Mısır’da yaşananlar Devrim mi, emperyalizmin komplosu mu? – Mustafa Eker

İşçilerin Sesi - 15 Ocak 2013 - Dünya / İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

MISIR’DA YAŞANANLAR DEVRİM Mİ, EMPERYALİZMİN KOMPLOSU MU?

Tunus’ta başlayan, oradan Mısır’a ve tüm Arap dünyasına yayılan, Arap Baharı da denilen, halk ayaklanmaları sonucu monarşik rejimlerin devrilmesi, on yıllar sonra ‘devrim’ kavramını yeniden güncelleştirdi. İşçiler başlangıçta devrim içinde tek tek bireyler olarak yer alırken, giderek sınıf olarak katılmaya başladı. Devrim içinde kendi öz örgütlerini yaratmaya, kendi taleplerini öne sürmeye, ‘kendisi için bir sınıf’ haline gelmeye başladı.

İşçi sınıfının devrime sınıf olarak katılmaya başlamasından ürken emperyalistler ile işbirlikçi siyaset ve sermaye sınıfı, devrimin önünü kesmek için, Müslüman Kardeşler ile pazarlığa oturarak, ona iktidarın yolunu açtı. Müslüman Kardeşler’in, devrimin hiçbir talebini karşılamadığı gibi, monarşinin yerine otokrasiyi geçirmeye çalıştığı görüldüğü ölçüde, halkın mücadelesi yeniden yükselmeye başladı.

İşçi sınıfı, dostunu da düşmanını da kendi deneyleriyle öğreniyor. Mısır’da (ve Tunus’ta) yaşanan devrimler bir grup ya da partinin işi değil yığınların eseridir. Ne var ki bu (burjuva demokratik) devrimler, emperyalizm ve işbirlikçisi siyaset ve sermaye sınıfı tarafından, Müslüman Kardeşler iktidara getirilerek engellenmiş ve önü kesilmiş; devrim yarım bıraktırılmıştır.

Tunus’ta ve Mısır’da monarşik rejimlere karşı demokrasi, hak ve özgürlük talebi ile ayaklanan hareketler, özgürleştirici hareketlerdir. Devleti ve rejimi hedef almış, tarihin ve siyasetin düzenli akışını kırmış, daha önce olmayan olanakları ve olasılıkları gündeme getirmiş ve bunda ısrar ediyor olmalarına karşın, solda bazı çevrelerce, hala bu hareketlerin devrimci niteliği inkâr ediliyor. Mısır ve Tunus devrimleri, on yıllardır uyuyan devi uyandırmış; tarihin tek devrimci sınıfının işçi sınıfı olduğunu, ona dayanmayan onun içinde örgütlenmeyen hiçbir devrimci, yapının devrime önderlik edemeyeceğini bir kez daha açığa çıkarmıştır.

Devrim, önceden planlanamaz. Bir grup ya da parti tarafından gerçekleştirilemez. Devrim yığınların, milyonların eseridir. Türkiye solunun önemli bir kesimi, Arap Baharı ve Mısır devriminin yarattığı olumlu politik havayı, devrim ve sosyalizm kavramlarını yeniden güncelleştirmesini, Mısır işçi sınıfının devrim de gösterdiği politik enerjiyi, Türkiye işçi sınıfına taşıyacak yerde, onu küçümsüyor. Bu ayaklanma ardında komplolar arıyor. Halkın ve işçi sınıfının kendiliğinden hiçbir şey yapamayacağını, hiçbir şeye kalkışamayacağını düşünüyor. Bu devrimleri Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek isteyen ABD emperyalizminin manipüle ettiği eylemler olarak görüyor. Çoğunluğu sol milliyetçi Stalinist gelenekten gelen bu çevreler, devrimci bir örgüt ve önderlik olmadan kitlelerin ayaklanamayacağını, devrime kalkışamayacağını düşünüyor.

Devrimi kitleler mi yapar, örgütler ve liderler mi? Devrim,  işçi sınıfının amaçlarını gerçekleştirmek için bir araçtır. Parti anlamında örgüt ise, devrimde kullanacağı bir araçtır. Aracı amaçlaştırmak, devrim için kitleleri araçsallaştırmaktır. Bu ise partiyi işçi sınıfının yerine ikame etmek demektir. Bu ikameci Stalinist sosyalistler, her kendiliğindenliğin içinde, ilkel de olsa, bir bilinç ve ona denk düşen bir örgütlülüğün (sendikal bilinç ve örgütlülük) olacağını, devrimci bilinç ve örgütlülüğün de ancak bu mücadele içinde doğacağını ve gelişeceğini düşünemiyor. İşçi sınıfına bilincin (ve devrimci örgütün) işçi sınıfına dışarıdan, küçük burjuva aydınlar tarafından götürüleceğini savunuyor. Devrimci bilinç ve örgütü kendisinde gören bu küçük burjuva aydınlar, işçi sınıfı hareketine tepeden bakıyor. Hareketi değil örgütü, eylemi değil bilinci temel alıyor. Tam bir felsefi idealizm yani! Oysa,  Rosa, “önce hareket vardı” der.

Bilinç maddenin yansımadır. Her hareket, er ya da geç, kendi bilinç ve örgütünü yaratır.  Tersi yanlıştır ve materyalist felsefe anlayışı ile çelişir. Dün bürokratik oligarşiyi alaşağı eden, bugün ise burjuva iktidarının Müslüman Kardeşler görünümlü biçimine karşı, kesintiye uğrayan devrimi ilerletmeye ve mücadeleyi yükseltmeye çalışan Arap halkları ve Mısır işçileri, tarihin tek devrimci sınıfının işçi sınıfı olduğunu gösteriyor. Devrimi sonuna kadar götürme yeteneğine sahip tek sınıfın, işçi sınıfı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. İşçi devrimlerinin güncelliğini hala koruduğunu, işçi sınıfına dayanmadan onun içinde ve önünde yer almadan sosyalist siyaset yapılamayacağını ortaya koyuyor. Mücadeleleri Türkiye ve dünya işçi sınıfının mücadelesine heyecan katıyor, güç veriyor.

İşçilerin Sesi Gazetesi (Yeni Seri) Sayı 10 – Ocak 2013’ten alınmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Devrim / emperyalizm / Mısır /