İktidarın Savaş Politikasına Karşı Barışı Savunalım

İşçilerin Sesi - 9 Eylül 2012 - Güncel Politika / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İktidarın Savaş Politikasına Karşı Barışı Savunalım

2011 seçimlerinin ardından kurulan AKP hükümetinin bir savaş hükümeti olduğunu daha önce de belirtmiştik. Hükümetin, Suriye’de rejim değişikliğini hedefleyen çatışma ortamına doğrudan müdahil olması ile Kürt sorununda “askeri çözüm” politikasına odaklanması ve bu iki “savaşı”, bütünsel ve birleşik bir siyasi proje olarak sürdürmesi, bu tespitin temel gerekçesiydi. AKP hükümeti, Suriye’deki mevcut rejimin yıkılmasında öncü rol üstlenerek, Esad rejiminin taşeronu olarak lanse ettiği PKK’ye karşı mücadelesinde emperyalistlerden artan ölçüde destek alacağını umuyordu. Bu sayede, Esad rejiminin, Libya örneğine benzer şekilde, kısa sürede devrilmesi ve PKK’nin askeri olarak bozguna uğratılmasını başararak, iktidarını pekiştireceğini hesaplıyordu.

SİYASİ İKTİDAR, SAVAŞ POLİTİKASINDA BATAĞA SAPLANMAK ÜZERE

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Esad rejiminin kısa sürede devrilmeyeceği anlaşıldığı gibi, özellikle Şemdinli’de haftalarca süren yoğun çatışmalar ve PKK’nin yol kesme, milletvekili kaçırma gibi eylemlerinin yoğunlaşması, bu alanda da işlerin yolunda gitmediğini gösteriyor.

Esad rejiminin yıkılmasında, emperyalistler adına öncü rol üstlenen Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın siyasi tercihlerinin de sonucu olarak, çatışmanın Sünni-Şii eksenine oturması, Suriye’deki iç mücadeleyi daha da karmaşıklaştırdığı gibi, bölge ülkeleri ve siyasi güçlerinin Şii-Sünni ekseninde saflaşmasını beraberinde getiriyor. Bu durum iki olumsuz sonuca yol açıyor. Birinci olarak, sorunu, Suriye rejiminin devrilmesi boyutundan çıkarıp, bölgesel ve hatta uluslar arası bir mesele haline getiriyor. Bu da tüm bölgeyi içine alacak bir sıcak savaş riskini doğuruyor. İkinci olarak, Suriye’de iç savaş yönünde gelişen çatışmaların Sünni-Şii eksenine oturması, El Kaide, Selefiler gibi radikal unsurların giderek artan ölçüde sürece müdahil olmalarını ve etkinliklerini arttırmalarını getiriyor. Esad sonrasını siyasi açıdan belirsiz hale getiren bu gelişme, emperyalistleri de tedirgin ediyor ve “frene basmalarına” yol açıyor. Bunun sonucu olarak, Türkiye’nin kısa sürede zafer umudu gerçekleşmezken, süreç, emperyalistlerin de istekleri doğrultusunda, savaşan tüm tarafların birlikte yıprandığı ve zayıfladığı, uzayan çatışmalar şeklinde gelişiyor.

Clinton’un Türkiye ziyaretiyle, siyasi iktidarın Suriye politikasına ayar çekiliyor. ABD yetkilileri, Suriye’deki gelişmeler değerlendirilirken, her iki ülkenin ortak bir fotoğraf üzerinde anlaşmalarına vurgu yapıyor. Hükümet, Suriye’de özerk Kürt bölgelerinin oluşmasından duyduğu kaygıyla, sınırda bir PKK yoğunlaşması riskini öne çıkarırken, ABD, PKK’nin yanına El Kaide ve siyasi İslamcıları da ekleyerek, Türkiye hükümetine uyarıda bulunuyor. Emperyalistlerin bu yaklaşımı, Türkiye’nin bugün kucak açıp desteklediği Suriyeli muhaliflerle, gelecekte karşı karşıya gelmesi, ülke topraklarının onlarla çatışma alanına dönüşmesi riskini ortaya çıkarıyor. Kısacası, Suriye’deki siyasi kriz bağlamında, “davul Türkiye’nin sırtında iken, tokmağın emperyalistlerin elinde olması”, bu siyasi krizin, potansiyel olarak, ülkeyi istikrarsızlaştırma riski taşıdığını gösteriyor.

G.ANTEP’TE PATLAYAN BOMBA HÜKÜMETE YARADI

İşte tam da bu noktada, Ramazan Bayramında, Gaziantep’te patlatılan ve on sivilin ölümüne, onlarcasının yaralanmasına yol açan bomba, önemli siyasi sonuçlar yarattı. Gerek hükümet ve resmi otoriteler gerekse kamuoyu oluşturucuları tarafından PKK’ye mal edilen, ancak PKK’nin üstlenmediği bu bombalama, siyasi iktidara yaradı. Patlayan bombalar, AKP hükümetinin, gerek Kürt sorununda gerekse Suriye’ye karşı yürüttüğü savaş politikalarına kan verdi.

Gaziantep, Türkiye’nin, Suriye sınırındaki en gelişmiş ekonomik merkezidir. Bu özelliğiyle, Suriye tarafındaki Halep’in bir benzeridir. Halep’te, Türkiye’nin de desteklediği, muhaliflerle rejim yanlıları arasında şiddetli silahlı çatışmalar sürer ve kentin önemli bir bölümü tahrip olurken, Gaziantep’te patlayan bombalar, kimi çevrelerce, Suriye rejiminin, karşı saldırısı, misillemesi olarak yorumlandı. Kamuoyunda yaratılmaya çalışılan algı, bu kentin Esad rejimi ve “onun taşeronu” PKK tarafından kana bulandığıydı.  O nedenle, bu iki güce karşı askeri mücadele vermek meşru bir tutumdu! Yine bu algı yaratılarak, halkın büyük çoğunluğunun onaylamadığı, hükümetin Suriye politikasına destek sağlanması amaçlanıyordu. Ölenlerin cenaze töreninde bir araya gelen ve ulusal birlik görüntüsü veren burjuva siyasi partilerin liderleri ile devlet erkânı, bu algının oluşmasına katkı sağlıyordu. Yine TOBB, TÜSİAD ve MÜSİAD gibi burjuvazinin örgütleri ile onların ve devletin kuyruğundan ayrılmayan işçi örgütlerinin liderlerinin Gaziantep ziyareti, sadece “teröre karşı milli mutabakat” gösterisi özelliği taşımıyor; onun da ötesinde, hükümetin Suriye politikasının burjuvazinin ekonomik çıkarlarını yansıttığını ve o nedenle patronların tam desteğini aldığını gösteriyordu.

BUGÜN, BARIŞ STRATEJİK BİR HEDEFTİR

Bugün, nasıl burjuvazi, hükümetin savaş politikalarının arkasında saf tutmuşsa, işçi sınıfı ve emekçiler tam da bunun tersini yapmalı ve barış politikalarına sahip çıkmalıdır. Yurtta ve bölgede savaş, egemen sınıfların çıkarlarını yansıtmaktadır. Buna karşı, işçi ve emekçilerin çıkarı, barış ve halkların kardeşliği politikasını, stratejik bir hedef olarak, önlerine koymaktan geçmektedir. Savaş, halkları birbirine düşman edecek, emekçi çocuklarının cephelerde ya da dağlarda ölmesine yol açacak, emekçi kitlelerin yoksullaşmasına neden olacak; buna karşın burjuvazinin kârlarını arttıracaktır. “Arap Baharı” ile birlikte, ABD’li silah tüccarlarının bölgeye yönelik silah satışlarının, üç kat artış göstermesi bunun en önemli kanıtıdır. O nedenle işçi sınıfı ve emekçiler, burjuvazinin temsilcisi ve emperyalistlerin taşeronu AKP hükümetinin savaş politikasına karşı çıkmalıdır. Gerek Kürt sorununa gerekse Suriye’deki anlaşmazlığa, müzakereler yoluyla barışçı ve demokratik çözüm bulunması için mücadele etmelidirler.

İşçilerin Sesi Gazetesi (yeni seri) Eylül 2012 Sayı 6 – Başyazı

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Kürt sorunu / Suriye /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.