HDK nasıl HDP oldu?

Yunus Öztürk - 10 Kasım 2012 - Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

HDK nasıl HDP oldu?

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bileşenlerinin büyük bölümü, Halkların Demokratik Partisi (HDP) adıyla Türkiye’nin önümdeki üç seçim döneminde; yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel milletvekili seçimlerinde yer alacak yeni bir “parti” kurma kararı aldılar ve kurdular. Parti, HDK’nın 10-11 Kasım tarihlerinde yapılacak ikinci genel kongresinde kamuoyuna ilan edilecek.

Parti projesi, Kongrenin ortaya çıkışındaki perspektifle uyuşmuyor. HDP’nin nasıl bir parti olduğu ise, her bileşenin kendi tarifine göre değişiyor. HDK büyük çoğunluğu, HDP’ye “seçim partisi” diyor. Yani kağıt üstünde parti; ya da ÖDP’nin bir zamanlarki tarifinini hatırlayarak “parti olmayan parti”.

Kimi HDK bileşenleri HDP’nin kuruluşunu “stratejik hedef” olarak görüyor; amaçlarının esasen böyle bir parti kurmak olduğunu açıklıyorlar. Kimileri “halk iktidarını alacak parti” olarak değerlendiriyor. Küçük bir bileşen grubu ise, HDP içinde olmayacaklarını açıkladılar.

HDP gerçek manada bir parti değil. HDK bileşenlerinin tamamının içinde yer almadığı bir partiden söz ediyoruz. HDK’nın ana bileşenleri, çoğunluğu HDP’nin kurulmasından yana. Bu durumda HDK’nın yani bir örgütlenme modeli olarak “Kongre”nin kendisi ve fikriyatının akıbeti hakkında yeni soruların ortaya çıkması kaçınılmaz.

HDK süreci nasıl başlamıştı?

12 Haziran 2011 milletvekili genel seçimlerine “Emek, Demokrasi, Özgürlük Bloku” adıyla katılan bileşenler, Blok’un seçim başarısının ardından; yan yana gelişi kalıcı kılmak, birlikte mücadeleyi sürdürmek konusunda ortak duygu ve düşünceye sahipti. Seçim ertesinde ortaya çıkan olumlu hava Birleşik Mücadele için de elverişliydi.

Nitekim 20 Ağustos’ta bir araya gelen Blok bileşenleri ve Blokta yer almayıp yeni sürece dâhil olmak istediğini açıklayan siyasal hareketlerle birlikte Kürt özgürlük hareketinin önerisiyle gündeme gelen “Kongre Hareketi”ni inşa etmeyi kararlaştırdı. Bu kararlaşmanın örgütsel biçimi “parti” olmayacaktı. Herkesin zaten partisi vardı. Yeni bir deneyim olarak “kongre” örgütlenmesine gidilecekti. Yani, Çatı Partisi, Üçüncü Cephe, Demokratik Ulus İttifakı gibi yönelimlerden farklı olarak, toplumsal mücadele alanlarından gelen ve esasen bağımsızları önemseyen, aşağıdan gelenlerin yan yana geldiği bir “Kongre” örgütlenmesi tercih edildi. Kürt özgürlük hareketinin siyasal temsilcileri bu yeni örgütlenmenin farklılığını ısrarla dile getirdiler. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) “ulusal birliği” temsil ederken, HDK “toplumsal mücadele birliğini” temsil edecekti.

Türkiye’nin tamamını kapsayan, içinde bölge ve delege sayılarına kadar varan detayların yer aldığı, üzerinde “düşünülmüş” bir öneriydi HDK. Hatta somut sayılar ifade edildi: 100 delegenin aydınlara ayrıldığı, Türkiye genelinden 551 delegenin seçilerek toplamda 651 delegeyle toplanacak bir Kongre. Öyle ki, bağımsız sosyalistlere, aydınlara,  farklı kültürlere, uluslara, kadınlara, gençlere, dinlere, mezheplere; kısacası ürkiye coğrafyasındaki bütün ezilen ve sömürülenlere temsiliyet hakkı tanıyan; bu temsiliyeti kotalarla, tüzükle güvence altına alan bir Kongre hedeflendi.  Nitekim 15-16 Ekim’de yapılan ilk genel kurul, bir halklar şölenine dönmüştü, siyaset ikinci planda kalmıştı bile denilebilir.

Bir yılda neler değişti?

Seçim ertesinde ortaya çıkan siyasal hava ise, AKP hükümetinin baskı ve şiddetini artırması oldu. Kongre örgütlenmesinin uygulamaya konulmasıyla siyasi havanın iktidar eliyle terse çevrilmeye dönük hamleleri, baskıların artmasına yol açtı. Beklenen bağımsız aydın, sosyalist, farklı halkların temsiliyeti, toplumsal mücadele alanlarından gelen temsilciler HDK sürecine yaklaşmakta tereddüt ettiler. Yaygın KCK tutuklamaları, HDK’nın hatta KCK’nın bir türevi olarak basında tartışılması, Türk sosyalistleri, aydınları, sendikacıları, toplumsal mücadele alanlarının temsilcileri üzerinde ters yönde etki yaptı. HDK sürecine “aydın” ve “bağımsız” katılımı azalma eğilimi gösterdi.

Böylece Kongre fikri örgütlü yapılara, parti ve siyasi çevrelere kaldı. Onların da böylesine demokratik tarif edilmiş bir yapıda gerçekten demokratik ilişkiler kurarak ortak bir iş yapma kültürleri yoktu. Geleneksel sosyalist yaklaşıma göre “önderliği ele geçirme” politikası, HDK içinde “delegelikleri ele geçirme” yarışına döndü ve ortaya “siyasetler ittifakı” çıktı.

Kongre her adımda çeşitli yanlarından “uygulanamaz” oldu; önce bağımsızlar yavaş yavaş geri çekildi. Ardından sosyalist parti ve örgütlerce proje çekiştirildi. Her siyasal eğilim kongreyi kendi projesine uygun hale getirmek üzere baskıladı. Kongre kendi koyduğu kotalara dolandı. Kadın kotası doldurulamadı, siyasal bileşenlerin Kongre delegesi olmak için ısrarları sonucunda delege sayısı 800’ü geçti, Genel Meclis üye sayısı 121 olmak zorunda kaldı. Öte yandan HDK bir parti olmadığı halde bir tüzük ve programa sahip oldu.

Halkların Demokratik Kongresi’nin ilk kongresindeki havanın “birleşik mücadelenin devrimci siyasal merkezi” olmaktan çok, “çok merkezli, çok talepli, çok kültürlü” bir karnaval havasında geçmiş olması akılda tutulmalı. AKP hükümetinin estirdiği terörün HDK’nın etrafına topladıklarını “dağıtan” etkisi unutulmamalı. Üçüncü olarak da HDK’nın “birleşik mücadelenin devrimci merkezi” olarak değil, Kürt özgürlük hareketinin yalıtılmasına karşı Türkiyeli sosyalist ve demokratik kişi, kurum vb. ile sarılıp sarmalanması projesi olduğu kavranmalı.

Kürt özgürlük hareketinin devlet ve AKP eliyle kuşatılması iki türlü kırılabilirdi: Birincisi, HDK önerisinde karşılık bulan ve farklı kültür, dil, mezhepler ile bağımsız aydınların içinde Kürt hareketinin de yer aldığı bir araya gelme biçimidir. Nitekim bu biçim, AKP’nin baskısıyla dağılmıştır. İkincisi ise, HDK “birleşik mücadelenin demokratik işleyen devrimci siyasal merkezi” olması halinde, bu kuşatmayı kırabilir ve aynı zamanda sisteme karşı da bir mücadelenin inşa edilmesine olanak verebilirdi.

HDK’nın HDP’ye evrimle ise, bu iki önerinin dışında, AKP ve devlet karşısında Kürt özgürlük hareketinin kendini “parlamento”da koruma altına alması anlamına gelmektedir ki, sosyalist hareketin HDK bileşenlerinin buna hiçbir itirazı olmayacaktır; olmamıştır da…

HDK projesinde herkesin kendi talep ve tarihini anlatıp itibarını iade talebinde bulunduğu; Alevilerin, kadınların, gençliğin, LBGT bireylerin, bağımsız aydınların “birleşik mücadelenin devrimci siyasal merkezini” inşa etme fikrinin dışında “bir araya gelme” fikriyle yan yana gelmesi, AKP’nin taarruzu karşısında Kürt özgürlük hareketinin mücadelesine destek vermeye dönüşmüştür. Mücadeleleri birleştirme fikri hiç uygulanmamış, ikinci hatta daha da geriye atılan öneri olmuştur. Böylece HDK politik hedefe (birleşik mücadelenin devrimci siyasal merkezine aday olma hedefine) sahip olmayan, içi boş bir zemin oldu.

Bu sonuç, HDK sürecine girmeyenleri haklı kılmıyor. Çünkü onlar Kürt özgürlük hareketiyle ne dayanışmayı ne de birleşik mücadelenin siyasal merkezini inşa etmeyi benimsemeyerek, bu yolu denemeyerek baştan “siyaset”in dışında kalmayı, izleyip, görmeyi; HDK projesinin başarısız olmasını beklemeyi tercih ettiler. Oysaki, ÖDP, Halkevleri (ve TKP de) HDK sürecinde aktif bileşen olarak yer almış olsaydı, temsil ettikleri toplumsal mücadele alanlarını sürece katarak, birleşik mücadele merkezini inşa etmenin olanaklarını daha somut tartışır olurduk. Yani dışarıdan değil içeriden konuşma hakkımız olurdu.

HDK’nın sosyalist bileşenleri, işçi sınıfı ve emek kesimleri arasında bir kuvvetin; sosyal bir zeminin temsilcisi olmadıkları için, Kongre ayağını yere basamadı. HDK’ya siyasal rengini veren zaten Kürt özgürlük hareketiydi ve doğal olarak yaşanan baskı ve haksızlıklar zemininde Kongre’nin gündemini belirleyen yine onlar oldu. HDK’nın Kürt özgürlük hareketine desteği ise, “basın açıklaması” kıvamında kaldı.

İkinci Kongre’de Parti kuruluşu açıklanıyor

Kongrenin daha önce denen ve başarısız olan Çatı Partisi girişiminden ve ÖDP deneyiminden farklı olması istenmişti, ama başarılamadı. Sabahat Tuncel’in ifadesiyle “Siyasetin toplumsallaşması, toplumsal olanın siyasallaştırılması” gerçekleştirilemedi.

Kürt özgürlük hareketinin HDK’dan beklentisiyle sosyalistlerin HDK ve Kürt özgürlük hareketinden beklentisi farklı oldu. Parti isteği sosyalist bileşenlerden, kongre örgütlenmesi ise Kürt hareketinden geldi. Yani daha geniş sosyal kesimlerin Kürt özgürlük mücadelesinin etrafını kuşatması isteği ile sosyalist eğilimlerin Kürt özgürlük hareketini rüzgârıyla yelkenlerini şişirme isteği farklı hedefleri temsil etti. “Tabansız” sosyalistler için parti önerisi öncelikli oldu ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) bu süreçte ortaya çıktı.

Tabii ki en vahim olan Türkiye sosyalist hareketinin HDK içindeki ve dışındaki durumudur. “Sosyalizm” ve “devrim” mücadelesinin “işçi sınıfı” öznesini kaybetmiştir; devrimci Marksizm’in çok gerilerine savrulma halini yaşamaktadır. İdeolojik olarak da örgütsel olarak da kendini “sosyal” ve “demokratik” mücadele temelinde birlikte yürüteceği bir bağımsız siyasal hatta ifade edememektedir. Bu nedenle de Kürt özgürlük hareketiyle pratik/siyasal ilişki kurabilecek bir tarzı geliştirememiştir.

Sosyalist hareketin ana öbeklerinin HDK’daki hali, varlığını Kürt özgürlük hareketiyle tanımlayan, politik hedefini “seçim”lere çevirmiş olmasıdır. HDK dışında kalanlar ise, demokrasi mücadelesini Kürtler olmaksızın (eğitim, sağlık, seküler hayat vb.) yürütmektedir. Her iki öbek (kuşkusuz istisnalar var) sosyalist parti ve hareketlerin ortak özelliği ise, işçi sınıfından kopukluklarıdır. Komünizmi işçi sınıfının ideolojisi sayacaksak, evvel emir, sosyalist olan önce işçi sınıfı içinde devrimci faliyetini yürütmek zorundadır.

Sendikal Güç Birliği gibi sahte mücadeleci sendikalara destek vermeyi veya onlara taviz vererek ilişki kurmayı işçi sınıfıyla bağ kurmak saymıyoruz; aksine sınıfa ihanete dolaylı destek vermek olarak görüyoruz. KESK içinde olmak da tek başına yeterli olmayacaktır.

HDP’li sosyalistlerin hedeflerini seçimlerle sınırlandırması, apaçık “parlamentoculuk”tur. Üstelik Türkiye devrimci hareketi geleneksel olarak “parlamentoculuk”tan kopuşla tanımlanırken, bugüne kadar seçimlere katılmayı en katı (goşist diyebileceğimiz) tarzda eleştirmiş ve görmezden gelmiş (CHP’ye oy vermiş de diyebiliriz) bir geleneğe sahipken, birden parlamentoya gözünü dikmesi ve bu göz dikişin Kürt hareketi üzerinden kurgulanması iki kere vahimdir. 12 Haziran seçimlerinde elde edilen üç sosyalist milletvekili sayısını artırma isteğinin anlayabiliriz; ancak bu isteğin hareketi sarmış olduğu açıkça söylenmiyor olsa da, görülüyor ve seçim partisi kurmada ısrarın başka bir gerekçesi görülmüyor.

“AKP kongresinde Tayyip Erdoğan’ın önüne koyduğu seçim programına karşılık, HDP de karşılık vermeli, partinin kuruluşuyla birlikte yerel seçimler, başkanlık seçimi ve milletvekili seçimlerine hazırlanılmalıdr” HDK Yürütme Kurulunun siyasal değerlendirmesi genel olarak bu yönde! HDP’ye çizilen perspektif, hedefinde devrim olmayan liberal sol, sol sosyal demokrat seçim partisidir.

HDP’nin kuruluşuyla birlikte Kongre biçiminde örgütlenme, yani aşağıdan gelen meclisler aracılığıyla örgütlenme yerini tepede kurulacak ittifaklar partisi, Çatı Partisi perspektifine bırakmıştır. Delegelik için yaşanan rekabet, 100 belediye başkanlığı, 500 belediye meclis üyeliği, onlarca milletvekilliği için kıyasıya yapılacaktır.

Ortadoğu ve Avrupa’da işçi sınıfı ve halk neyle meşgul?

Türkiye’deki sosyalisler neyle? Ya da Seçim Partisi nedir?

Seçim partisi kurmak, eğer işçi sınıfı arasında; onu da geçtik her hangi bir toplumsal alanda (öğrenci gençlik, kadın, işsizler, ekoloji vb.) ciddi bir gücü olmaksızın seçimlere yönelmek, devrimden umudunu kesmenin bir başka dilde ifadesidir. Kürt özgürlük hareketinin kendi gündemi içinde seçimlerde temsiliyetin bir anlamı kuşkusuz vardı. Türk sosyalist hareketinin HDP üzerinden daha fazla siyasi temsiliyetinin, mevcut Blok sosyalist milletvekilleri ve bir önceki Ufuk Uras deneyimi de düşünülerek söylenecek olursa, hangi toplumsal sonucu olmuştur? İşçi sınıfı ve ezilenler arasında hangi siyasal bilinç ilerlemesine yol açmıştır? Yeni örgütlenme alanları mı açmıştır, alanlardaki mücadelelerimizi ivmelendirmiş midir? Abartarak söyleyelim: Parlamento sınıf mücadelesi içinde hiçbir ciddi sonuca yol açmayan bir yer olduğu görülmesine aramıştır; basına konu olmanın dışında!

Temeli olmayan bir sosyalist hareketin seçimlere endeksli bir parti girişimi üzerinden parlamentoda veya belediyelerde yer alması devrimci bir hareketin inşasına gerçek bir katkı yapabilir mi?

Parlamentocu bir perspektife kayan ve sosyalist devrim fikrinden uzaklaşan; programını “demokrasi” ile sınırlayan bir sosyalistin, gerçek bir devrimci atılım anında harekete önderlik etmesi mümkün mü? Ya da seçim partisinin ve seçimlerin peşinden koşacak sosyalist gençler, kadınlar ve militanlar, ekonomik kriz karşısında, yoksulların ve işçi sınıfının mücadelesini örgütlemek için hazırlık yapmış sayılır mı?

Ortadoğu’da devrimci halk hareketleri, Avrupa’da ekonomik krize karşı işçi mücadeleleri peş peşe yaşanırken, Türkiye’de siyasal ve ekonomik krizin, Suriye ile savaşın ayak sesleri artarken sosyalist hareketin meşgul olduğu konu seçim partisi olabilir mi?

Sonuçta bir sistemin sebep olduğu ezme ve ötekileştirme ilişkisidir yaşanan ve bu sistemin adı burjuva toplumudur, kapitalizmdir. Ve işte tam da bu nedenle kapitalizme karşı mücadeleyi eksenine almayan bir HDP/HDK, hedeflediği demokratik taleplere bile ulaşamaz. Klasik ifadesiyle, demokratik devrimin görevleri de sosyalist devrimin omuzlarındadır. Marks’ın ve Troçki’nin sürekli devrim olarak; Lenin’in Demokratik Devrimde Sosyal Demokratların İki Taktiği broşüründe formüle ettiği şey, işçi sınıfının devrimin öznesi olduğudur. Demokratik devrim de (burjuvazi devrimci rolünü yitirdiğine göre) işçi sınıfının merkezinde yer alacağı bir devrimci sınıf hareketi tarafından gerçekleştirilmelidir; sonuçları sonuna kadar götürülebilir. Burjuvazinin ihanetine karşı tek önlem, hareketin merkezinde işçi sınıfının yer alması olabilir.

Demokratik bir parti olarak HDP’yi kurmaktaki acelecilik, seçimlere yetişme telaşıdır. Bu telaşın, delege seçme telaşında olduğu gibi, seçimlerde bir koltuk bulma telaşı haline dönüşmesini önleyecek hiçbir denetim mekanizması da yoktur; Kürt özgürlük hareketinin hakemliği dışında! Mevcut ortamda parti “hayali” içinde olanların HDK sürecinin doğru bir değerlendirme yapmasını engellediğini söylemeliyiz.

HDP’nin kuruluşuyla Kongre girişimi esasen sona ermiştir. Başarısız bir deneyim olarak tarihte yerini almıştır. Kuşkusuz Kongrenin bittiğini kimse kabul etmeyecektir. Fakat bir kabuk olarak kalacaktır. Karşılığı olmayan, kupkuru bir kabuk.

“Birleşik mücadelenin demokratik işleyen devrimci siyasal merkezi”ni inşa etme görevi ise, hala önümüzdeki temel görevlerden biridir. Ve hala HDK’nın şansı ve imkanı vardır.

İşçilerin sesi Gazetesi (Yeni Seri) Sayı 8 – Kasım 2012

Güncellenmiş ve gözden geçirilmiş halidir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: HDK / HDP /