Lütfedilince sendikalaşma, lütfedilince grev

Zafer Aydın - 6 Kasım 2012 - Güncel Politika / İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Lütfedilince sendikalaşma, lütfedilince grev

Sandıktan gelenler, darbe ile gelenlerle aynı zihniyeti taşıdıklarını gözler önüne sererek, yasa yaparken 12 Eylül’ün çalışma yaşamında devamına da yol verdiler

Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, Aziz Çelik’in deyimiyle Türkiye Büyük İşveren Meclisi tarafından kabul edildi. İşverenler çıkan yasadan memnun. Hükümet büyük bir iş başardığı için gururlu. Önü açılan yandaş sendika sevinçli. İşçi haklarının işverenlere kurban edilmesini, Çalışma Bakanlığı önünde küçükbaş hayvanı kurban ederek kutlamak isteyen bürokratlar mutlu. Sendikalara üye olmak serbest hale geliyor, grev hakkı genişliyor diye yasayı, akla ziyan başlık ve ara başlıklarla haberleştiren yandaş medya mesut. 12 Eylül’ün bir düzenlemesi daha ortadan kalktı diye, neredeyse göbek atacak olan, ileri demokrasi meftunları bahtiyar. Hizmet diye örgütlenip kâr için çalışan cemaatin işveren örgütünün temsilcileri havalarda…

Fiilen yasaklama
Bu sevinç gösterileri boşuna değil, beklentilerine uygun bir yasa çıktı. Sermayenin, sermaye severlerin, piyasacıların, mutlu, mesut aile fotoğrafından yansıyan sevinç gösterileri yeni yasanın çıkmasından çok, yasanın yenilenirken, özünü korumuş olmasından kaynaklanıyor. 12 Eylül sonrasında, 1983’te çıkarılan 2821 Sayılı Sendikalar kanunu ile 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu adı altında yenilenirken, çok büyük ölçüde yinelendi. Sendikanın hangi işkolunda faaliyet sürdüreceğinden iç işleyişine, toplu iş sözleşmesi süreçlerine kadar pek çok madde, bir önceki yasada yer aldığı biçimiyle kanunlaştı. Sendika özgürlüğü, önceden izin almadan, bildirim yapmadan kurulmayı, istediği işkolunda ve/veya işyerinde faaliyet sürdürmeyi, örgütlenme usul ve esaslarını, yönetim organlarının oluşma ve çalışma biçimini kendi iradesiyle belirlemeyi öngörür. Ancak yeni yasa hazırlanırken özgürlükçü bir yaklaşımdan uzak durularak, eski yasanın sendikaları kontrol altında tutma mantığı muhafaza edildi. Düzenlemeler buna göre yapıldı.
Sendika özgürlüğünün ayrılmaz parçası grev hakkı, bir önceki yasadaki gibi sınırlama, kısıtlama ve yasaklamalarla kabul edildi. Hak grevi, dayanışma grevi, genel grev, yeni yasada da bir hak olarak tanınmadı. Sadece toplu iş sözleşme görüşmelerinde ortaya çıkan uyuşmazlık neticesinde, o da grev yasağı kapsamında bulunmayan işkollarında, grev yapılabilecek. Ancak bu grevin yapılıp yapılamayacağına da hükümet karar verecek. Çünkü yasada yer alan düzenlemeye göre, hükümet grevi milli güvenliğe ya da genel sağlığa aykırı görürse, erteleyebilecek. Aslında bu düzenleme “fiilen yasaklama” olmasına karşın, hafifleştirilerek “erteleme” diye yazılıyor. Çünkü erteleme sonunda greve yeniden başlama hakkı yok. Yeni yasanın eskisinden burada küçük bir farkı var, o da eski yasada grevi ertelenen sendika, Danıştay’a başvurarak iptal ve yürütmeyi durdurma davası açabiliyordu, yeni yasadan bu hüküm çıkarıldı. Grev yasaklama, işçinin hak arama yollarını kapatma konusunda hükümetlerin eli iyice serbestleşti. Grevin etki gücünü zayıflatan 60 gün içinde uygulama zorunluluğu, bu yasada da mevcut. Yine taraflardan birinin (yasadaki işveren yerine taraflardan biri ifadesi seçilmiş) veya Çalışma Bakanlığı’nın başvurusu ile mahkemeler grevin iyi niyet kurallarına aykırı tarzda uygulandığı veya milli servete zarar verdiği kanaatine sahip olursa grevi durdurabilecek.

Caydırıcılık sıfır
Yeni yasa da eskisi gibi, sınırlama, kısıtlama ve yasaklamaların esas, özgürlüklerin istisna olduğu bir içeriğe sahip. Yeni yasanın eskisinden hiç mi farkı yok denilmesin, elbette var: Yasa sendikalaşma nedeniyle işten çıkarılan işçinin sendikal tazminat güvencesini, 30 kişinin altında işçi çalıştıran işyerleri için kaldırdı. Türkiye’de faaliyet gösteren işyerlerinin yüzde 95’inin 30’dan daha az işçi çalıştırdığı göz önüne alınırsa, milyonlarca emekçi için sendikal tazminat hakkı uçup gitti. Böylece işverenler üzerinde çok az bile olsa caydırıcı bir yükümlülük artık yok. Buna kıdem tazminatının kaldırılması da eklenirse, dertsiz, tasasız, maliyetsiz sendikal örgütlenme girişimleri engellenebilecek.
Yasanın sendikaların lehine gibi görünen işkolu örgütlenme barajını yüzde 10’dan yüzde 3’e düşüren düzenlemesi ise, işkollarının birleştirilmesi nedeniyle, bazı işkollarında faaliyet sürdüren sendikalar için, fiilen yüzde 24’e kadar yükselebilecek. Noter şartının kaldırılması iyi, ama sendikaların yaptıkları üyeden işverenin anında haberdar olabilme ihtimali, işverenin örgütlenme çalışmasına müdahale etme imkânını da yaratıyor.
Daha fazla detaya girmenin gereği yok. Yeni yasa 12 Eylül’ün sendikal yasalarının özü, mantığı, felsefesi korunarak yapıldı. Bunun böyle olması bir anlamda doğal çünkü, bu yasayı hazırlayanlarla 12 Eylül’ün yasalarını yapanlar emeğe, emeğin haklarına, sendikalara aynı pencereden bakıyorlar. Kendilerine Kemalist ya da muhafazakâr demeleri fark etmez, dertleri ortak: Sendikal hakların kullanımını kısıtlayarak, sendikaların sermayenin üzerindeki etkisini sınırlamak. Sandıktan gelenler, darbe ile gelenlerle aynı zihniyeti taşıdıklarını gözler önüne sererek, yasa yaparken 12 Eylül’ün çalışma yaşamında devamına da yol verdiler. 12 Eylül’ün çalışma yaşamındaki çıpası biraz daha sağlamlaştı. 12 Eylül 2010’da AKP’nin Anayasa Paketi’ne sendikal haklar gelişecek, 12 Eylül tasfiye olacak diye kefil olanların, kulakları çınlasın.

Hakkı lütufla takas etmek
Yeni yasa sendika ve grev hakkını bir hak olarak tanımaktan çok, devletin ve işverenlerin inisiyatifinde, onların izin verdiği ölçüde ve elbette sermaye aleyhine sonuçlar ortaya çıkarmayacak şekilde kullanılmasını düzenliyor. Hak kavramının ağırlığının azaldığı, yerini lütfa bıraktığı bir dönemin önü tamamen açıldı. Toplumsal yaşamın bütün alanlarında “hak”kı “lütuf”la takas etmek, insanların en temel haklarını bile bağış yapıyormuş edası ile tanımak, AKP’nin temel yaklaşımı. Bu yaklaşımı çalışma yaşamına da teşmil edeceklerinin ilk işaretini, hava işkoluna grev yasağı getirilen düzenleme görüşülürken bir AKP milletvekili “Hak, insan gibi davranmayı bilenlere verilir” cümlesiyle veciz bir şekilde ifade etmişti. Sendikalar ve Toplu Sözleşme Kanunu, görülen iş karşılığında ödenen ücreti “ekmek verme”, sosyal hakları “atıfet”, sendikayı alt edilmesi, alt edilmediği koşullarda elde edilmesi gereken “düşman” grevi, ekonomi için tehdit gören zihniyetin ürünü olarak karşımızda.

04/11/2012 Radikal İki

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: TİİK /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.