Sendikal Yaşamda 12 Eylül Sürüyor

Necdet Seçer - 10 Kasım 2012 - Güncel Politika / İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

SENDİKAL YAŞAMDA 12 EYLÜL SÜRÜYOR

AKP hükümeti, 12 Eylül Anayasasını çöpe atacak yeni bir anayasa yapımına kalkıştığında, bu partinin emek ve demokrasi düşmanı olması nedeniyle, yeni ve daha demokratik anayasa yapamayacağını belirtmiştik. Bu partinin ancak “hiçbir şeyi değiştirmemek için her şeyi değiştirme” anlayışıyla “yeni” bir anayasa yapacağını, ancak bu şekilde ortaya çıkacak belgenin, özü itibariyle, 12 Eylül Anayasasından bir farkı olmayacağını vurgulamıştık.

Meclis’te geçtiğimiz günlerde kabul edilen, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu tam da bu anlayışla hazırlanıp, yasalaştırıldı. 12 Eylül askeri diktatörlüğünün ürünü olan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Kanunu görünüşte yürürlükten kaldırıldı, ancak yeni yasa, işçi sınıfı açısından, aynı ölçüde, hatta daha fazla kısıtlayıcı ve yasakçı hükümler içeriyor. İşkolu barajları ve grev yasakları korunuyor. Yetkili sendikanın belirlenme süreci yine Bakanlık bürokrasisinin ve yargının ağır ve yanlı işleyen çarklarına terk edilmiş durumda. Bir de patron örgütlerinin dayatmasıyla getirilen bir madde var ki, otuz kişiden az işçi çalıştıran işyerlerinde sendikal örgütlenmeyi fiilen olanaksız kılıyor. Aslında yasaya sonradan eklenen bu hüküm, yasanın örgütlenmeye düşman karakterini net bir biçimde ortaya koyuyor.

SENDİKAL BARAJLAR DEVAM EDİYOR

Yeni yasada işkolu barajı yüzde üç olarak tespit ediliyor. Yani bir sendikanın toplu iş sözleşmesi imzalayabilmesi için, o işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde üçünü örgütlemiş olması gerekiyor. Her ne kadar önceki yasada yer alan yüzde on barajı düşürülmüş olsa da, hem yeni oranın işkolunda çalışan gerçek işçi sayısına uygulanması hem de 28 olan işkolu sayısının 20 ye düşürülmesi nedeniyle, işkolundaki işçi sayısının artmış olması, bu oransal düşüşün sendikalar açısından avantaj oluşturmasını engelliyor.

İşkolu barajı bu şekilde tespit edilmesine karşın, bu oranın Ekonomik Sosyal Konsey(ESK) üyesi olan konfederasyonlara, yani Türk-İş, Hak-İş ve DİSK’e, bağlı sendikalara ilk dört yıl için yüzde bir, sonraki iki yıl için yüzde iki ve daha sonra yüzde üç olarak uygulanması öngörülüyor. Bu yolla, esas olarak, üç büyük konfederasyonun yasaya olan tepkisini törpülemek amaçlanmış olsa da, siyasi iktidarın bu yaklaşımındaki ideolojik arka plan önem taşıyor. İşveren ve işçi örgütlerinin, çalışma yaşamına ilişkin sorunları, hükümetin gözetiminde uzlaşarak aşması amacıyla oluşturulan ESK üyeliği, sendikalara bir avantaj sağlıyor. Bunun anlamı uzlaşmacı sendikacılığın ödüllendirilmesidir. Buna karşılık bu üç konfederasyona üye olmayan ya da yeni kurulacak sendikalar, yasayla, en baştan yüzde üç barajı ile karşı karşıya kalıyor. Böylece, “maça daha başından 3–0 yenik başlamış oluyor”

Barajların aşamalı olarak yükseltilmesine karşın, yüzde birlik sendikal baraj yüzünden, halen yetkili olan 10 sendika, baraj yüzde ikiye yükseldiğinde, ilave olarak 13 sendika, yüzde üçe çıktığında ise 6 sendika daha toplu iş sözleşme yetkisini kaybediyor. Yani işkolunda çalışan işçi sayısı ile sendikaların üye sayıları aynı kaldığı varsayıldığında, altı yıl sonra, bugün toplu sözleşme imzalama yetkisine sahip olan toplam 29 sendikanın yetkisi düşecek. Dokuz işkolunda çalışan yaklaşık 3,5 milyon işçi, üye olabilecekleri, toplu sözleşme imzalayacak sendika bulamayacak.

Daha şimdiden sendika bürokratlarını panikletmesi ve yaygara koparıp harekete geçmelerini sağlaması gereken bu tablonun, onlarda çok fazla endişe yaratmadığı görülüyor. Bunun iki temel nedeni var. Birinci olarak, yasaya konulan geçici madde ile halen yetkili olan ya da ESK üyesi olan konfederasyona üye sendikalara, yüzde bir barajının altında kalsalar bile, bir dönem daha toplu sözleşme yapma hakkı tanınıyor. Yani bu sendikalar iki sene daha kazanmış oluyorlar. Bu durum onları, “iki sene sonrası için Allah kerim” düşüncesine sevk ediyor. İkinci olarak, yine yasa ile hükümete, işkolu barajını binde beş ile yüzde üç arasında belirleme yetkisi veriliyor. Yani, eğer “uslu dururlarsa”, ya da konfederasyonlar bastırırlarsa, doğal olarak kimi tavizler alarak, hükümet her an için, ayrıca bir yasa değişikliği yapmaksızın, seçim barajını binde beşe düşürebilir. Hükümetin, yasanın kendisine verdiği bu yetkiyi bir silah gibi kullanacağı, bu yolla sendika ve konfederasyonları hizaya getirmeye çalışacağı öngörülebilir.

ÜYELİKTE NOTER ŞARTI KALKTI AMA GREV YASAKLARI SÜRÜYOR

Yasanın belki de biricik olumlu yanı, sendika üyeliğinin noter kanalıyla yapılması uygulamasının kaldırılmasıdır. Böylece işçiler ve sendikalar hem maddi bir külfetten hem de bürokratik bir engelden kurtulmuş oluyorlar. Artık sendika üyelikleri, altyapısı Bakanlık tarafından oluşturulmak suretiyle, internet kullanımı yoluyla, e-devlet kanalıyla yapılacak. İşçi bu yolla üyeliğini bildirdiğinde, bu bildirim aynı anda hem Bakanlığın hem de sendikanın kayıtlarına düşecek. Sendikadan istifa, istifa bildiriminin yapıldığı tarihten bir ay sonra geçerlilik kazanacak. İnternet ve e-devlet aracılığıyla sendika üyeliği ve istifa uygulaması ancak bir yıl sonra uygulamaya geçecek. Dolayısıyla, bu arada, sendikaya üye olmak ya da istifa etmek isteyen işçiler, bu işlemi, bir yıl daha noter kanalıyla yapmak zorunda kalacak.

Sendika üyelikleri, tartışmaya yer bırakmayacak bir şekilde oluşturulmasına karşın, yetkili sendikanın belirlenmesi sürecinde eski yöntem izlenecek; Bakanlık ve yargı aşamaları yaşanacak. Bu da yetkili sendikanın belirlenmesi sürecinin uzamasına, toplu iş sözleşmelerin imzalanmasının gecikmesine, dolayısıyla işçilerin mağdur olmasına yol açacak. Böylece e-devlet kanalıyla üyeliğin sağlayacağı bu temel faydadan işçiler yararlanamayacak. Bir sendika için yaşamsal önem taşıyan, işkolu barajının aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde itibar edilen ve temel alınan kayıtların, yetki sürecinde dikkate alınmaması tamamen işçi karşıtı politik bir tutumdur. Hükümet, patronların çıkarları doğrultusunda bilinçli olarak bu yolu tercih etmiştir.

Yeni yasada grev yasakları aynen devam etmektedir. Savunma sanayi, bankacılık, şehir içi ulaşım, petrokimya, enerji üretim ve dağıtımı sektörlerinde grev yasağı korunmuştur. Yakın geçmişte, Meclis’te gece yarısı verilen bir önerge ile torba yasaya eklenen havacılık işkolundaki grev yasağı ise bu yasada yer almamıştır. Ancak bunun fazla bir önemi yoktur. Çünkü önceki yasada da yer alan ve hükümete, grev yasağı kapsamında olmayan bir işkolunda uygulanan grevi de, “milli güvenlik ve kamu sağlığı” gibi muğlâk bir gerekçeyle ertelemesine olanak veren hüküm, yeni yasada da korunmuştur. Bu uygulama, aslında, açık bir grev yasağı niteliğindedir. Çünkü hükümet grevi 60 gün süreyle ertelediğinde, işçiler bu sürede uzlaşmak zorunda kalıyorlar. Uzlaşamadıkları takdirde 60 günün sonunda grev yeniden başlayamıyor. Uzlaşmazlığı Yüksek Hakem Kurulu sona erdiriyor, sözleşmeyi bağlıyor. Bu konuda önceki yasadan daha geri bir hüküm getirilerek, hükümetin grev erteleme kararına, sendikanın yargı yolunu kullanarak itiraz etmesinin yolu kapanıyor. Yani işçilerin grev ertelemesi (yasağı) karşısındaki tek savunma mekanizması da ellerinden alınıyor.

KÜÇÜK İŞYERLERİNDE SENDİKALAŞMA FİİLEN YASAKLANDI

İş güvencesine ilişkin hükümler İş Kanununun 18–21.maddelerinde düzenlenmiş bulunuyor. Buna göre, patron, 30 ya da daha fazla işçinin çalıştığı bir işyerinde, en az altı ay kıdemi olan ve belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan bir işçiyi işten çıkarmaya kalktığında, bu durumun, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedene dayandığını ispatlamak zorundadır. Görüldüğü gibi, otuzdan az işçi çalıştıran işyerlerinde çalışan işçiler kapsam dışında kalmaktadır. Ancak Sendikalar Kanununda yer alan bir hükümle, otuzdan az işçi çalıştırsa da, eğer patron bir işçiyi sendikalaştığı için işten çıkarırsa, söz konusu işçiye 12 aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü oluyordu. Bu hüküm, sendikalaşma açısından işçinin önünü açan, onu cesaretlendiren, özgürlükçü bir içeriğe sahipti. Patronların bastırmasıyla, bu hüküm yeni yasadan çıkarılmıştır. Bu durum, siyasi otorite ve patronların otuzdan az işçi çalıştıran işyerlerinde sendikalaşmayı gayrı meşru gördüklerini ortaya koymaktadır. Onlara göre bu tür işyerlerinde sendikalaştığı için işçileri işten atmak, doğal ve haklı bir tutum olup, hiçbir müeyyide ile karşılaşmamalıdır. Bu boyuttaki işyerlerinde toplam 6,5 milyon işçi çalışmaktadır. Yeni yasa ile bunların sendikalaşması, bu işe kalkışanların işten atılması yoluyla, fiilen engellenecektir.

Aslında, otuz kişiden az işçinin çalıştığı işyerlerinde sendikanın varlığı, nadiren görülen bir durumdur. Ancak bu maddenin çıkarılması, sendikal örgütlenme açısından, yeni yasanın yasakçı bir karaktere sahip olduğunun en önemli göstergesidir. Bu yanıyla, güçlü bir sembolik anlam taşıyan bu maddenin yasadan çıkarılmasına, sendika bürokratları da fazla ses çıkarmamışlardır. Çünkü onlar için küçük işyerleri, örgütlenmeye değmeyecek, getirisi az yerlerdir. Soruna kâr/zarar hesabı açısından yaklaşanlardan farklı bir tutum beklenemezdi.

İŞÇİ MÜCADELESİ BU ÇERÇEVEYE SIĞMAZ

Yeni Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, 12 Eylül askeri diktatörlüğü döneminde çıkarılan eski yasanın, sendikal örgütlenme, toplu iş sözleşmesi yapma ve grev hakkı bakımından dar, kısıtlayıcı ve yasakçı özünü aynen korumaktadır. Gerek işçi sınıfı mücadelesinin geri düzeyi gerekse yozlaşmış, kendi çıkarlarından başka hiçbir şeyi düşünmeyen sendika bürokratlarının teslimiyetçi tutumu yüzünden, bu sonuç engellenememiştir.

Sendika bürokrasisi, her ne kadar yeni yasadan yakınsa da, bu çerçeveyi kabullenecek ve o dar elbisenin içine sığacak kadar esnek ve belkemiksizdir. Dolayısıyla bu yasaya da uyum sağlayacaklardır. Bu dar çerçeveyi, yasakçı yasayı, kendilerine giydirilmeye çalışılan “deli gömleğini” parçalayıp atacak olan biricik güç, işçi sınıfının yükselecek militan mücadelesi olacaktır. İşçi sınıfı yükselecek mücadelesiyle sadece bu yasal çerçeveyi darmadağın etmekle kalmayacak, on yıllardan beri sendikaların başına çöreklenmiş, mafyalaşmış, kendi maddi çıkarlarından başka hiçbir şeyi düşünmeyen sendika bürokratlarını da çöpe atacaktır.

İşçilerin Sesi Gazetesi (Yeni Seri) Sayı 8 – Kasım 2012

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: STİSK /