TAŞ İŞ DER ve Çapa Taşeron İşçilerinin Direnişi

N. Cemal - 11 Eylül 2012 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

BİR ÖZÖRGÜTLENME VE MÜCADELE DENEYİMİ:

TAŞ İŞ DER ve Çapa Taşeron İşçilerinin Direnişi

Ağırlığını Çapa’nın oluşturduğu, İstanbul Üniversitesinin taşeron sağlık işçileri Mart 2010 tarihinden buyana bir dernek çatısı altında mücadele ediyorlar. Taşeron İşçileri Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği (TAŞ İŞ DER) çatısı altında toplanan taşeron işçilerinin ilk iki yılı esas olarak hukuk mücadeleleriyle geçti. İş yasasından doğan kimi haklarını açtıkları davalar yoluyla fiilen kullanılır hale getirdiler. Yıllık izinlerin geriye dönük olarak kıdemine göre kullanılması, şua izinleri, atılanların işe iade davaları bunlardan bazılarıdır.

Neden Dernek?

Taşeron işçilerinin sendika çatısı altında örgütlenmek yerine, bir derneği örgütlenme biçimi olarak seçmiş olmaları bu geçen süre içinde hep tartışıldı. Bazen de küçümseyerek yatsındı. Onlar ise somut mütevazı kazanımları ve bini geçen işçi üyesinin desteğiyle işverenleri konumundaki rektörlük ve başhekimlik tarafından zamanla muhatap alınmak zorunda kalındı. Dernek diye küçümseyenlere de mücadele içinde rüştlerini fiilen ispat etmiş oldular.

Bir sendikal örgütlülüğün değil de bir derneğin taşeron işçileri tarafından örgütlenme modeli olarak seçilmesine yol açan çeşitli sebepleri var. Sendikalara olan güvensizlik bunların ilk nedeni ve bu konuda da kendilerince haklı deneyimleri sahipler. Sendikalara olan güvensizliklerine dair kötü deneyimlerinin ilk müsebbibi ise Belediye-İş Sendikası olmuş. Temizlik işçileri arasında örgütlenmeye başlayan Belediye-İş Sendikası, sendikalılaşma nedeniyle başlayan işten çıkartmalar karşısında güven verici bir karşı duruş sergileyememiş. Sendika şube yönetimi ile merkez yönetim arasında o dönem yaşanan iktidar kavgasının yol açtığı sorunlar taşeron işçilerinin örgütlenmesine de yansımış ve yalnız bırakılmışlar. Noter parası gibi yan etkenler örgütlenme önündeki engellerin tuzu biberi olmuş. Öncü işçilerin nokta atışı yaptığı hayati hata belirlemesi ise, “Belediye-İş Sendikası’nın asıl işveren olarak hastane yönetimini değil de taşeron şirketi muhatap alarak toplu sözleşme yapmaya kalkmasıdır.” İki sandalye bir masadan ibaret muvazaalı ve kaçıp göçmek için teyellenmiş varlığıyla taşeron şirket bir varmış bir yokmuş konumunda. Çekip gittiğinde bulabileceğin bir mal varlığı dahi yok. Yerine gelen şirket ise kendinden menkul.

Sendikal örgütlenme yerine derneğin tercih edilmesinde yaşadıkları kötü deneyimlerin ötesinde bir başka neden daha var. Aynı hastanede (işyerinde) çalışan işçilerin, yasal dayatmalar kabul edilerek, farklı işkollarında çalışan işçiler gibi ayrı ayrı sendika çatıları altında örgütlenmeye çalışılması. Taşeron işçileri doğal refleksleriyle böylesi bir bölücü stratejiye karşı durmuşlardır. Aynı hastanede farklı işler yapsalar da, esas olarak hepsi de sağlık işçisidirler. Belediye-İş örneğinde olduğu gibi temizlik işçilerinin ayrı bir iş kolu olarak ele alınması, ya da üniversite işçisi sayılarak bir kısmının Tezkoop-İş’e üye olmaları gibi deneyimler tetikleyici nitelikte. Dernek örgütlenmesinden kısa bir süre önce Devrimci Sağlık-İş Sendikası’nın başladığı örgütlenme faaliyeti ise, derneğin örgütlenmesinin etkin olması ve işçiyi bölmemek gerekçesiyle askıya alınmış.

Devrimci Sağlık-İş Sendikası’nın hukuki kazanımları ve mücadelesi, sendikalara olan bütün güven erozyonlarına rağmen, büyük bir çoğunluğunun sendika düşmanı olmalarını engellemiş. Dev Sağlık İş Sendikası bütün hastane çalışanlarını -güvenlik personeli dışında- bir bütün olarak değerlendiriyor ve üniversite hastanelerinde, sağlık işinde taşeron çalıştırılmasına karşı Çalışma Bakanlığı müfettişlerini göreve çağırıyor. Başarılı da oluyor ve bu girişimler sonucunda muvazaa raporlarının tutulmasını, yani taşeron firmalar kanalıyla işçi çalıştırılmasının hileli olduğuna dair emsal raporların alınmasını sağlıyor. Taşeron şirketler kanalıyla çalıştırılan işçiler için bir sendika tarafından yapılan bu hayırlı iş görmezden gelinmiyor. Dev Sağlık İş Sendikası müfettişlerin muvazaa raporları eşliğinde emsal mahkeme kararları da almaya başlıyor. Dernek çatısı altında yürütülen hukuk mücadelelerinde taşeron işçileri tarafından bu kararlar emsal dayanak olarak kullanılıyor. Bu durum kafalarının bir köşesinde olumlu örnek olarak yer ediyor. Yine de taşeron sağlık işçilerini tek çatı altında toplayacak bir örgütlenmenin yolunu ve arayışını bırakmıyorlar ve bu arayışın sonunda da fiili bir öz örgütlenme dinamiği yaratıyorlar. Bir araya geldiklerinde de bunun yasal formunu bir dernek olarak belirlemiş oluyorlar: Taşeron İşçileri Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği (TAŞ İŞ DER)

Hukuki Mücadelenin Sınırları

Taşeron işçilerini işkollarına ayırmadan tek bir çatı altında toplamak, noter şartından ve masrafından kurtulmak, işyeri ve işkolu barajından bağımsız olarak örgütlenebilmek ve yetki sorunu tartışmalarını aşmak için buldukları kendiliğinden ve pratik çözüm dernek çatısı altında örgütlenmek oluyor. TAŞ İŞ DER’in sınırlarının ve sınırlılıklarının açmazları elbette ki oluyor: İstanbul Üniversitesi ve hatta ağırlıklı olarak Çapa ile sınırlı bir örgütlenme deneyimi olarak sıkışıp kalıyorlar. Bu sıkışmışlık bazı bürokratik çürümelerin sinyallerini de vermeye başlıyor. Elde ettikleri kısmi kazanımların ve yönetimle diyalog yolu kapısının araladığı pazarlık denen piyasanın keşfiyle birlikte dernek yönetim kadrosunun ideolojisi de belirginleşiyor. Bizim mücadelemiz sadece ekmek mücadelesidir, siyasetle ve siyasilerle işimiz olmaz lafı sıkça tekrarlanır oluyor. Yalıtılmışlık deyim yerindeyse teorize edilmeye çalışılıyor ve karşı çıktıkları taşeron işçi çalıştırma sistemini var eden sistematiğin bir parçası haline getirilmek isteniyorlar. Çapa dışına çıkmamak için ayak direyen dernek yöneticileri, bizim gücümüz ancak kendimize yetiyor savunmasına sığınıyorlar.

Bir işçi örgütünü işçilerin kurması ve öz örgütlenme dinamiği üzerine inşa edilmesi tek başına yetmiyor. İşçilerin, seçtiklerini geri çağıra bilmesi ilkesini örgütsel sistematikleri içinde işleyen bir mekanizma haline getirebilmesi gerekiyor. İşçi denetimi mekanizması yerine konulan iyi niyet mekanizmasızlığı zamana yenilebiliyor ve bürokrasinin sadece sendikalara has olmadığı gerçeği ortaya çıkıyor.

Çapa’ya sıkış(tırıl)an TAŞ İŞ DER, Cerrahpaşa, Haseki, Samatya ve diğer hastanelerden gelen talepler karşısında etkili olamadı. Mücadele zaman içinde sadece Çapa’yla da sınırlandırılmadı. TAŞ İŞ DER hukuk mücadelesiyle sınırlı kalmaya başladı ve fiili mücadele ayağı gün geçtikçe zayıfladı. Çapa’da iyi sonuçlar almaya ve yıldızı parlamaya devam etse de, o alanda gerçekleştirdiği yürüyüş ve basın açıklamalarıyla sınırlanmaya başlaması kendi içinde ki rahatsızlıkları da gündeme taşımaya başladı.

İşveren iş yasalarını bilerek çiğnediğine ve uygulamadığına göre hukuki olarak biz ne yapabiliriz, soruları. Yeniden ve yeniden yasal yollara başvurmak, dilekçeler toplamak, rektörü, dekanı, başhekimi şikâyet etmek. Muvazaa raporlarında adları bile belirli olan bin 116 işçiyi üniversitenin sigorta sicil numarasına (kadroya) yasal olarak kaydettirebilmek. Bu konularda ayak direten SGK müdürleri hakkında acaba ne yapılabiliriz, diye kafa yormak. Sonu ve sonucu gelmeyen şikâyet dilekçeleri, rektörlük ve başhekimlik görüşmeleri ve tabi ki karşılaştıkları idari bürokratik oyalama taktikleri. Mücadele tarzının ana belirleyeni hukuk ve alanı da adliye binaları olunca, en aktif mücadeleyi verecek olan da dernek avukatından başkası olmuyor.

Üniversite yönetimi muvazaa raporlarını boşa çıkartmak için KPSS şartıyla bin 500 taşeron sağlık işçisini 4 B kadrosuna aldı. Bu alım taşeron işçi sayısını azalttı ancak tüm taşeron işçilerine 4 B hakkı verilmedi. Geriye kalan taşeron sağlık işçilerinin sağlık meslek ön lisans ve lisans diplomalı olanları işten çıkartılmaya başlandı. Muvazaa raporu ve mahkeme kararı üniversitenin başını ağrıtıyor. Hukukun gereğini ise işçileri kadroya alarak değil de işten atarak yapıyorlar. Aralık 2011’den itibaren 250’den fazla diplomalı taşeron sağlık işçisini (teknisyen, laborant, biyolog hemşire vb.) işten çıkarttılar. Diğer alanlarda ise taşeron işçi çalıştırmaya devam edildi. İşten atılma furyasının artacağı iyice açığa çıkmaya başlayınca da hukuki mücadelenin acı sınırları keşfedilmeye başlanıldı.

Mahkeme kararları, muvazaa raporları, iş kanununun bazı maddeleri taşeron işçilerinin lehine olmasına rağmen rektörlük uygulamamakta karalıydı. Çalışma Bakanı da dahil, yapılan tüm görüşmelerden hiçbir sonuç çıkmadı. Taşeron işçi çalıştırılması AKP hükümetinin merkezi politikasıydı. TAŞ İŞ DER’in, bizimki ekmek davasından başka bir şey değildir diyen sözde siyasetler üstü yaklaşımı burada duvara tosluyor ve yaşadıklarının siyasi yanını da görmek zorunda kalıyorlar. Rektörlük, işçilerin tepkisini azaltabilmek için 4 B seçeneğini mümkün olduğunca (diğer üniversitelere oranla daha çok sayıda) kullandı. Dernek üyesi işçilerin dikkatinden kaçmayan bir nokta ise, dernek başkanlarının 4 B kapsamına alınması olmuştu. Yönetim bütün toplantılarda ve işçilerin içinde dernek başkanını uyarıyor, sen artık taşeron işçisi değilsin ve onların adına konuşamazsın, diyor. Derneğin altını oyma ve etkisini kırma çalışmalarının sistematikleştiği açığa çıkıyor.

Muvazaa raporlarından bakanlık da kurtulmak istiyor. Siyasi baskı ve talimatlarla öncelikli olarak bakanlığa bağlı iş müfettişlerince muvazaa raporları verilmemeye başlandı. Sonra da iş yasasının taşeron işçilikle ilgili 2’inci maddesinde değişiklik yapılması gündeme alındı. Artık, taşeron şirketler aracılığıyla işçi çalıştırmak tamamen yasallaştırılacak.

Dernek Tipi Örgütlenmeden AKP’nin Çıkardığı Dersler

TAŞ İŞ DER’in etkisi ve işlevi AKP hükümetinin de dikkatini çekti. Öz örgütlenme dinamikleri üzerinden kurulmuş olsa da, geldiği son durum üzerinden AKP’nin kendince çıkarsamalar yapması mümkündü. AKP taşeron sistemini meşrulaştırmak üzere derneklere yatırım yapma yoluna gitti ve bu yolla sendikasızlaştırma politikalarını da perçinleyebileceğini düşündü. El altından ve hükümete yakın cemaat ve cemiyetlerden yeni taşeron işçi dernekleri yaratıldı. Kiminin başkanı aşiret reisi, kiminin ki bizzat taşeron şirket sahibiydi ve hatta hilafsız AKP gençlik kollarından gelenler bile vardı. Ve derken 11 Ocak 2012 tarihinde çalışma bakanlığı TAŞ İŞ DER başta olmak üzere Türkiye genelinde kurulan çeşitli derneklerle Ankara’da toplantılar yapmaya başladı. Taşeron sistemine itiraz etmemeleri koşuluyla, taşeron şirketlerinin iş yasalarına uymayan bazı uygulamalarına son verme konusunda sözler verildi. Hak alma mücadelesi konusunda bu derneklere icazet verildi. Taşeron sisteminin yerleştirilebilmesi ve yasallaştırılması için ihtiyaç duyulan ufak tefek iyileştirilmeler bu dernekler kanalıyla bahşedilebilirdi. Bunun için derneklere maddi destekler de sunuldu. TAŞ İŞ DER dışındaki dernekler, kuruluş amaçlarıyla da bağlantılı olarak ikna olmaya hazırdılar. TAŞ İŞ DER’in dinamikleri, son süreçte yaşadığı tüm olumsuzluklara karşın bu sürece ikna olmasını engelledi. “Ahlaksız teklif”ler işçi sınıfının onuruna yakışır şekilde reddedildi. Hükümetin ve çalışma bakanlığının derneklerle yaptığı üst düzey görüşmelerde TAŞ İŞ DER’in iki temsilcisi tarafından taşeron sistemine karşı topyekûn mücadele etmeyi esas aldıkları açıkladı. Oysa onların tecrübe ve birikimlerinden beklenen, bu derneklerin Türkiye çapındaki merkezileşmesini ve eşgüdümünü sağlamaktı. Bu konuda kendileri için 25 kişilik kadro ve bütçe ayrılmıştı.

Diğer 19 dernek Sivas ve Urfa gibi yerel merkezli örgütlenmelerden genel merkezi bir örgütlenmeye doğru evirilmeye başladılar. İstanbul’da ise nur cemaati merkezli bir dernek 8 katlı bir binada kendini gösterdi. Vatan caddesindeki terörle mücadele merkezi içinde bile örgütlenme çalışması yaptıklarını dillendirmeye başlamışlardı. Akdeniz caddesindeki binaları, terörle mücadele merkezine olduğu kadar İstanbul Üniversitesine ve Çapa’ya da oldukça yakındı. Bodrum katındaki dernek yerlerinin kirasını bile ödemekte zorlanan TAŞ İŞ DER’in kadrolarını devşirme operasyonları ise şimdilik sonuçsuz kaldı.

Yeni İşten Çıkartmalar

TAŞ İŞ DER’le yapılan bir görüşme sırasında rektörlük tarafından 400 işçinin işten çıkartılacağı açıklandı. TAŞ İŞ DER, zorlanarak ve de tartışmalar içinde de olsa fiili mücadele çizisine dönme yönünde bir karar aldı. 21 Şubat 2012 tarihinde Çapa bahçesine bir Bilgilendirme ve Uyanış Çadırı kuruldu. Yoğun bir propaganda ve örgütlenme çalışması yapıldı: Uyanmak İçin Uyarmalı, Uyarmak İçin Uyanmalıyız! şiarı yükseltildi. 1 Nisan’da 196 işçi işten çıkartıldı. Bilgilendirme ve Uyanış Çadırı’nın adı Direniş Çadırı oldu. Çadırın işten atmalar gerçekleşmeden önce kurulmuş olması diğer sendikalar ve bazı dernek yöneticileri tarafından eleştirilse de, sürece hazırlıklı girmiş olmanın mücadele içindeki avantajları kendini açıkça gösterdi. Tepkiler ve yürütülen mücadele sebebiyle çıkartılan işçilere hastane yönetim tarafından başka hastanelerde iş bulundu. Direnişin büyümesinin önüne geçilmeye çalışıldı. İşten çıkartılan işçilerin çadıra gelmesinin ve mücadelenin koşulları daraltıldı. Direniş çadırı işten atılan iki işçi üzerinden ve çalışan işçilerin yıllık izinlerini kullanmak suretiyle fiilen ayakta kaldı. Çadır komitesi taşeron işçilerinin danışma meclisi olurken, çadır da ayakta kaldığı 163 gün boyunca mücadelenin merkezi olmayı sürdürdü.

İÜ Hastaneler Yönetiminin Mayıs Kararları

İstanbul Üniversitesi yönetimi Mayıs ayı toplantısında bir dizi karar daha aldı. Bu kararlar arasında yüzde 20 işçi çıkartılışı, ücret ve yol parası kesintisi yer alıyordu. Direniş çadırının 133. Gününde rektör yardımcısı Kamil Adalet’le konuya dair yapılan toplantıda taşeron işçilerince açık bir uyarı yapıldı. Direniş komitesi, Bu bir Grev sebebidir diye açıklama yaptı. Rektör yardımcısı istifa ettiğini açıklayarak toplantı salonundan apar topar kaçtı.

Taşeron İşçisinin Mücadelesi ve İşçi Demokrasisi

Taşeron işçisinin yürüyüşleriyle ve gerçekleştirdiği eylemlerle yüzde 20 işçi çıkışı şimdilik kaydıyla önledi. Yarın ne olacağının bir garantisi yok. Ücret kesintilerinin durdurulması ise yönetimce kabul edilmedi. Emir yukarıdan, yapabileceğimiz bir şey yok, diyorlardı.

Yaklaşık 50’şer kişilik yürüyüşlerle bir hafta boyunca Çapa içinde Grev çağrıları yapıldı. Bu yürüyüşleri küçümseyen dernek yöneticilerinden bazıları fiilen engelleyici rol oynadılar. Kendileri, eylem ve direniş kırıcılığı yapıyorsunuz diye uyarıldı. Öncü işçilerin sayılarının azlığına dair verdikleri cevap ise, taşı delen suyun gücü değil damlaların sürekliğidir, oldu. O süreklilik sonunda da 500, 700 ve 1000 kişilik yürüyüşlerin temelleri atılmış oldu. Grev için tarihin belirlemesine ve nasıl yapılacağına dair tartışmalara yine öncü işçiler tarafından cevap verildi: Yöneticilerimizin bizimle restleştiği bir toplantının sonunda harekete geçer ve gücümüzü gösteririz. SES dahil, alanda örgütlü sendikalar tarafından taşeron işçilerinin Grev yapabileceğine inanılmıyordu. Yaz tatilindeyiz ve çalışanlar izinde denilerek, böylesi bir zamanda Grev olmaz deniyordu. 6 Temmuz 2012 tarihinde yapılan toplantıda hastane yönetimi ücret kesintilerinin yapılacağını tekrarlandı. Bu toplantının sonrasında taşeron işçilerinin 4 gün sürecek olan grevi fiilen başlamış oldu.

Çapa taşeron işçilerinin direniş, grev ve yürüyüşlerinde örnek nitelikte işçi demokrasisi örnekleri yaşandı. 6 Temmuz’da ki toplantı çıkışında başlayan Grevle birlikte yüzlerce taşeron işçisi Çapa içinde yürüyüş yaparak diğer bölümlerdeki arkadaşlarını topladılar. Birkaç tur atıldıktan sonra hastane bahçesine sığmayan yürüyüş korteji ana caddeye çıktı. Cadde trafiğe kesilerek bir süre oturulduktan sonra, oylamalarla, Beyazıt’ta bulunan rektörlük binasına yürüme kararı alındı. Bu arada başka bir öneri daha gelmişti, önce Cerrahpaşa’ya gidelim ve oradaki arkadaşlarımızı da alalım deniyordu. Bu öneride oylandı ve kabul edildi. Çapa taşeron işçileri direniş komitesinin eşliğinde ve ortak kararlar alarak Grev ve yürüyüşlerine başladılar. Cerrahpaşa hastanesi içinde, Çapa Burada Cerrahpaşa Nerede? diye başlayan sloganların, tartışma ve değerlendirmelerle, Cerrahpaşa İşçisi Yalnız Değilsin! sloganına dönüştüğü görüldü. Cerrahpaşa dekanlık binası önünde yönetime dair uyarı ve çağrılara devam edildi. Yine alınan ortak kararlar sonucu Haseki Kardiyoloji hastanesindeki taşeron işçilerini almaya gidildi. Grevle birlikte Çapa direnişi fiilen İstanbul Üniversitesi direnişine dönüşmüş oldu. Haseki’den sonra Beyazıt doğru devam eden kortej, yazın sıcağı ve nemin boğuculuğuna aldırış etmedi. Kortejde karnı burnunda hamile kadın işçiler vardı. Rektörlük binasına gelindiğinde içeride yönetimden kimse yok denilerek, sekreterlikle görüşmek için birkaç arkadaşınız içeri girebilir denildi. İşçiler bunu kabul etmediler ve beraber gireceğiz dediler. Dernek başkanının içeri girme talebini reddettiler. Daha önce Çapa’da yapılan kitlesel bir yürüyüşte işçilere sormadan başhekim sekreteriyle görüşmeye giden dernek başkanı sert bir şekilde protesto edilmişti. Rektörlük kapısında ve açık alanda 5 kez oylama yapıldı. Tartışıldı ve ortak kararlar alındı. Sonunda da, yine oylamalar sonucunda içeriye bir heyet gönderilmiş oldu. Şüphesiz ki bu görüntü ve uygulamalardan herkesin çıkardığı sonuç aynı olmadı. Bazı sendikacılarımız için bu durum çok başlı ve kimin ne dediği belli olmayan kaotik bir ortamdı. Sendikalar masası polis şefleri konuşacakları yetkili birini arıyor, yürüyüş ve eylemi kimi muhatap alarak kontrol altına alabileceklerini gözden geçiriyorlardı. Elbette ki bu tablo içinde işleri hiç de kolay değildi ve gergindiler. Rektörlük kapısında taşeron işçilerinden birini kışkırtıcılık yapıyorsun diyerek içeri almakla tehdit ettiler. İstanbul Tabip Odası Başkanı ve taşeron işçilerinin Taner hocası ise yürüyüş ve yönteme dair teşekkür etti. Prof. Zeki Kılıçaslan’ın yorumu ise, bu işçi demokrasisi denilen şey de çok zormuş oldu.

TAŞ İŞ DER ve Çapa direnişçileri karşılarındaki sisteme karşı tek başına kazanma şanslarının olmadığını mücadele içinde öğrendiler. Cerrahpaşa’yı, yaptıkları kitlesel iki yürüyüşle sürece katabildiler. Haseki Kardiyoloji ise örgütlü bir biçimde yanlarında yer aldı. Yaklaşık altı ay süren direniş çadırı ve fiili mücadelenin en somut kazanımının, İstanbul Üniversitesi hastanelerinin birleştirilmesi, örgütlü bir işçi grubu çevresinin genişletilip sağlamlaştırılması, idarenin ve taşeron şirketin keyfi uygulamalarının, işçi çıkartma politikalarının, sözleşme ve tutanak baskısının taşeron işçilerinin kazandığı öz güvenle elinin tersiyle itebilmesi oldu. Taşeron işçisi gücü ve öz güveniyle, şimdi sendikalılaşma zamanıdır dedi.

Dernek ve Sendika Birbirine Rakip Değildir

Sıkça sorulan sorunun cevabı mücadele içinde verilmiş oldu: Sendikalılaşıyoruz!

Tabanda örgütlenildi, üç hastanede asgari düzeyde de olsa birlik sağlandı. Fiili mücadelenin önemi anlaşıldı. Eski dernek yöneticilerinin tekeli kırıldı ve yeni bir genç işçi kuşağı öne çıktı.

Taşeron sisteme karşı mücadelenin sınırlı bir alan içinde mümkün olamayacağı açığa çıktı. Bu bilinçle de sendikalaşmaya karar verildi. Direniş çadırı ve komitesinin öncülüğünde, Çapa direnişinin 144. Gününde geniş bir işçi onayıyla Devrimci Sağlık-İş Sendikasına üye olmaya başlanıldı.

Sendikalaşmaya karar verilmesi yeni tipte sorular ve sorunları da ortaya çıkarttı. Dernek ne olacak? Kapanacak mı? Dernek yönetimi, Dev Sağlık İş’in toplusözleşme yetkisi yok. Dernekten farklı ne yapabilir ki? türünden sorularla girdiği süreçte sendika düşmanlığı noktasına kadar geldi. Hastane yönetimi bizimle protokol yapmaya hazır, sendikaya gerek yok dedi. Direniş çadırı ve komitesi ise, mücadele araçlarımızdan biri olan derneğimizi sendika düşmanlarının eline teslim etmeyeceğiz, TAŞ İŞ DER’in taşeron işçilerine ve sendikamıza karşı kullanılmasına izin vermeyeceğiz dediler. Sendika ise derneğin devam etmesinin işçilerin kafasını karıştıracağını ve hedef şaşırtacağını düşünüyordu. Sendikayı bizzat mücadele alanına ve örgütlenmeye çağıran direnişçi işçiler sendika içindeki bazı algılara da karşıydı. Dernek tıkanmıştı ve bu nedenle de sendikaya mecbur kaldınız yaklaşımlarına tepki gösterdiler. Derneğin yok sayılmasına ve Çapa direnişinin sendikaları tarafından adeta görmezden gelinmesine kızan işçiler, dernek sendikanın alternatifi değildir dediler. Dernek de sendika da işçilerin mücadele aracıdır ve bizimdir dediler.

Çapa direniş çadırı direnişin 163. Gününde ve sabahın 5’inde polis, zabıta ve özel güvenlikçiler tarafından düzenlenen bir operasyonla kaldırıldı. Direniş fiilen 177 gün sürdü. Direnişin 177. Gününde direniş komitesince yapılan yazılı açıklamayla mücadelemize sendikamızla ve derneğimizle devam edeceğiz denildi.

16.8.2012 tarihinde olağanüstü genel kurula çağrılan ve sendika genel kurullarında dahi zor görülen bir tartışmanın yaşandığı kurulda, TAŞ İŞ DER yönetiminin karşısına direniş çadırı ve komitesince alternatif bir listeyle çıkıldı. Taşeron İşçilerinin Sesi listesi dernek yönetimini aldı. Tartışmalar ve yorumlar ise devam ediyor. Hepsi de sendikanın aktif üyesi olan yeni dernek yönetimi, derneğimizi sendika düşmanlarına bırakmadık diyorlar ve sendikalarının bu süreçteki tavırlarını eleştiriyorlar.

Saldırı ve hak gaspları sürüyor. 1 Temmuz 2012 itibariyle ikişer günlük yedi ihaleyle 14 günlük iş sözleşmesi imzalatılmak istenmesi bunlardan sadece bir tanesidir. İstanbul Üniversitesi artık köle pazarına dönmüş ve günlük sözleşmelerle gündelikçi işçi çalıştırılır hale gelmiş durumda. Bu sözleşmede, idarenin gerekli gördüğünde ücret kesintisi yapabileceği yazıyor. İşçilerden ücret kesintisine onay vermesi, sözleşmeleri imzalamaları isteniyor. Yüzde 20 işçi çıkartma kararı şimdilik kaydıyla önlense de, maaş ve yol parası kesintileri uygulanmaya başlanıldı. Ağustos ayı maaşlarını kesintili alan işçilerden itiraz dilekçeleri alınarak rektörlüğe verildi. Eylül ayı maaşlarından sonra da bu dilekçeler alınacak ve arkasından da yargı yoluna gidilecek. Hukuken, iki ay itirazsız olarak kesintili maaş alanlar fiilen onaylamış duruma düşüyorlar. Sendika bu konuya yoğunlaşmış durumda. Çapa direnişçileri ise fiili mücadelenin önemini artık fazlasıyla anlamış durumdalar.

Gerek TAŞ İŞ DER, gerekse de 177 gün süren Çapa direnişi sınıf mücadelesi açısından birçok olumlu ve olumsuz deneyimi içinde barındırıyor. Özellikle de işçi demokrasisi ve doğrudan temsil denemeleri görmemezlikten gelinmemelidir.

Eylül 2012

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: TAŞ İŞ DER. taşeronlaşma /

Comments

  1. Nazmi Özdemir diyor ki:

    DERNEK YÖNETICIMIZ CANER KUTLU VE ERHAN TAS ARKADASIMIZ MONOBLOK BINASINDA TASERON FIRMANIN IMZALATMAK ISTEDIGI IS SÖZLEMELERININ ISÇI ALEYHINE OLAN MADDELERINE ITIRAZ ETTIKLERI VE FIRMANIN UYGUN TESLIM ETMEDIGI MALZEMELERI BILDIRDIKLERI IÇIN ERHAN TAS CERRAHPASA TIP FAKÜLTESINE CANER KUTLU ISE ESNAF HASTANESINE ROTASYON YAPILMISLARDIR.HASTANENIN VE BIZLERIN HAKLARINI SAVUNURKEN KENDILERI MADUR EDILEN ARKADASLARIMIZA DESTEK OLMAK IÇIN 14.04.2015 SAAT:7.00 MONOBLOK BINASI ÖNÜNDE TOPLANIYORUZ.HEPINIZI ARKADASLARIMIZA SAHIP ÇIKMAK ÜZERE BEKLIYORUZ.
    Yukardaki mesajı
    Ve bunun gibi onlarca mesaj yoladiniz bana
    Sanirim benden haberiniz yok
    Yılbaşından itabereb işimden ayrılmak zorunda kaldım.
    Üniversite sınavım vardı
    Ç. Tesi haftalik iznim vardı
    Pazar günü izin istedim
    Güvenlik müdürü
    Emekli asjer Onbaşı Baki Eren
    Güvenlik mudur yardımcısı
    Haluk Beykoz
    Amir zafer Erol.
    İzin vermedikleri gibi
    İşimden ayrılmama sebebep oldular
    Sanirim sizin haberiniz yok
    Yani bir badana bana mesaj göndermeyi lütfen
    Benim işimden ayrıldığım sizi ilgilendirmedigi gibi
    Sizde beni ilgilendirmiyorsunuz

    • Sol Defter diyor ki:

      Dernek yönetiminden bağımsız bir sayfayız. Sizden bu yorumunuz vesiesiyle bilgi sahibi olduk. Daha önce bilgimiz olsaydı, sayfamızda haberinizi yayınlardık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.