Akademi ve AKP Öğrencilerden Ne İstiyor?

Sarphan Uzunoğlu - 3 Ağustos 2012 - Güncel Politika / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Akademi ve AKP Öğrencilerden Ne İstiyor?

Neredeyse bir yıldır BDP grubuna ulaşanların en çok yakındığı konulardan biri ne biliyor musunuz? Üniversite yönetimlerinin haklarında açtıkları ve tamamı uydurma kanıtlara dayanan yahut subjektif ve taraflı yorumlarla bezenmiş soruşturmalar ya da saldırılar. ANF’nin bugün geçtiği Kadir Sarağoğlu isimli öğrencinin durumu bunlardan yalnızca biri.

Meliha Gündüz’ün haberine göre * Mersin Üniversitesi 3 Mayıs günü üniversitede çıkan olaylar nedeniyle o gün okulda olmayan Kadir Sarağoğlu adlı öğrenci hakkında soruşturma başlatmış ve akademinin AKP dönemindeki aynı yastığa boş koyduğu partneri emniyet (Mersin Emniyeti) ise bir an beklemeksizin, hatta soruşturma sonucuna dahi gerek duymaksızın Kadir Sarağoğlu hakkında soruşturma başlatmakta gecikmemiş.

3 Mayıs günü Kadir Sarağoğlu orada yokken ne mi olmuştu? Haberden aktarmaya devam edelim:

Türkçülük günü’ nedeniyle kutlama yapan ırkçı ülkücüler 3 Mayıs günü, okul dışından getirdiği kişilerle birlikte üniversite kampusunda devrimci, demokrat, yurtsever öğrencilere saldırmış ve bir çok kişiyi yaralamıştı. Saldırı sonrasında polisler, ırkçılara müdahalede bulunmazken, yaralanan devrimci, demokrat, yurtsever 3 öğrenciyi gözaltına almıştı.

Aslına bakarsanız üniversite yönetiminin bu politikasının devletten ve sözüm ona özerk YÖK yapısından ayrı düşünülmemesi gerekir. Öyle ya, halkın seçtiği vekilleri “şüpheli” olarak hapiste tutan (ilgili değişikliklere ragmen), eli kanlı katliamcıları, ırkçılığın cinnet anının faillerinin (ki o an hiç bitmez) bir hükümet eliyle tasarlanmış yargının, o yargıya her gün bir kez daha onay veren yürütmenin ve 12 Eylül anayasasının bir gram önüne gitmek istemeyen sistem partilerinin hüküm sürdüğü bir ülkede adaletsizliğin dahi “yukarıdan aşağı” yayıldığı göz önüne alındığında akademiyi bu soruşturmaları açmak konusunda yüreklendirmek bir yana daha fazla soruşturma açmaya teşvik ediyor.

Bu yıl içerisinde örneğin Kıbrıs’ta onlarca öğrenci aynı kaderi paylaştılar. Onlarca yurtsever öğrenci yine bir olayda saldırıya uğramış ve yine eğitim hayatlarından olmuşlardı.  Bu olaydaki öğrencilerin bir kısmıysa yine yukarıdaki olaydaki gibi haklarında soruşturma açılan gün olay yerinde değillerdi yahut okuldaki sınavdalardı. Zaten Kürt öğrenciler için mazlumluk daimi bir durum. Öyle ki mezun olup KPSS’den yeter puan alıp görev yerine yerleşmesi için son imzayı bir yıl bekleyeni dahi mevcut.

Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi’ne (TODİ) göre 770’i aşkın üniversite öğrencisi cezaevlerinde bulunuyor. Bunlara tutuklu yüzlerce lise öğrencisini de eklemek gerekiyor. Öğrencilerin tutuklanma gerekçeleri arasında kitap, limon, yumurta, puşi, slogan, parasız eğitim pankartı açmak gibi akıldışı gerekçeler var. Devlet elbette tüm bu nesne yahut eylemleri “suç” olarak saymıyor; aslına bakarsanız devlet güvenlik konseptinin propagandasını bu davalar üstünden yapıyor ve gözetim toplumunda en küçük bir hataya dahi tahammül olmadığını hepimize gösteriyor.

Ecevit döneminde Rahşan Affı’nın aldığı en büyük eleştiri devletin “kendine karşı işlenmeyen suçları affetmesi” idi; AKP sanıyorum ki bu eleştirileri yanlış anlamış olacak. Devlet bugün durumu yanlış anlamış olacak ki suçları “sosyalist ve öğrenci kesmek” olanları koruyup kollar üstüne de salarken, en ufak bir muhalefet kıvılcımı gördüğü kimseyi affetmiyor. Devlet kendi yetiştirdiği katilleri affederken, maktulleri cezalandırmaya devam ediyor. 90’lar bitmedi dememiz hep bu yüzdendi; devlet bunu bize bir kez daha kanıtlıyor.

Toplamda 1000’i aştığını söyleyebileceğimiz tutuklu öğrencilerin sayısı, istatistiksel olarak dünyaya ya da Türkiye’ye çok şey söylemiyor. Buna eminiz. Zaten başından beri öğrencilerin ve tüm siyasi tutsakların istatikleşmesi ve AKP’nin bu isimleri “ileri demokrasi” sürecinde pazarlık kalemi haline getirmesi bu sürecin işleyişi hakkında bize fikir veriyordu. İstatistiklerdeki çoğalarak artan grafik hala kimilerinin gözünü korkutmamış olsa ve AKP’ye “demokratlık” atfetseler de davaların karikatürizasyonunun sonuç getirmediği ortada. AKP bizi kendi piyesinin içine yıkıcı olmayan bir muhalefetle çekmeye çalışırken biz yıkıcı muhalefetimizi internette yahut mahkeme kapılarında sınırlıyoruz; buna karşılık örneğin BDP’nin bir vekil çıkaracak kadar oy aldığı bölgelerdeki üye sayısı AKP’nin politikaları yüzünden İstanbul’un en büyük ilçelerinde bile sınırlı sayılarda kalabiliyor.

Örgütlenme, eylem yapma gibi fazlasıyla “zararlı” fiillerin peşinden koşanlara AKP açık mesajını veriyor: Her yerdeyim, okulda, kampüste, yatak odanda, iş yerinde.

Onları her yerden kovmanın vakti gelmedi mi?

** http://anf.bz/index.php?rupel=nuce&nuceID=66339

jiyan.org

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Akademi / AKP / üniversite öğrencileri /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.