Hayri Bökü: “Bugün sendikalardan bir çaba beklemek, horozdan yumurta beklemeye benzer”

İşçilerin Sesi - 15 Ocak 2013 - Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

“Bugün sendikalardan bir çaba beklemek, horozdan yumurta beklemeye benzer”

Toplumsal Dayanışma ve Kültür Derneği’nin Sözcüsü Hayri Bökü ile röportaj

Hayri Bökü, sınıf mücadelesine 40 yılını vermiş bir komünist. TSİP ile başlayan siyasi yaşamı, önce TKP sonra da TKP İşçinin Sesi ile devam etmiş. Birçoğumuz gibi, 12 Eylül ertesinde siyasal perspektifini ve özellikle de 1990’lardan itibaren Sovyetler Birliği deneyimini sorgulamış. Yenilginin sosyalizmin kendisinden kaynaklanmadığı sonucuna varmış ve bugün enternasyonalist komünist bir militan olarak Turgutlu’da hem işçi sınıfı içinde hem de Çaldağı’nda nikel madenine karşı yürütülen mücadelede yer alıyor.

İşçi sınıfı mücadelesiyle nasıl tanıtınız?

Lise yılarında fabrikalarda çalışıyorduk, oradaki işçileri örgütlemek için faaliyette bulunurduk. O arada Kemal Sülker’e (ya da Kemal Türkler’di şimdi hatırlayamıyorum) bir mektup yazdım, Turgutlu’daki işçilerin örgütlenmesi için yardım istedim. Cevap geldi. Mektupta şu anda toprak sanayi iş kolunda işçileri örgütlemek için bir sendikanın olmadığını, önümüzdeki günlerde bir sendikanın kurulacağını, bu konuda çalışma yapmamızı ve onlarla ilişkiye geçmemizi istiyorlardı. Devrimci gençlik heyecanıyla o mektubu cebimde taşıdım. Herkese gösterdim ve o mektup artık katlanamaz hale geldi. Daha sonra DİSK’e bağlı Keramik-İş sendikası kuruldu ve bizim ilk sendika ile tanışmamız ve örgütlenme çalışmalarımız bu şekilde başladı.

Ama siz Beton-İş’i kurdunuz. Neden?

Beton-İş sendikası bir fraksiyon sendikasıydı. TKP’nin yönlendirdiği bir sendikaydı. Bu sendikayı Turgutlu’da biz kurduk. Genel merkezi Turgutlu’daydı. O tarihlerde Türkiye’de sınıf mücadelesinin sendikal boyutunda herkesin eğilimi kendi sendikasını kurmasıydı.

Keramik-İş TİP’in elindeydi. Turgutlu’daki ağırlıklı işçi kitlesi keramik-beton blok fabrikalarındaydı. Blok dediğimiz tuğla. Bir de kiremit ve beton fabrikaları vardı. Yaklaşık 50’ye yakın fabrika vardı. Fabrikaların en önemli özelliği emek-yoğun üretimdi. Fabrikada 30-40 tane çıkan bloğu taşıyan işçi vardı. Kuru sistem kurulunca bu 30 işçi kalktı, 5 işçi bant sistemine geçti. Fabrikalarda çalışan işçi sayısı 400’e yakındı. Ama aynı fabrikalara teknoloji girince, 400 tane işçinin çalışacağı fabrikalarda, 50 tane işçi çalışır duruma geldi. 20 bine yakın işçi demektir. Bunun dışında Tukaş ve Evkom adında iki konserve fabrikası vardı.

Şimdi Turgutlu’da hangi sektörler var?

Turgutlu’da ağırlıklı olarak gıda sektörü gelişti. Tavuk üzerine, Lezita ve CP. Bunlar kuluçka, yem fabrikası ve tavuk işletmesi. Bunlar büyük tekeller. Bunlar burada üretim merkezi kurdular. Fason olarak tavuklarını aldığı insanların tavuklarını kesip Türkiye’ye buradan pazarlıyorlar. Abalıoğlu tekelin ismi. Başka fabrikaları da var: Soya fabrikası, tekstil fabrikası gibi.  Metal iş kolunda Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu 100 kişilik bir işyeri var. Bu işyeri dışında sendikalı işyeri de yok.

Hangi mücadeleler yaşandı Kasaba’da?

1979 yıllarıydı. En önemli mücadelemiz, 600 işçi çalışan beton direk fabrikasında Beton-İş sendikası tarafından yürütüldü. Bu fabrikada Çimse-İş ile Beton-İş arasında referandum ve grev oylaması yapıldı. Beton-iş sendikası olarak kazandığımız halde, Turgutlu’daki ve Türkiye’deki bütün keramik-blok patronları ortak hareket ederek yetkiyi vermediler,  toplu sözleşme masasına gelmeyip, işçi çıkararak sendikayı işlevsiz hale getirmeye çalıştılar. İşçiler için direnişten başka çıkış yolu olmadığına inanarak Betoye fabrikasında direnişe başladık. 106 gün sürdü direniş. Direniş 2. Milliyetçi Cephe hükümeti döneminde yaşandı ve polis zoruyla, işçiler evlerinden zorla alınıp, fabrikaya sokularak 107. gününde kırıldı. Sendika kalmadı, onun arkasından da faşist darbe geldi. Bu Turgutlu’da ilk önemli ve uzun süre devam eden işçi direnişiydi.

Yine önemli bir işçi mücadelesi fırın işçilerinin mücadelesidir. Turgutlu’da 30-35’e yakın fırın var. Fırınlar ve ekmek fabrikalarında çalışan 100’e yakın işçiyle biz genel merkezi Turgutlu’da olan Fırın-İş sendikasında örgütledik. Faşistler üç fırın işçisini öldürmüştü. Biz de hem işçilerin can güvenliği için hem de işçilerin gece çalışmasının engellenmesi için ekmeğin gündüz çıkarılması amacıyla direnişe geçti. İlk defa Turgutlu’da ekmek gündüz çıkarılmaya başlandı. Gece çalışmayı yasakladık. Bu da 1979 yılında yaşandı.

Bu yıllarda Turgutlu’da Çimse-İş sendikasına karşı devrimci sendikal muhalefet örgütü kurmaya karar verdik. Fabrikadaki işçilerle beraber bir komisyon kurduk. Tüm fabrikaları örgütleyip Turgutlu’da bir devrimci muhalefet çalışmasına başladık. Yapmış olduğumuz bir hata nedeniyle çok az bir oyla devrimci sendikal muhalefet seçimi kaybetti. Kendi aramızda bölündüğümüzden dolayı… Kendi aramızda bölünmeseydik, daha soğukkanlı davransaydık burada 10 bine yakın işçinin yönetimini devrimciler olarak almış olurduk.

Bölünmeler bugün de var. Neden tam başaracağımız noktada bir bölünme ile sürekli kaybediyoruz?

Bunların hepsini Lenin’i doğru algılamamamıza bağlıyorum. İlk başta komünistlerin sınıfın çıkarı doğrultusunda hareket etmesi lazım, kendi bireysel çıkarları, fraksiyon çıkarları için değil. Sınıfın genel çıkarlarına ters düştüğü için yanlıştık. Marx’ın Manifesto’da dediği o meşhur söz “Komünistlerin işçi sınıfının çıkarlarından başka çıkarları yoktur.” Aynen öyle. Bugünkü bilincimle Beton-İş sendikasının doğru olduğuna inanmıyorum. Bu bilincimle işçileri gereksiz yere parçalamanın doğru olduğuna inanmıyorum. Sabırlı bir çalışmayla bürokrasiyi uzaklaştırmak için bir çalışmanın uygulanması lazım. Siyasi çıkarlar, sınıfın, sosyalizmin önüne geçiyordu. Bugün de bu anlayış devam ediyor.

İşçi sınıfının durumunu nasıl görüyorsun? Ne yapmalı?

Turgutlu, küçük Türkiye’dir. Kasaba’da işçi sayısı için 40-50 bin diyebiliriz. Hiç birisi sendikalı değil. Bu 40 bin işçinin en az 15-20 bini de sigortasız çalışıyor. Bunların ezici bir çoğunlu da güvencesiz işçi.  Sınıfın durumunu bir trene benzetecek olursak, trenin önünde burjuvazinin yönettiği çok lüks bir makine dairesi var. Kompartımanların arkaya doğru giderek büyüdüğü ve konforunun da giderek bozulduğu bir tren. Makinistin arkasında çok ufak bir sendikalı kesim var. Bunların aldıkları ücret burjuvazinin de değerlendirdiği yoksulluk sınırı. Türkiye’de yoksulluk sınırı 3 bin lira, sendikalı işçi bunu ancak alır. Orta kompartımanlar daha büyük, orada yalnız sigortalı ve asgari ücretli kesim var. Ondan sonra gelen kompartıman daha da büyüyor ama pencereleri filan kırık, daha konforsuz, buradaki işçi kesimi yalnız asgari ücretle çalışan kesim ve sigortasız. Diğer yandan da bu kompartımana binmek isteyen milyonlara işçi de trenin arkasından koşuyor. Türkiye işçi sınıfının durumu bu. Ezici bir kesim güvencesiz işçi. Bence komünistlerin gözünü çevireceği kesim güvencesiz işçiler olmalı. Esas odak, devrimci merkez olarak ben bu kesimi görüyorum. Kapitalist krizin iyice arttığını ve sürecin daraldığını, devrimci durum koşullarının Türkiye’de ve etrafta oluşmaya başladığını, savaş rüzgârlarının sınıfı da içine çekmeye başladığını düşünürsek, sendikalarda bir mücadelenin başlamasını ve buralarda bir odak olmasını çok zor görüyorum.

Şu anda Türkiye’de bazı girişimleri doğru buluyorum. İşçi Hakları Derneği, Taşeron İşçileri Derneği gibi veya bu temelde kurulan dernekleri akılcı birer örnek olarak görüyorum. Biz de bu temelde, bu süreçte sendikalarla mücadelenin çok zor olacağını düşündüğümüz için hakkını arayan işçiler derneği şeklinde bir derneğin kurulması için çalışıyoruz. İşçilerin ekonomik demokratik haklarının yükseltilmesini ve aynı zamanda burasının işçi sınıfının kapitalizme karşı bir mücadele odağı olarak geliştirilmesini, ilerdeki sınıf sendikacılığının da embriyo örgütlerinin ve nüvelerinin buradan yetiştirilmesini amaçlıyoruz. Sınıf örgütlenmesinin okulu haline getirilerek sendikaları buradan zorlamak değerlendirilmeli. Şu tip yaklaşımları pek doğru bulmuyorum. Lenin’in koyduğu o klasik anlamda sendikalar olmadan bir şey olmaz, sendikalar olmadan bir siyasi partinin bir gün daha iktidarda kalamayacağı gibi klasik şeyler teorik anlamda doğru olmakla beraber, komünistlerin nesnel duruma göre hareket etmesi lazım. Bugün sendikalardan bir çaba beklemek horozdan yumurta beklemeye benzer. Bizim nesnel duruma göre hareket etmemiz lazım. Nesnellik sendikalıların dışında, güvencesiz işçilerdedir.

Mesela şu anada asgari ücretle ilgili durum, komünistlerin bu konudaki ilgisizliği, sendika bürokratlarının duyarsızlığı, asgari ücret karşısında o kesimi kazanıcı militan tutum almaması, bir yönüyle o kesimle olan mesafelerini gösteriyor. Aynı 1 Mayıs ciddiyetindeki gibi, aynı Kürt özgürlük hareketinde Newroz’da gösterdiği duyarlılık gibi asgari ücretin yaklaştığı dönemde asgari ücret tespit komisyonunun aynı 1 Mayıs’tan korkar gibi korkması lazım. O binanın etrafı Tahrir Meydanı olması lazım. Güvencesiz işçiler arasında, onların gerçek dostlarının komünistler olduğunu algılatan bir heyecan yaratılması lazım. Bu konuda komünistler çok ciddi hatalar yapıyor. Bence şu an sınıfı hareketlendirecek, ayağa kaldıracak durum asgari ücret mücadelesini devrimci mücadelenin odağı haline getirmektir.

İşçilerin Sesi Gazetesi (Yeni Seri) Sayı 10’da Ocak 2013 yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Beton-İş / Fırın-İş / Turgutlu /