Sınıfın mücadelesi yasayla düzenlenir mi? – Özgür Müftüoğlu

Sol Defter- Haber - 20 Ekim 2012 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Sınıfın mücadelesi yasayla düzenlenir mi?

Türkiye’de işçilerin üretim/hizmet sunum sürecindeki mücadele örgütü olan sendikaların nasıl kurulacakları, nasıl faaliyet gösterecekleri, sendikalara nasıl üye olunacağı; toplu pazarlık için gerekli koşullar, grevi gerçekleştirme koşulları ve kurallarını belirleyecek olan yasal düzenleme Mecliste görüşülüyor.

Hükümet tarafından hazırlanan ve 550 milletvekili tarafından görüşülen Sendikalar ve Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı belki de bu yazının baskıya girdiği saatlerde Kanun haline getirilmiş olacaktır. Yani 550 sayın milletvekilinin çoğunluğunun “takdirleriyle” Türkiye işçi sınıfının bundan böyle nasıl mücadele edeceği yeni bir “kanunla” belirlenecektir.

Hükümetin getirdiği yasa taslağı tahmin edilebileceği gibi zaten son derece sınırlandırılmış olan sendikalaşma özgürlüğünü daha da sınırlandırmakta; 12 Eylül darbecilerinin çıkarttığı yasalardan bile daha baskılayıcı ve yasaklayıcı bir sendikal mevzuat oluşturmaktadır. İçeriğinden bağımsız olarak işçi sınıfının örgütlenme ve mücadelesinin yasayla dizayn edilmesinin başlı başına bir sorun olduğu düşüncesindeyim. Bu yazıda da yeni yasanın neler getirip neler götürdüğünden ziyade işçi sınıfı ve onun öz örgütü sendikaların nasıl örgütlenip, nasıl mücadele edeceğinin parlamentodan çıkacak bir yasayla belirlenmesinin anlamı ve sonuçları üzerinde durmaya çalışacağım.

Tarihsel sürece bir göz atarsak; parlamentonun işçi sınıfı hareketini değil; işçi sınıfı hareketinin parlamentonun yapısı ve işleyişini belirlediğini görürüz. Zira parlamento sınıflar arası güç ilişkilerinin neticesinde oluşan bir yapıdır. İşçi sınıfı ve onun örgütü olan sendikaların (sınıfın partileriyle beraber) mücadelesi parlamentodaki temsiliyeti de belirleyecektir. Bunun tersi yani parlamentonun işçi sınıfının mücadele aracı olan sendikaları dizayn etmesi ve sendikaların bunu kabullenerek faaliyet göstermesi daha baştan işçi sınıfının yenilgisini ilan etmesi anlamına gelecektir.

Öte yandan, parlamentonun burjuva demokrasi anlayışının bir ürünü olduğunu reddetmemekle birlikte sermaye dışındaki toplum kesimlerinin parlamenter sistemde temsilinin işçi sınıfının mücadelesi sayesinde gerçekleştiğini unutmamak gerekir. Daha 19. yüzyılın ikinci çeyreğinde (Henüz sınıf bilincinin siyasal güç haline dönüşmediği bir dönemde) İngiltere’de Chartist sendikalar emekçilerin ve yoksul halk kesimlerinin seçme ve seçilme hakkı için mücadele başlatmışlar; 19. yüzyılın ikinci yarısındaki sınıfın devrimci mücadelesi sayesinde de emekçiler siyasal haklarını elde etmişlerdir.

Ancak kimi zaman sol içi revizyonist hareketler kimi zaman kriz tehditleri ya da darbelerle parlamenter sistem yeniden emekçileri ve diğer ezilenleri dışlayan antidemokratik bir yapıya bürünmüş ve bu kesimleri siyasetten ve parlamentodan uzaklaştırmaya çalışmıştır. Türkiye’de de halihazırda 12 Eylül darbe rejiminin getirdiği yüzde 10 barajı ve daha nice antidemokratik uygulamalar sonucu parlamentoda çoğunluk elde edenler, işçi sınıfının mücadele yollarını tamamen tıkamaya çalışmaktadır.

Meclisten geçmekte olan Sendikalar ve Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı’nın içeriğinden bağımsız olduğunu tekrar vurgulayarak; işçi sınıfı hareketinin örgütlenme ve mücadele araç ve yöntemlerinin “yasalarla” düzenlenmesini usulden reddetmek gerektiğini düşünüyorum. Bu bağlamda mevcut egemen yapı işçi sınıfı hareketini ve sendikaları çıkartacağı yasalarla ne kadar baskılamaya çalışırsa çalışsın yapılması gereken, çıkartılan yasalara (Yetki alamıyorum vs. diyerek) hayıflanmak değil; bu yasalara rağmen fiili ve meşru bir mücadele hattı oluşturmaktır(!)

Sözün özü: Geçmişte olduğu gibi bugün de işçi sınıfı, örgütlenmesini ve mücadelesini yasalara göre değil ihtiyaçlarına göre belirleyecektir. Önümüzdeki süreçte işçi sınıfı, ihtiyaçlarına cevap veremeyen; tarihin kazanımlarını reddederek önüne konulan mevzuata boyun eğen ve sınıfın yenilgisini baştan kabullenen sendikal yapıları tasfiye edecek ve ihtiyaçlarına cevap verecek bir örgütlenme ve mücadele tarzını yeniden inşa edecektir. Zira tarihin sonu henüz gelmemiştir(!)

19 Ekim 2012 – Özgür Müftüoğlu (Evrensel)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: TİİK /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.