Hava-İş Yönetiminin “işçileri eylem yapmaya zorlamadığı” müfettiş raporlarıyla kesinleşti: Buyrun bakalım…!

Seyfi Adalı - 16 Şubat 2013 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Hava-İş Sendikasının internet sitesindeki habere göre,

“THY A.O yönetimi 29 Mayıs 2012 tarihinde havacılık işlerinde grev yasağı getiren yasanın TBMM’de görüşülmesi esnasında havacılık işçilerinin yasağa karşı gösterdikleri demokratik karşı çıkış ile ilgili Sendika Yönetim Kurulu üyelerimiz hakkında Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına;

Yasadışı grev yapmayı, yasadışı direnişte bulunmayı teşvik etme, Bu hususta propaganda yapma ve personeli eylem yapmaya zorlama şeklindeki iddialarla suç duyurusunda bulunulmuş,

Savcılık gerekli bilgi ve belgeleri topladıktan sonra ilgili yasa gereğince bu konuda GÖREVSİZLİK kararı vermiş ve ilgili suç duyurusunun T.C Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünce değerlendirilmesi gerektiğine karar vermişti.

İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünce yapılan soruşturma ve görevlendirilen İş Teftiş Müfettişliğince Müfettiş sayın Gülgün Kaner tarafından söz konusu iddialar ile ilgili olarak hazırlanan 18.01.2013-01 No’lu RAPOR SONUCU;

  • Sendika yöneticilerinin THY A.O yönetimince iddia edilen 6356 sayılı Kanunun 78 I-e maddesine uygun herhangi bir fiilinin tespit edilmediği,
  • 29 Mayıs 2012 tarihinde oluşan olayların CD kayıtlarına göre barışçıl sınırları aşmayan demokratik bir protesto olarak değerlendirilmesi gerektiği,
  • Sendika yöneticilerine herhangi bir idari ceza verilmemesi gerektiği açıkça belirlendi…”

Bu haberi nasıl yorumlamalı?

İki ana başlıkta yorumlayabiliriz. Birincisi işçiler açısından, ikincisi sendikanın görev ve sorumluluğu açısından.

İşçiler açısından, rapor olumludur. Çalışma Bakanlığı Müfettişlerinin raporu, daha önce iş mahkemelerinin verdikleri kararlar ve bilirkişi kararlarıyla birlikte düşünüldüğünde, işverenin (THY yönetiminin) işçi çıkartırken ileri sürdüğü gerekçenin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ortaya koyuyor. Siyasi bir karar verildiğini gösteriyor. İşverenliğin güç gösterisi yaparak, işçiler üzerinde baskı kurmaya çalıştığını, ekonomik gücüne dayanarak baskı yaptığını, keyfi ve kanunsuz davrandığını ortaya koyuyor.

Sendika açısından ise, özellikle son rapor (Çalışma Bakanlığı Müfettişlerinin Raporu), olumsuz sayılmalıdır. Rapor, sınıf mücadeleci sendikacılık açısından ve bu role soyunan Hava-İş yönetimi için yüz kızartıcı sayılır.

Bakanlık Müfettişleri demektedir ki, yasaların ve işverenliğin “suç” saydığı fiili sendika yönetimi işlememiştir. Yani, sınıf mücadelesinin “fiili-meşru bir mücadele hakkı”nı sendika yönetimi kullanmamış, işçileri grev yasağına karşı eyleme çağırmamış, sendikal görev ve sorumluluk Hava-İş Yönetimi tarafından yerine getirilmemiştir. Sendika yönetiminin “suç” işlemediği müfettişlerce de ortaya konmuştur. Dolayısıyla bir sendikanın yapması gerekeni  Hava-İş yönetimi yapmamıştır.

Oysaki söz konusu “suç”, KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) ve hatta TTB (Türk Tabipleri Birliği) tarafından defalarca işlenmiştir. KESK, grev hakkı için bir gün, iki gün grev yapmıştır. Nitekim KESK üyesi Büro Emekçileri Sendikası (BES) bu ayın 27’sinde bir günlük grev daha yapacaktır.

TTB ise, sağlık çalışanlarının özlük hakları ve sağlıkta şiddete karşı “grev”i g(ö)rev” saymış, yönetim kurulu kararlarıyla uygulamışlardır. Sözünü ettiğimiz sendika ve odalar üyelerini kanunların “yasadışı direniş ve eylem” saydığı greve zorlamış; ancak grev hakkının uluslararası bir sendikal hak ve özgürlük sayılması sebebiyle de Türk yasalarında olup olmadığına bakmadan hem uluslararası hukuka hem de “haklar yasalardan önce gelir” şiarıyla eylemlerine sahip çıkmıştır.

Son müfettiş raporunun açık ifadesi şudur: Hava-İş yönetimi, işkoluna getirilen grev yasağına karşı üyelerini herhangi bir eyleme sevk etmemiş,onları eyleme yönlendirmemiştir. Bir sendika için, üstelik Hav-İş gibi solun da destek verdiği, Sendikal Güç Birliği gibi Türk-İş yönetimine muhalefetin sözcüsü bir sendikadır söz konusu olan. TÜMTİS yöneticilerinin 6-7 yıl hapis cezası aldığı, KESK’lilerin tutuklu bulunduğu, taşerona karşı çıktığı için Devrimci Sağlık-İş Genel Başkanının ve yöneticilerinin gözaltına alındığı bir Türkiye’de “üyelerini direnişte bulunmaya teşvik etmek” Bakanlık için suç sayılsa da, işçi vicdanında, işçi hareketinin tarihi açısından en büyük görevdir. Hava-İş yönetimi sendikal görevini yerine getirmemiş, sözleriyle eylemi birbirini tutmamıştır. Bu nedenle de “direniş” adı altında yürüttüğü haftalık basın açıklamaları, genel başkanın şovundan öteye geçememektedir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Çalışma Bakanlığı / Hava-İş / THY yönetimi /