas olarak, Türkiye’nin bölge politikasında üstlendiği rolde gizlidir. Başta ABD olmak üzere, batılı emperyalistler, bölgenin siyasi olarak düzenlenmesinde, Suriye’de rejim değişikliğinin sağlanması ve İran’ın kuşatılmasında, Türkiye’ye önemli görevler yüklemişlerdir. Ancak bunu gerçekleştirilmesi için Türkiye’nin içeride sorunsuz olması gerekmektedir. Siyasi iktidarın en önemli siyasi sorunu, Kürt muhalefetinin sürdürdüğü silahlı ayaklanmadır. Türkiye’nin elinin serbestleşmesi için, bu ayaklanmanın tasfiye edilmesi gerekmektedir. O nedenle bu koşullarda,  Kürt meselesi, sadece Türkiye’nin değil, batılı emperyalistlerin ve onların Kürt müttefiki Barzani’nin de sorunu haline gelmiştir. Irak’ı işgale hazırlanırken Türkiye’ye önemli roller biçen ABD emperyalizmi, nasıl 1999 yılında Abdullah Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye teslim ederek, Kürt ayaklanmasını bastırıp Türkiye’yi rahatlatmayı amaçlamışsa, bugün de benzer bir rol oynaması isteniyor. Siyasi iktidar, PKK’nin tasfiye edilmesinde, ABD ve müttefiki Barzani’nin aktif ve belirleyici bir rol oynamasını arzuluyor. Ancak bu, Kürt sorununa barışçı siyasi çözüm değil, bölgesel bir savaşa hazırlanan Türkiye’nin “cephe gerisinin” sağlama alınması anlamı taşıyor.

Bu şekilde, Kürt meselesine uluslar arası bir boyut kazandırılmaya, bölgenin siyasi koşullarında bir “iç mesele” olmaktan çıkartıp “dış sorun” haline geldiği algısı yaratılmaya çalışılıyor. Hükümetin bu bakış açısı, siyasi açıklamalarına da yansıyor. “Kürt sorunu yoktur, PKK sorunu vardır” ya da PKK’yi kimi bölgesel güçlerin taşeronu olarak görerek, “bugün onları birileri kullanır, yarın başkaları” gibi söylemler, askeri çözüm mantığının ifadesi olduğu gibi, sorunu dışsallaştırma çabalarının da bir ürünüdür. Aslında bu söylem, komünistlere hiç de yabancı değildir. Yaklaşık yetmiş yıl boyunca, devlet ve siyasi iktidarlar, komünistleri ve devrimcileri, ülkedeki sınıf çelişkilerinin ortaya çıkardığı bir siyasi dinamik olarak değil, Sovyetler Birliği’nin ajanları olarak görmüşler ve bu şekilde kamuoyuna yansıtmışlardır. Bugün aynısı Kürt siyasi hareketi için de yapılmaktadır.

Kürt sorunu, Kürt halkının meşru demokratik taleplerinin, devlet ve siyasi iktidarlar tarafından karşılanmamasından kaynaklanan, ülkenin bir iç sorunudur. Bu sorunun çözümünün yolu, Kürtlerin taleplerini de karşılayacak şekilde, topyekûn bir demokratikleşmeden geçmektedir. Bu bağlamda, MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’in bir basın organına yaptığı açıklamada belirttiği, “köklü bir demokratikleşmeye gidilmediği takdirde, önce AKP’nin, sonra da ülkenin bölüneceği” şeklindeki görüşü önemlidir. On yıllarca “devletin çelik çekirdeğinde” görev yapmış bir eski bürokratın gördüğünü siyasi iktidarın görmemesi, Kürt sorununun barışçı siyasi çözümü önündeki en önemli engeldir.

www.iscilerinsesi.org -iscilerinsesi@gmail.com

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Kürt sorunu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.