Salonda da Sokakta da Yanlış Cumhuriyet!

Sarphan Uzunoğlu - 28 Ekim 2012 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Cumhuriyet dendiğinde aklınıza hala “şapka devrimi” ya da “milli eğitim” yahut “kadınlara verilen” o malum haklar mı geliyor? Öyleyse ya tarihe bakışınız bir ilkokul kitabının pirelenmiş sayfalarında takılı kalmış yahut “cumhuriyet” dediğimiz şeyin aslında araçsallaştırılarak 89 yıllık tarihi boyunca “çelik bir zırh” gibi kuşanılan bir masal olduğu gerçeğine pek de takılmamışsınızdır. Hele ki 29 Ekim’de nerede yürüsek, bayramı nerede kutlasak telaşına düşen “cumhuriyetçi”lerdenseniz, bu kutlamaların “sivil” ile “resmi” olanı arasında seçim yapmaya çalışıp aslında kutlanacak bir şey olmadığını, cesetler üstünde tepinmekten başka bir şey yapmadığınızı görmeyecekseniz.

Eğer illa ki cumhuriyeti bir “şapka devrimi” ile tarif edeceksek, tarif etmemiz gereken festen asker şapkasına oradan da polis kepine geçiştir. Copun nereye “monte edildiği” konusunda muktedirin tavrı ise daimidir.

Bugün kavga edilmesi gereken Cumhuriyet’in kurumlarıdır; hiçbir iktidar döneminde terk edilmemiş ve AKP’yle tekrar şaha kalkmış üstten reformizm anlayışıdır. Polislerin Kürt avladığı bu dönemde 1923 üstünden Cumhuriyet’le hesaplaşmaya çalışmak kolaycılıktır, bir bütün olarak Türk modernleşme projesi son ve en “azgın” öncüsü AKP ile birlikte beraber ele alınmadıkça bu “yanlış cumhuriyet”i yaşamaya devam edeceğiz. Cemaatin “lacivert ordu” kurduğu, insanların alakasız davalardan hapsedildiği bu dönem “kaçıncı cumhuriyet”tir bilinmez; ama “bildiğimiz cumhuriyet” olduğu ortada.

Modernizm küresel bağlamdaki saldırganlığını bu topraklarda da göstermiş, milliyetçilik “tohumunu” bu topraklara da ekmiştir; ancak aslolan şu ki kapitalizm, milliyetçilik ve devlet örgütlenmesi üstünden, sınıf içi bağları zayıflatmanın en “kolay” yollarını da icat etmiş, yoktan sınırlarıyla belki de milliyetçi “devrim”ler yapan 20. asır toplumlarına sınıf mücadelesi bakımından hiç de azımsanamayacak zararlar vermiştir. Yarın 29 Ekim’de “korsan kutlama”ya katılacak olanlar da “resmi kutlama”ya katılacak olanlar da aynı tastan su içtiklerinin farkında olmalılar. Türkiye gibi “azınlığa hizmet eden” bir demokrasi ve en zengin 500 insanı son bir yılda %25 zenginleşen bir ülkede “cumhuriyet”i nerede kutlayacağınızı değil, neden kutladığınızı tartışmanız gerekir.

Bu “bizim cumhuriyetimiz” değil, bu “bizim demokrasimiz” zaten değil. Kutladığınız Cumhuriyet Dersim Katliamı’ndan da Uludere Katliamı’ndan da sorumlu olanların biri sokakta diğeri salonda eylemleriyle taçlandırılacak yarın. Biz bu devletin tüm kurumlarına itaatimizi arz etmek zorunda mıyız?

İnsanların “zorunlu askerlik” ile imparatorluğun pek kapitalist stratejileriyle “girdiği” topraklarda kan dökmeye yollandığı, çeşitli devlet adamlarının kibirli bıyıkları arasında savaş fısıltılarının kanlı bir coğrafya gibi uzandığı bir dönemeçte cumhuriyetin özgürlükçü, reformist ve bilmem ne yanlarından dem vurmak, eskisini beğenip yenisini beğenmemek, yenisine toz kondurmamak gibi laf ebelikleri olsa olsa dalkavukluk gebeliğidir.

Modernizm projesini taçlandıran, tersinden kemalist AKP ile kökünden kemalist CHP’nin arasındaki bu tenis müsabakasına top toplayıcı yahut seyirci olmak istemiyorsak yapmamız gereken elektriği kesmektir. Malum, “araç mesajın ta kendisidir”, bu kocaman ülkenin tepesindeki ampulden iktidar partisini değil, mevcut sistemin köhneleşmiş kurumlarını ve o kurumların elleri pahalı krem kokan zengin “efendilerini” kastediyorum. Bu cumhuriyet; Spinoza’nın sözündeki gibi bizim kendi köleliğimize özgürlüğümüzmüşçesine sevdamızdır. 89 yıllık “macera”nın 21 Aralık 2012’de bir kıyametle sona ermeyeceği ihtimali göz önüne alındığında bu maceranın yerine “kendi maceramızı” koymanın vakti geldi de geçiyor.

Aksi halde, on binlerce yoldaşımızı hapislere koyan, 12 Eylül öncesi ağabey dediğimiz, abla dediğimiz insanlara işkence eden bu cumhuriyetin salonlarında, sokaklarında ve kokteyllerinde bize yer olmadığını bile bile diretiyor olacağız. Bu “yanlış cumhuriyet”i ifşa etmek, Gülen’le Mustafa Kemal imgeleri arasına sıkıştırılmış Kenan Evren ve Tayyip Erdoğan imgelerinden kurtularak, “ikonsuz” bir doğrudan demokrasi yaratmak çok da fantastik bir yol değil.

Süreyyya Evren’in de dediği üzere “ceketini alıp sokağa çıkan insanların” çağındayız ve bu çağa ayak uydurmanın zamanı geldi de geçiyor, ölü ya da yarı ölüler değil, kendimiz için direniş, bazen bedenimizle, bazen fikrimizle. Ama direniş, en çok da bizi “yönetmek isteyenlere” karşı.

Not: Seçtiğim görselde iki “direnişçi” devletin gösterdiği alanda devletin öğütlediği biçimde eylem yapmak yerine Cumhuriyet’in en değerli varlıklarından olan “bankalara” saygılarını gösteriyorlar. Bir cumhuriyet kurmanın en güzel yöntemi, asla kurulamamış bir cumhuriyetin yanılgısından vazgeçmek ve kaldırım taşının altındaki kumu görmek.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Cumhuriyet Bayramı /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.