Kürt Sorununa Askeri Çözüm Yok!

Aykut Özer - 9 Eylül 2012 - Güncel Politika / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kürt Sorununa Askeri Çözüm Yok!

PKK ile devlet güçleri arasındaki silahlı mücadelenin ulaştığı boyut, siyasi iktidarın Kürt sorununu askeri yoldan çözme politikasının işlemediğini gösteriyor. PKK’nin, silahlı saldırı, yol kesme, aralarında bir milletvekilinin de bulunduğu çeşitli kişilerin kaçırılması gibi eylemlerinin tırmanması, silahlı mücadelede inisiyatifin PKK’nin eline geçtiği görüntüsü veriyor. Özellikle Şemdinli’de bir ayı aşkın süre devam eden çatışmaların ardından, PKK’nin, Şemdinli-Çukurca hattında 300 kilometrelik bir alanı denetimi altında bulundurduğu yönündeki iddialar, siyasi iktidarın Kürt politikası bakımından durumun vahametini ortaya koyuyor.

Haftalar süren Şemdinli’deki çatışmalarının gerçek boyutunun kamuoyuna yansımasının uzunca süre engellenmeye çalışılmasına karşın, çeşitli karakol baskınları sonucu ortaya çıkan asker ölümlerinin gizlenememesinin ardından gelinen nokta, kamuoyunda ciddi olarak tartışılmaya başlandı. Bunun üzerine hükümet, başarısızlığını örtmek ve oluşan tepkiyi yatıştırmak için, çatışmalarda PKK’nin yüzlerce kayıp verdiği yönünde açıklama yaptı. Ancak bu bilgi yerel ve bağımsız kaynaklarca doğrulanmadığı gibi, bunu kanıtlayan objektif veriler de ortada yok. Dolayısıyla, hükümetin açıklamaları, geniş çevrelerce, inandırıcı bulunmadı.

AKP hükümeti, Suriye krizini bir manivela olarak kullanıp, emperyalistlerin de desteğini alarak, PKK’yi etkisiz hale getirme politikasını temel aldı. Ancak, Suriye krizi tam tersi bir etki yarattı. Bir yandan hükümetin, Suriye politikası yüzünden, bölgede yalnızlaşması, diğer yandan Suriye’de oluşan siyasi boşluktan yararlanan bu ülkedeki Kürtlerin, çeşitli kentlerde fiili özerk yönetimler yaratması, Kürt mücadelesini motive eden bir rol oynadı. Bunun yanı sıra, Kürtler, bölgenin siyasal açıdan yeniden düzenlendiği koşullarda, şimdiye kadar reddedilen taleplerini elde etmeleri için uygun bir ortam oluştuğuna inandılar. Buna bağlı olarak siyasi bir atağa geçtiler. PKK’nin eylemlerinin artmasını da bu koşulların ürünü olarak değerlendirmek gerekir.

BİR YANDA SİLAHLI EYLEM DİĞER YANDA BARIŞ SÖYLEMİ

Yoğunlaşan son çatışmalar, “savaşın, siyasetin silahlarla sürdürülmesi” anlamı taşıdığı tespitini doğruluyor. Siyasi iktidar, askeri çözüm politikasıyla, PKK’yi ezerek, Kürtlerin, devletin kendilerine verdiği haklarla yetinmeye razı olmalarını sağlamaya çalışırken, PKK de, silahlı eylemlerini arttırarak, “yenilmedim, ayaktayım” mesajını, başta siyasi iktidar olmak üzere, ülke kamuoyuna vermeye çalışıyor. Böylece siyasi taleplerini görüşmek üzere, kendisiyle yeniden müzakereye oturulmasını hedefliyor. Örgütün çeşitli açıklamalarının ötesinde, gerek milletvekili Hüseyin Aygün’ün serbest bırakıldıktan sonraki anlatımları gerekse Şemdinli civarında BDP konvoyunun önünü kesen PKK militanlarının yaptıkları propaganda, bunu doğruluyor. Her iki olayda da, militanlar, milletvekillerini, barış için daha fazla çaba harcamaları, basın mensuplarını ise, bölgede yaşananları doğru biçimde kamuoyuna yansıtmaları yönünde uyarıyor.

SALDIRI BDP ÜZERİNDE Mİ YOĞUNLAŞACAK?

Bir yandan BDP’li milletvekillerinin, Şemdinli’de, PKK’lilerle aynı fotoğraf karesi içinde yer almalarının yol açtığı tepki, diğer yandan PKK’ye mal edilen Gaziantep’teki bombalı katliamın yarattığı infial, siyasi iktidar tarafından, BDP’yi tasfiye etmekte kullanılmaya çalışılıyor. Bu partinin binalarına yapılan saldırıların yanı sıra, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının yoğun olarak tartışılması, Yargıtay Başsavcısının BDP hakkında inceleme başlatması, 1994 yılında DEP ve bu partiye mensup milletvekillerinin başına gelenleri hatırlatıyor. Gaziantep bombalamasının ardından, burjuva siyasi partilerden meslek kuruluşlarına uzanan bir boyutta yaşanan “teröre karşı milli birlik gösterileri”, Meclis Başkanının, büyük tantanayla kamuoyuna açıkladığı “teröre karşı milli mutabakat metni” ile birleştiğinde, siyasi iktidarın Kürt sorununa askeri çözüm politikasının desteklendiği ve bu çerçevede en geniş mutabakatın sağlanmaya çalışıldığı görülüyor. Buradan, söz konusu mutabakata taraf olmayanların bertaraf edileceği anlamı çıkıyor. DEP operasyonunun, 1994 yerel seçimlerine haftalar kala gerçekleştirildiği ve bu partinin seçimlerde aday bile çıkarmasının engellendiği hatırlandığında, 2013 sonu ya da 2014 başında gerçekleşmesi öngörülen yerel seçimler öncesi, “BDP de mi aynı akıbete uğrayacak?” sorusu akla geliyor.

TARİH TEKERRÜR ETMEYECEKTİR

Bugünkü ülke ve bölge koşullarında, 1990 lı yıllara dönmek, siyasi iktidar ve tüm ülke için intihar anlamına gelecektir. Askeri çözümde ısrar ve silahlı çatışmaların karşılıklı olarak tırmandırılması, halkların boğazlaşmasına ve birbirinden kesin kopuşuna yol açabilecektir. O nedenle öncelikle silahlar karşılıklı olarak susturulmalı; saldırı ve askeri operasyonlar durdurulmalıdır. Ardından soruna barışçı siyasi çözüm bulmayı amaçlayan görüşmelere yeniden başlanmalıdır. Geçmişte yapılan görüşmelerin başarısız olmasının nedeni, müzakerelerin PKK’nin silah bırakmasına endekslenmesidir; siyasi iktidar bu amaçla görüşmelere oturmuştur. “Siz önce silah bırakın, sonra biz bir şeyler yaparız” tutumu takınmıştır. O nedenle süreç tıkanmış ve müzakereler başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Bugün geçmişte yaşanan başarısız süreç tekrarlanmamalı, doğrudan sorunun çözümüne dönük görüşmeler gerçekleştirilmeli; silahların gömülmesi bu sürecin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Bunun için öncelikle siyasi yaşamın demokratikleşmesi yönünde ciddi adımlar atılıp yasal düzenlemeler yapılmalı, BDP ile sağlıklı bir diyalog geliştirilmelidir.

Çatışmalarla geçen her gün ciddi bir kayıptır. Yarın, herkes için çok geç olabilir.

İşçilerin Sesi gazetesi (yeni seri) Eylül 2012 sayı 6’dan alınmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / BDP / Kürt sorunu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.