Düşüncesiz, Sorgusuz, Emeksiz Bir Üniversite!

Sarphan Uzunoğlu - 26 Ağustos 2012 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Düşüncesiz, Sorgusuz, Emeksiz Bir Üniversite!

Belki de böyle bir yazının başlığı “Öğrencisiz, Hocasız, Gurursuz bir üniversite” olabilirdi; ama öğrencinin müşterileştirildiği bu çağda “üniversite” kavramını daha da kirletmemek, gerçekten “öğrenci” ve “akademisyen” olma konusunda çaba sarf edenlere haksızlık etmemek ve bu dikkate rağmen bir “sektör” olarak üniversite eğitimine sert bir bakış atmak şart.

Üniversitenin kapısındaki muhtemelen “taşeron” güvenlik şirketi, yemekhanesindeki yüzde doksan taşeron ya da “franchise” kantini, kampanyalardan, fırsat sitelerinden ve kredi kartlarından eğitim sürecine dahil olmuş öğrenciler; anlatılan sizin hikayenizdir.

Bugün akademi üstüne bir şey söylerken genellikle “hapsedilmiş ya da davalı” durumdaki akademisyenler ve öğrenciler üstüne konuşuyoruz. Haklar ve özgürlükler bağlamında bu elbette doğal; ancak şu da kesin ki bu insanların “orada” olmalarını basit bir “ifade özgürlüğü ihlali” olarak görmek birçok açıdan “günahı hafifletme” işlevi görecektir.

Cihan Kırmızıgül’den ücretsiz eğitim pankartı açan Ferhat ve Berna’nın davalarına dek, devletin ideolojik aygıtlarının işleyişini eleştirirken, bu işleyişin ortaya çıkmasını sağlayan hukuki ve siyasal varlığı, dayanakları sorgulamak çoğumuzun aklından dahi geçmiyor.

Türkiye’de özellikle üniversitelerin vakıflaşması ve burs sisteminin yaygınlaşması ile birlikte kendimi de dahil edebileceğim ciddi bir öğrenci güruhu lisans ve sonrası eğitimde, her aşamada hımbıllaştırılabilir duruma geliyor. Tabii bu vakıflaşmayla sınırlı değil; YÖK’ün açıkladığı son disiplin tedbirlerine bakarsanız aslında neoliberalizmin bir gereği olarak sistemin “yolunu bulmak” konusunda oldukça başarılı olduğunu göreceğiz.

Tabii, çoğunlukla öğrenci yahut araştırma öğretim görevlileri penceresinden “emek” ekseninden görülen “akademi”nin, bürokratik yapısı kadar sermaye yapısı da fazlasıyla belirleyici oluyor. Örneğin Marmara Üniversitesi’ndeki “fişçi” dekanın tartışılması kadar üniversitedeki kredi kartı sisteminin tartışılmaması oldukça garip.

Bir üniversite öğrencisini “kredi yahut banka kartı” ile zorunlu alışveriş görevine “atamak” demokratik üniversite vizyonunun neresindedir bilinmemekle birlikte, sermayeyi işin içine asla katmadan aslında Voltaireyan dahi olmayan bir yaklaşımla Voltaire duruşu sergilemeye çalışmak da sistem içi muhalifliğin açık bir örneği oluyor.

Birileri için bol “ortodoksluk” kokacak bu cümlelerin, propagandanın ve eylemin aslının, reaktif kampanyalarda “özgürlük talebi üretmek” değil de “asıl talebi güçlendirmek” temeline dayandığı ortadadır.

Bugün düşüncesiz, sorgusuz, emeksiz bir üniversite yaratıldıysa, bunun arkasında en çok da devletin “tutukla, götür, geri gönderme” politikaları ve yurttaşların terörizasyon süreci vardır, bu fazlasıyla doğru bir tanım olacaktır; ancak kaçınmamamız gereken bir gerçeklik var ki, iletişim çağında neoliberalizme ve aygıtlarına karşı vereceğimiz mücadelenin proaktif ve dahi agresif bir zemine ulaştırılması şarttır. Hala devrimci şiddeti küçük forumlarımızda tartışırken, tüm meseleleri liberallerin tonundan tartışmamız Berna ile Ferhat’ı yahut onlarla benzer birçok ismi yaralamakla kalmıyor, uğruna yaşamaya değer davaları da yaralıyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: üniversite /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.