Bu Sendikalar Kanunu işçilere dar gelir

Sol Defter- Haber - 22 Ekim 2012 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Bu Sendikalar Kanunu işçilere dar gelir

Yeni Sendikalar ve Toplu Sözleşme Kanun Tasarısı’nın adeta sessiz sedasız biçimde Meclis’te görüşülüp yasalaşması tasarının toplumsal bakımdan benimsendiği gibi bir algı yarattı. Gerçekten de 14 milyona ulaşan ücretli çalışana, 100’den fazla işçi sendikasına, emekten yana pek çok sol siyasi gruba hatta emekçilerden oy alan CHP ve BDP’ye rağmen tasarının, kitlesel tepkiler olmadan yasalaştırılması süreci, sanki toplumsal bir mutabakat varmış gibi izlenim yaratıyor. Üretimden gelen gücü kullanmayı tercih etmeyen, enerjisini kitlesiz ‘basın açıklamaları’nda ve kitlesiz yürüyüşlerde tüketmeyi tercih eden sendika bürokratlarının yönettiği ‘medyatik’ eylemlerin ise işçi sınıfının tepkisi olarak dikkate alınması doğru olmaz.

İşçi hareketinin geriye çekilmiş olduğu günümüz koşullarında sendika ve toplu sözleşmeye ilişkin kanunlar ‘sosyal ilişkiler’ alanına ait değilmiş de sanki teknik bir düzenlemeymiş gibi değiştiriliyor. Zaten, kitlesel tepkisizliğin temel nedeni de işçi hareketinin 1995’ten beri sürekli geri çekilmesi ve AKP hükümetinin politikalarıyla birlikte iyice şekilsiz hale gelmesi Hiç kuşkusuz sendika bürokrasisinin hareketin şekilsiz hale gelmesindeki rolü çok büyük.  Tasarıda bürokrasinin inisiyatifinin güçlendirilmesini, hükümetin ve işverenlerin bu rolün farkında oldukları şeklinde yorumlamak abartı olmaz.

1946’dan sonra 3. değişiklik

Cumhuriyet tarihinde 1946 tarihli ilk ‘Sendikalar Kanunu’ndan sonra, bu tasarı ile 3. Büyük değişiklik gerçekleştiriliyor. Her dönemde ekonomik alanın ihtiyaçları, sermayenin talepleri ve emek-sermaye mücadelesinde güçler dengesinin izleri, yasalara yansıdı. Bu kez sermaye birikiminin 1946, 1963 ve 1983’deki değişiklik dönemlerine göre çok daha büyüdüğü, gerek iç pazarda gerekse uluslararası pazarda rekabetin aşırı biçimde keskinleşmiş olmasının izleri yasaya kalın fırçalarla nakşedilmiş durumda.

Aslında bu tasarının ilk adımı 2003 tarihinde tamamen değiştirilen Yeni İş Kanunu’nda atılmıştı. Bu yasada iş güvencesi gevşetilirken esnek istihdam biçimlerinin birçoğu yasal güvenceye alınmıştı. 10 yıllık uygulama sürecinde bu esnek istihdam biçimlerinin çok ötesine geçildiği, iş yasasının esnekliğe, uzun çalışma sürelerine ve sınırlı izin kullanımına cevaz veren hükümlerinin bile yaygın şekilde çiğnendiği bir vakıa. İşverenler, iş sürecinde fiili hale gelen uygulamaların yaygınlığını gerekçe göstererek, iş yasasına kural olarak girmesini ısrarla talep ediyorlar. Bunun rekabet gücünün artması için zorunlu olduğunu ilan ediyorlar. Bu fiili duruma uygun tamamen esnek, iş güvencesinin kaldırıldığı, kıdem tazminatına son verildiği vb. sosyal sigorta primlerinin azaltıldığı bir iş süreci istiyorlar. Önümüzdeki dönemde bu konularda adım atılacağı muhakkak.

Durum böyle iken, sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanununun, işverenlerin rekabet kapasitelerini olumsuz etkileyecek içeriğe sahip olması mümkün olamazdı. Nitekim tasarı 4857 sayılı İş Kanununun, taşeron ve esnek istihdam sistemini düzenleyen hükümleriyle son derece uyumludur. Bu uyum kendisini, en çok işkolu barajının (nihai olarak yüzde 3’e düşürülse de) sürdürülmesi ve bilhassa işyerinde toplu sözleşme ve sendikal hakların geçerli olması için yüzde 50+1 şartının korunması ile gösteriyor. Tasarıda işkolu ve işyeri barajları ile ‘işyeri merkezli örgütlenme ilkesi’ ne ve sendika bürokrasisinin inisiyatifine titizlikle sahip çıkılmıştır. Esnek istihdam biçimleri gerek yasal gerekse fiilen yaygınlaşırken ‘İşyeri merkezli örgütlenme ilkesi’ile işçilerin ‘sendikalaşmasını’ her geçen gün daha zor, hatta imkânsız hale getirmektedir. Diğer yandan işyeri merkezli örgütlenme zorunluluğu işçi tabanının değil, sendika bürokrasinin inisiyatifini güçlendiren özelliklere de sahip. Tasarıda Sendikaların gerçek sahibi olan işçi sınıfının sendika yönetimine katılması ve gerçek bir denetim yapmasının önü (işçi denetimi) engellenmiş durumda.

‘Girişimcilik serbest örgütlenme yasak’

İş sürecinde esnek istihdam biçimleri yaygınlaştırılarak işverenlerin inisiyatifleri güçlendirilirken, işçilerin örgütlenme imkânlarının güçleştirilmesi bir anlamda güçler arasında orantısızlığın artırılması anlamına geliyor. Başka bir ifade ile yeni tasarı işverenlerin ‘orantısız güç’ kullanma imkânını güçlendirmiş oluyor. İşverenler gerek 2003 tarihli yasanın güvencesi altında, gerekse pratikte fiili durum yaratarak, kadrolu işçileri kadar başka işverenlere ait taşeron-geçici-göçmen işçi istihdam edebiliyorlar. Ayrıca işçileri hukuken (kendilerine ait) başka şirketin çalışanı gibi gösterebiliyorlar, aynı işi yapan işçileri farklı ünitelerde istihdam ederken, farklı statülerde tutabiliyorlar. Bütün bunlar ‘işyeri merkezli’ örgütlenme için çok ciddi maddi engelleri oluşturuyor. İşçiler sendika için bu maddi engelleri aşarak bir araya gelseler bile bu kez ‘işten atılma’ ile karşı karşıya kalıyorlar. İşverenlerimiz iş güvencesi yasal olarak çok gevşek olduğu için işçileri kolayca işten çıkartabiliyor. Ortalama ücretin asgari ücrete yaklaştığı koşullarda işçi çıkarmanın maliyetini (Kıdem Tazminatından şikayet etseler de) kolayca üstlenebiliyorlar. Ayrıca gerçek işsizliğin 4 milyon olduğu koşullarda, çıkardıkları işçilerden daha düşük ücrete razı işçi bulmaları mümkün olabiliyor.

Böylesi koşullarda Disk’ten, Türk-İş genel merkezine muhalif ‘Sendikal Güçbirliği’ne ve Aziz Çelik, Atilla Özsever gibi sendikal bürokrasinin basın ve akademideki temsilcilerine kadar tasarıya muhalif kesimlerin, tasarının 12 Eylül ruhu korunuyor gibi sızlanmaları ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (İLO ) standartlarının aykırı diye şikayet etmeleri, tasarının sosyal ve ekonomik bağlamını anlayamadıklarını, sınıf mücadelesi dışında bir ‘yasalcılık’a sığındıklarını gösteriyor. Kaldı ki İLO esnek istihdam ve taşeron çalıştırılmasına (güvenceli esneklik adı altında) da cevaz veren çok sayıda sözleşmeye sahip.

Belirtmek gerekir ki sayı bakımından 14 milyon kişiye ulaşarak yalnızca toplam çalışanlar içinde değil, bütün nüfus içinde dahi en kalabalık sosyal kitleyi oluşturan (aileleri ile nüfusun yüzde 60’ını oluşturan) bir işçi sınıfı kitlesine, bu sendikal kanunu elbisesi dar olarak biçilmiştir ve çok kısa süre içinde dikişleri patlayacaktır. İşçiler, sendika bürokrasisinin inisiyatifini de aşarak, mevcut kanuna rağmen sektör bazında yeniden-örgütlenmeye yöneleceklerdir. Geçtiğimiz ay Gaziantep’te yaklaşık 5 bin tekstil işçisinin işyeri merkezli örgütlenme yerine sektör bazında örgütlenip, sendika bürokrasisini dışlayarak kitle grevi gerçekleştirmesi bu yönelimin hiç de erken olmayan çok önemli ilk örneklerinden birini oluşturduğunu hafızada tutmakta yarar var.

Tasarının işçi kitlesinin gerçek ihtiyaçlarına cevap vermesi için işyeri merkezli örgütlenme zorunluluğun terkedilerek, sektör bazlı örgütlenme imkânının sağlanması ve sendika bürokrasisinin inisiyatifini daraltacak hükümler içermesi gerekiyor. Dar olarak biçilen bu yeni kanun tasarısının hükümleri, bu imkânı işçilerin mücadele ile kazanmasına yönelik büyük gerilimler-çelişkiler içeriyor. İlerletici olan da bu çelişkilerin, tabandaki işçi kitlesi tarafından çözülmesi olacak.

***

Sol Defter’in Notu: Yazıda geçen “Aziz Çelik, Atilla Özsever gibi sendikal bürokrasinin basın ve akademideki temsilcileri” ifadesine katılmadığımızı ifade etmek istiyoruz. Aziz Çelik’in BirGün ve T 24’teki; ayrıca blog’unda yayınlanan neredeyse tüm yazılarını; Atilla Özsever’e ait çeşitli vesilelerle yazılarını yayınlamış bir yayın olarak, yazarlarımıza hakarete varan bir seviyede ifade kullanılmasını doğru bulmuyoruz.

Söz konusu ifadelerin fikri zeminde bir tartışmaya da hizmet etmediği kanaatindeyiz. Söz konusu yazarların görüşleri muhakkak ki eleştirilebilir; eleştirilmelidir. Ancak görüşlerin eleştirisiyle hakaret; yaftalama ayrı şeylerdir.

Bu ifadelerin diğer anlamı ise, Sol Defter’in “bürokrasinin akademisyenlerinin yazılarını yayınlamış” olmasıdır ki, kendi adımıza da bu ifadenin eleştri ölçülerini aştığını düşünüyoruz.

Yorumlarda olduğu gibi yazılarda da hakaret içerdiği sürece yayınlamayacağımızı bu vesileyle bir kez daha bildirmek isteriz.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: TİİK /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.