İTÜ’lü asistanlar mücadeleyi sürdürecek (Aykut Kılıç’la röportaj)

Aysun Koca - 3 Aralık 2012 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İTÜ’LÜ ASİSTANLAR DİRENMEYE DEVAM EDİYOR

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), doktorada 6 yılını dolduran asistanlarını işten atmaya başladı. Asistanlar 18 Ekim’den bu yana okulda kurdukları çadırda eylemlerine devam ediyorlar. Şimdiye kadar, okul içinde rektörlük binasına kitlesel bir yürüyüş, iş bırakma eylemi ve sınav boykotu yaptılar.

Onlar bu sürece “Asistan Kıyımı” diyorlar. 12 Eylül’ün ürünü 50/D sisteminde güvencesiz, akademik özgürlükleri kısıtlanmış, burslu öğrenci statüsünde çalıştırılıyorlar. Akademinin 4/C’si olan, hiçbir istihdam güvencesi sağlamayan 50/D kadrosu bir mobing kadrosu olarak iş görüyor.

Asistanlar derslerde öğretim üyelerine yardımcı oluyor, laboratuar ve atölye çalışmalarını yürütüyor, proje ve ödevleri değerlendiriyor, hafta sonları dâhil sınavlarda gözetmenlik yapıyor, tanıtım günlerinde tercih danışmanlığı, mezuniyet törenlerinde sunuculuk ve daha bir dolu idari iş yapıyorlar.

Bunların yanında asistanların yüksek lisans ve doktora derslerini tamamlamaları ve tezlerini yazmaları gerekiyor. Bir yandan da doktora sonrası akademik hayatlarına devam etmek için gerekli araştırma, yayın ve projeleri hazırlamak zorundalar.

7 Kasım’da duyurulan 33/A kadrosuna geçiş koşullarıyla asistan kıyımı resmiyet kazandı ve şimdiye kadar yaklaşık 15 asistan işten atıldı. Sırada ise 426 asistan işten atılma tehlikesi ile karşı karşıya.

İTÜ Maslak kampusünde rektörlük önünde kurdukları direniş çadırı ile eylemlerine devam eden asistanlardan Aykut Kılıç ile bu süreci görüştük.

***

50/D ile ilgili sorunlar ne zamandır var?

A.K.: 2008 yılında çıkarılan YÖK Yürütme Kanunu Kararı’nda 6 yılını doldurmuş 50/D kapsamındaki asistanlar için yeniden kadro şartı aranır diyordu. Yani bu asistanlar 6 yılı doldurdukları zaman işsiz kalacaklar, yeniden bir asistanlık kadrosuna başvuracaklar, gerekli şartları sağladıkları zaman tekrar asistan olabilecekler.

O zaman başlayan bu uygulamalarla “Doktoralı işsiz olmayacağız.” sloganı ortaya çıkmıştı. O zamanlar, bu işin lokomotifi İstanbul Üniversitesi (İÜ)’ydi. Bu uygulama en büyük tepkiyi İÜ’den aldı ve bu direniş 6-7 ay sürdü. YÖK Yürütme Kurulu Kararı’nın iptal edilmesiyle, bu hareket sona erdi.

2011 yılında kabul edilen ve kamuoyunda torba yasa olarak bilinen 6111’in getirdiği yeni düzenleme ile 50/D yeniden gündeme geldi. Bu seferki uygulamalarda piyango İTÜ’ye vurdu. Aslında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde bu karar bu yıl senato kararı olarak uygulanıyormuş, bizim haberimiz yoktu. Orada anlamlı bir tepki oluşmadı bu karara. İTÜ’de rektörlük seçimlerinin olduğu sırada, YÖK’ten 6 yılını doldurmuş asistanlara ne olacağı ile ilgili bir görüş yazısı geldi. Yeni yönetim geldi ve YÖK’ün bu kararını uygulayacağını söyledi. Biz de o günden beri yani Haziran sonundan bu yana bu konu ile uğraşıyoruz.

İTÜ’de son birkaç haftadır bu konunun gündemde olmasının sebepleri nedir?

A.K.: İşine son verilecek olan 82 kişinin listesi rektörlükte vardı. Rektörlük hepsini bir anda işten çıkarıp çıkarmamayı görüşürken, direniş başladı ve işten çıkarırsa çok büyük bir tepki toplayacağını gördü. Bunun üzerine dekanlıklar insiyatif kullanarak arkadaşlarımızı işten çıkarmaya başladılar. 15 Kasım’a kadar bu sayı 15 civarlarındaydı.

Rektörlük işten çıkaramayacağı asistanlara 33/A’ya geçmeyi teklif etti ve yeni 33/A kriterleri belirlemek istedi. Yeni 33/A kriterleri bir facia; yasaya aykırı ve yeni asistan kıyımına bir resmiyet kazandırıyor.

Şu an İTÜ’deki 527 asistanın 426’sı işten çıkarılma tehlikesi ile karşı karşıya. Çünkü yasa, bölümlerde 33/A kadrolu asistan sayısı, bölümlerdeki diğer hocaların sayısının %33’ünü geçmemeli diyor. İTÜ’de pek çok bölümde bu oran aşılmış durumda, yani kadrolar zaten dolu. Dolayısıyla bu sayının dışında kalanlar, doğrudan atılacaklar arasında yer alıyor.

DİRENİŞTE 34. GÜN

Direniş çadırında kaçıncı gününüz?

A.K.: Direniş çadırını 18 Ekim’de kurduk. Yani bugün[21.11.2012] itibariyle çadırda 34. günümüz oluyor.

Hocalardan ve öğrencilerden destek var mı?

A.K.: Son iki haftalık dönemde artık hocaların da gerçek anlamda gündemine girdik. Artık bir kırılma oldu. Bu uygulamaların köklü bir dönüşümün bir parçası olduğunu görmeye başladılar. Yürüyüş eylemimize 1.500 civarında bir katılım oldu. Bunun 200’ünü hocalarımız oluşturuyordu.

Diğer üniversitelerin asistanlarından destek var mı? Diğer üniversitelerde bu sorun ne durumda?

A.K.: Şu an diğer üniversitelerde 6 yıl uygulaması muğlâklık taşıdığı için, onlarda direniş şeklinde bir hareket yok. Daha çok İTÜ ile dayanışma şeklinde bir tutumları var.

Ancak yeni gelen yasanın geçiş hükümleri mevcut 33/A kadrolarını da tahrip edecek. Dolayısıyla diğer üniversitelerdeki asistanlar da yakında bundan etkilenecek.

Başka kimler destek oluyor?

A.K.: Eğitim-Sen şubeleri ziyarete geldiler. TMMOB odaları, çeşitli STK’lar, öğrenci grupları destekçilerimiz ve ziyaretçilerimiz arasında yer alıyor.

Geniş bir toplumsal muhalefet eylemimizden haberdar, ancak diğer sendika ve siyasal partilerin henüz özel bir ziyaretleri olmadı.

BAŞARILI BİR EYLEMDİ; BİR İLKTİ VE BİR CÜRET MESELESİYDİ

17 Kasım’da yaptığınız iş bırakma eylemi ve sınav boykotu ne derece etkili oldu?

A.K.: Elinize 50/D gibi bir mobing aracı almışsınız, en fazla angarya ve baskıya maruz kalan asistanlar olduğu için, en zayıf akademik kadro kesimini oluşturdukları için onlara uyguluyorsunuz. Asistanların, hocaların dahi yapmaya cesaret edemeyeceği eylemi ilan edip, bir de gerçekleştirmeleri bir cüret göstergesi oldu. Bu eylem Türkiye’de bir ilktir. İÜ’de 2009’da denenecekti, fakat koşullar uygun olmamıştı. Bizim iş bırakma ve sınav boykotu eylemimiz epey etkili oldu bu anlamda.

Üç sınavın boykotuna katılım asistanlar arasında yüzde 75’e yakın oldu. Sınavlar uzun zamandır sınav gözetmenliği yapmamış hocaların apar topar bölümlerine çağırılmaları ile yapıldı. Sınavların yapılmış olmasından memnunuz, öğrencilerimiz mağdur olmamış oldu. Biz zaten sınavları iptal ettireceğiz demedik, biz ‘iş bırakıyoruz’ dedik. Çok iyi bir teşhir oldu. Eğer rektörlük bu baskıcı ve anti-demokratik uygulamaları ile bizi okulda istemiyorsa, buyursun sınavlarını kendisi yapsın.

Öğrencilerimize de çok iyi bir mesaj oldu. Sınav haftası boyunca öğrencilerimize neden bu boykotu yaptığımızı anlatan, onları bize desteğe çağıran broşürler dağıttık.

Çözüm için öneriniz nedir?

A.K.: Bu en çok tartışılan meseledir. Bize en çok sorulan soru,”Bu okul 6 yılda niye bitmez?” sorusudur. Bu sorunun sorulması bile neo-liberalizmin ideolojik zaferinin gerçek bir ifadesidir.

Biz çok açık bir şey söyledik. Danıştay, yasa her şey bizim burslu öğrenci değil; kadrolu, sözleşmesi yıllık olarak yenilenen, bordrolu, sosyal hakları olan devlet memuru olduğumuzu gösteriyor. Bu yeni SGK yasasında da var. Biz, sözleşmeli kamu çalışanlarıyız. Haklarımızın gasp edilmesine kesinlikle izin vermeyeceğiz.

Bizim işimiz kimin akademisyen olacağını tartışmak değil. Biz bunun yukardan aşağı YÖK veya Rektörlük tarafından baskı ile belirlenemeyeceğini söylüyoruz. Bunun bölümlerde, başka oylama biçimleri ile belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

ÜNİVERSİTELERİN SATILMASI GÜNDEMDE

Bundan sonra ne gibi eylemleriniz olacak?

A.K.: Bundan sonra çadırımızın devamlılığı ve varlığımızın kalıcılığı için yeni bir şeyler yapmayı planlıyoruz.

Bu yeni 33/A kriterlerini iptal ettireceğiz, işe iade davalarını takip edeceğiz. Her işten çıkarmada tepki vermeye devam edeceğiz. Bütün bu sürecin yeni YÖK yasasının provası olduğunu ilan edip, bu yasaya karşı mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu nedenlerle çadırda daha kalıcı olmak gerekiyor.

Bundan sonraki eylemler 17 Kasım iş bırakma eyleminin yarattığı havayı daha yukarı taşımalıdır. Eylem biçimi olarak ise bundan sonra İTÜ’de sadece iş bırakma eylemi değil, okulun bütün bileşenleri ile birlikte üniversitede hayatı tamamen durduracak eylemler yapılmalıdır.

Üniversitelerde bugün yapılanlar ileriki aşamalarda üniversitelerin satılmasını gündeme getirecektir. Özelleştirilecekler yani “Üniversite.AŞ” olacaklar. Şu an Bilgi Üniversitesi’nde kısmen bu yapılıyor zaten.

***

Üniversitelerin özelleştirilmesi, birer ticarethaneye dönüştürülmesi, piyasa baskısı altına alınması, çalışanların ve akademisyenlerin güvencesizleştirilmesi anlamına geliyor.

Aslında çok daha köklü bir planın parçası olan bu ve bunun gibi uygulamalara karşı birleşik bir işçi mücadele birliği olmadan, mücadele yükseltilemez.

İTÜ’lü asistanlar, haklı ve meşru talepleri için direnişe devam edecekler…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: asistan dayanışması / İTÜ /