LKP Genel Sekreter Yardımcısı Nassif: Suriye Lübnan’ın iç sorunu –Ayşe Düzkan’ın söyleşisi

21 Şubat 2013 - Dünya / Güncel Politika

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Geçen hafta bulunduğum Beyrut’ta Lübnan Komünist Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Marie Nassif’le görüştüm. Onunla tanıştığımızda baştan aşağıya siyah giymesinin bir tesadüf olduğunu düşünüp dikkat etmemiştim ama daha sonra, başka bir Lübnanlıdan onun, 1980’li yıllarda eşi Müslüman milisler tarafından öldürüldükten sonra siyah giymeye başladığını öğrendim.

Marie Nassif’le bölgeyi ve Lübnan’ı konuştuk. (Ayşe Düzkan)

lkp-mari-masif-lebanon

-Bölgedeki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortadoğu’daki durum kapitalist krizle bağlantılı. Kapitalist güçler Ortadoğu’da iktisadi sorunlarına bir çözüm bulmaya çalışıyor. Gaz ve petrole el koymak ve böylece durumu değiştirmek istiyorlar. O yüzden bölge her an patlamaya hazır. Şimdi de Müslüman Kardeşler’in bölgeye gelmesi ve İsrail’de ekstremistlerin seçimi kazanmasıyla özellikle Arap ülkelerinde durum kötüleşiyor. Suriye’deki duruma gelince, biz bu konunu üzerine çok düşündük, birçok açıklama ve yayın yaptık. Suriye hükümeti son iki yılda ülkedeki durumu çözebilmek yönünde birçok fırsatı kaçırdı. Aynı zamanda köktendinci İslamcıların bu kadar güçlenmesine olanak veren politikalar yürüttü. Şimdi Suriye’de iç savaş yürüyor. Aynı zamanda bu bir mezhep çatışmasına dönüşüyor. Artık müzakerelerden bir sonuç çıkarmak çok zor olabilir çünkü son on yıl içinde Suriye’de olanlar iki güç odağının yani emperyalist güç ABD’nin ve yine Ortadoğu’daki çıkarlarının peşinde olan Rusya’nın etkisinde. Çünkü Suriye’nin bölgede çok önemli bir stratejik konumu olduğunu biliyoruz. Bunun bir sebebi de Filistin sorunu. O yüzden Lübnan’da büyük endişe içindeyiz çünkü Suriye bizim için bir iç sorun, Lübnan’ın sorunu. İki mezhep grubunun mücadelesi Suriye’yi egemenliği altına almış. Bunlardan biri İslami gruplar diğeri de mevcut rejim. Hizbullah’ın büyük etkisini de unutmamak gerek. Çünkü şu anda Lübnan’ın siyasi ve güvenlik açısından stabilize olması bizim için çok önemli. Son zamanlarda Trablus ve Bekaa’da çatışmalar oldu. Burada Suriye’ye gitmeye çalışan İslamcı gruplar var. Türkiye’nin de Suriye’nin iç işlerine müdahale etmeye çalıştığını görüyoruz ve son zamanlarda patriot füzeleriyle durum zaten iyice açığa çıktı. Suriye sorunundan dolayı var olan gerginlikte bir tırmanma bekliyoruz. ABD’nin müttefikleri Irak’ta yaptıklarını yapmaya yani toplumu mezheplere bölmeye çalışıyor. Bir zamanlar Bay Henry Kissinger’in yürüttüğü Ortadoğu Projesi’ne dönüp bakmalıyız, tabii sonra da Bush’un Büyük Ortadoğu Projesi’ne. Bu yeni bir anlaşmadır ve bütün ülkeleri mezhep ve etnisite temelinde bölmeyi hedeflemektedir. Sudan’da olan buydu, Irak’ta bu oldu, Lübnan’da bu konuda büyük fırsatlar var ellerinde çünkü biz zaten mezheplere bölünmüş bir ülkeyiz. Lübnan’daki iktidar ve devlet de bölünmüş durumda. Şimdi de Suriye’ye geldi sıra. Mısır’da bile Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında ayrım yapmaya çalıştılar. O yüzden biz Tunus ve Mısır’da olanların bu projeye karşı iyi bir tepki olduğunu düşünüyoruz çünkü insanlar Müslüman Kardeşler’in yönetimini reddetti ve şimdi sivil devletler oluşturmaya çalışıyorlar.

- Soğuk Savaş dönemini geride bıraktık ama anlattıklarınız bana o dönemin konseptinin değişmediğini düşündürüyor.

Hayır değişmiyor çünkü biliyorlar ki bütün Ortadoğu’da bir çatışma yaratmanın en kolay yolu budur çünkü burada halledilmemiş dinsel ve etnik meseleler vardır. O yüzden bu konuları öne çıkarırlar ve bunlar üzerinden savaşlar başlatmaya çalışırlar. Nitekim şimdi Irak’ta Sünniler ve Şiiler arasında mezhep çatışması var. Mısır’da sivillerle Müslüman Kardeşler ve aynı zamanda Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında çatışmalar var. Suriye’de Aleviler ve Sünniler arasında çatışma var, Lübnan’da zaten hep vardır bu. O yüzden bunlar onların gaz ve petrole el koyabilmesini sağlıyor. Bir de İsrail var, İsrail bölgede başta ABD olmak üzere bütün emperyalist güçlerin iyi bir müttefikidir. O yüzden artık bu istikrarsız duruma geldik. Ve kimse durumun nereye gideceğini bilemiyor.

-Bir yandan da Soğuk Savaş sırasında komünistler arasında enternasyonalizm vardı, şimdi İslamcılar da enternasyonalist.

Evet tabii, SSCB’nin yıkılması bütün ilerici hareketler açısından büyük bir kayıptı. Ama şimdi solun içinde bir gelişme var; Sao Paolo, Porto Alegre forumları ve şimdi komünist partiler ve işçi partilerinin katıldığı uluslararası toplantılar. Bunlara Türkiye Komünist Partisi ve EMEP de katılıyor. Burada Rusya, Çin ve Küba Komünist Partileri de var ki bunlar şu anda ülkelerini yönetiyor. Belki mücadelede bir değişim yaratabilecek, hatta belki kapitalist ülkelerde işçilerin polise karşı mücadelesinde veya burada olup bitene müdahale edebilecek. Bence artık bizim emperyalist saldırıya karşı verdiğimiz mücadele daha fazla destek görüyor. Artık eskisi gibi değil. Bu enternasyonal buluşmayı somut ve güçlü bir şey haline getirebilirsek milyonlarca işçi, orta sınıf insan, aydınları harekete geçirebiliriz. Çünkü artık SSCB yok ama ABD’ye karşı daha saldırgan politikalar izleyen Çin, Küba var. Bence bu hareketler artık bizim ülkelerimizde daha güçlü ve dünyada demokratik bir değişim yaratmaya çalışanlardan daha fazla destek görüyor. Örneğin Mısır’da olanlar… Müslüman Kardeşler’e karşı mücadele eden Demokratik Koalisyon’da birçok sol parti var; Komünist Parti, Sol Kanat Nasırcılar, Sosyal Parti ve birçok önemli insan, yazarlar, oyuncular, şarkıcılar, gazeteciler hatta yargıçlar var. Bölgede özellikle de Arap dünyasında fraklı şeyler oluyor.

-Çin emek sömürüsünün en vahşi yaşandığı  ülke. Bunun başka ülkelerdeki emek hareketini rahatsız edeceğini düşünüyor musunuz?

Haklısınız. Biz de bu konuyu buraya gelen Çin Komünist Partisi delegasyonlarına açtık. Bize katıldıklarını, bu konuda değişiklik yapılması gerektiğini, özellikle kapitalist krizin ardından bunun daha iyi görüldüğünü çünkü bütün finansmanın Çin’den çekildiğini ve büyük bir sorunla karşı karşıya kaldıklarını çünkü köylerden ve taşradan insanların büyük şehirlere geldiğini ve onlara iş ve geçinecek para bulmak zorunda kaldıklarını söylediler. Bu çözülmesi gereken büyük bir sorun ama aynı zamanda Çin, işçilerine haklarını verebilmek ve onların yaşamalarını sağlamak için de kapitalizme karşı saldırgan bir politika izlemek durumunda. Belki de görmemiz gereken bir gerçeklik var, Çin’in finans sermayesi yok, sermaye ABD ve başka kapitalist ülkelerden geliyor. O yüzden özellikle iktisadi anlamda egemenliklerine kavuşmak için farklı bir siyaset izlemek zorundalar.

-Küreselleşmenin bir sonucu olarak sendikacılık bile yapmak istiyorsanız uluslararası hareket etmek zorundasınız çünkü örneğin Türkiye’de bir şey yapıyorsunuz fabrikayı Romanya’ya taşıyorlar.

Öyle, Marx 1844 El Yazmaları’nda bundan söz etmişti. Bu düzeyde değildi belki ama ‘Kapitalistler bir küreselleşme yaratmak zorunda çünkü elinde ürün var, bunu satacak pazara ihtiyacı var’ demişti. O yüzden sömürgecilik veya emperyalizm mecburidir ancak açık sınırlarla yürütülemez. Ulus devletleri yarattıklarında Marx ve ardından Lenin ulus devletleri sadece bunu korumak için yaptıklarını ve yeterince güçlü olduklarında devleti baskılayacaklarını söyledi. Eğer küreselleşmeye karşı çıkmak istiyorsak karşı küreselleşme yaratmalıyız. O yüzden demin sosyalist ülkelerin yıkılmasından sonra ortaya çıkan sosyal forumlardan söz ettim. Artık sadece ilericiler, sosyalistler ya da işçi partileri değil herkes bir araya gelmek zorunda çünkü göç, yerinden edilme gibi çeşitli sorunları var emeğin. Artık örneğin Avrupa’da sınır yok ama çalışmak isteyenler için sınır var, onların hakları vermeme konusunda sınır var, emekçiler Fransızların deyimiyle ‘Kara Pazar’a mahkum. Örneğin Türkiye’de de sosyal forum olmuştu ve burada fikirlerimizi sunabiliyoruz. Ortadoğu’da da aynı sorunlar var. Suriye’deki durumdan dolayı Türkiye, Lübnan vb ülkelerdeki insanlar benzer sorunlar yaşıyor ve bence artık bir forumun ötesinde bir toplantı düzenlememiz gerekiyor. Bu NATO vb. emperyalist güçler ve kapitalist güçlere karşı bir toplantı olmalı. Kapitalist politikalar ve emperyalist müdahaleyle sorunu olan herkesin arasında bazı ilişkiler, bağlantılar kurmak zorundayız. Bu forumda bütün Akdeniz’de emperyalist güçlere karşı neler yapabileceğimiz konusunda öneriler getirdik çünkü bu bölgede ve Körfez’de birçok asker ve askeri güç var; burası çok kalabalık! (gülüyor) O yüzden bir şeyler yapmak gerek çünkü Irak’ta, Pakistan’da, Afganistan’da, Lübnan’da, Filistin’le İsrail arasında, Türkiye’de küçük küçük savaşlar çıkıyor. Her ülkede aynı fikirler, düşünceler, çıkarlar var; ülkelerimiz NATO’dan çıkmalı.

-Burada kahvelerde, barlarda garsonlar beyaz ama mutfaklarda çalışanlar, temizlik yapanlar hep siyah.

Evet, Afrikalılar veya Sri Lanka, Filipinler gibi ülkelerden gelenler. Buradaki çalışma koşulları dolayısıyla Filipinler’den birçok insan geldi çalışmak üzere. Örneğin Etiyopyalılardan ya da Sri Lanka’dan gelenlerden daha pahalıya çalışıyorlar. Bu konuda çalışan birçok sivil toplum örgütü var. Daha önce epeyce Suriyeli de vardı. Onlar için bile kayıt dışı çalışma koşulları geçerliydi. Lübnan’da kimleri çalıştırdığını bildirmek zorundasın ve üç Lübnanlıya karşı bir yabancı çalıştırabilirsin. Ama bence dünyanın başka yerlerinde bu uygulanmıyor. Bizim komünist sendikacılarımız Lübnanlı ve yabancı işçilerin eşitliği için savaşıyor. İşsizlik yüzde 20 oranında, kadınlar arasında daha yüksek, yüzde 24. Hükümet bunun yabancı işçiler yüzünden olduğunu söylüyor ama bu doğru değil. Çünkü onlar inşaatlarda, mutfaklarda, evlerde çalışıyor ve çok düşük ücret alıyor ve hiçbir hakları yok. Örneğin evde çalışan bir kadın 150-400 dolar alıyor ve çok uzun saatler boyunca çalışıyor. Bazen kötü muamele de görüyorlar.

Milliyetçi Arap rejimleri İsrail’e karşı mücadele vaat ederek iktidar oldu

-Arap ülkelerinde Baas rejimi ya da Mısır’daki Nasır…

Biz bunlara milliyetçi Arap hareketleri diyoruz.

- Bunlar tasfiye ediliyor. Ve yerlerini ABD’nin desteklediği İslami rejimler alıyor. Bu milliyetçi Arap hareketleriyle İslami hareket arasında bir çelişki, gerilim olduğunu düşünüyor musunuz?

Yirminci yüzyılın ortalarında iktidara gelen bu Arap milliyetçileri, ‘Filistin’i Özgürleştireceğiz’ sloganıyla iktidara geldi. Çünkü Mısır, Suriye, Irak, Libya ve Sudan gibi ülkelerde askeri darbelerle iktidar oldular. Ve dediler ki ‘Büyük burjuvazi Filistin’i İsrail’e teslim etti, biz bunu değiştireceğiz.’ ‘Eşitlik ve sosyalizm’ diye bir sloganları vardı ama bu konuda hiçbir şey yapmadılar, aksine neoliberal politikalar güttüler. Aynı zamanda baskı kurdular ve ‘İsrail’e karşı mücadele verdiğimiz için demokrasi getiremeyiz’ dediler, üstelik de İsrail’e karşı savaşmıyorlardı. Aynı zamanda Suudi Arabistan parası vardı. Ama bütün Arap ülkelerini yöneten bu iktidarların oportünizmi yüzünden İslamcılar güçlendi çünkü bu rejimler büyük yolsuzluklar gerçekleştirdi. Çünkü bu İslami hareketler İslami geleneklere dayanarak bir değişim vaat etti. Ama bu işler öyle değil. Onlar da burjuva, onlar da baskıcı. Ve aynı politikaları izliyor ve İsrailli kapitalist güçlerle çok yakın ilişkileri var. Mısır’da Müslüman Kardeşler’in sloganını bilirsiniz: “Biz İsrail’le anlaşmaları değiştirmiyoruz, ekonomik durumu değiştirmiyoruz.” O yüzden halk artık onlara da karşı. Biz Müslüman Kardeşler’in Türkiye ile ilgili dış politikalar konusundaki sözlerini dikkatle okuduk. Buna göre Büyük Ortadoğu Projesi’nde Türkiye’ye büyük rol düşüyor. Çünkü Sünnilerle Osmanlı rejimi arasında büyük bir bağlantı vardı ve NATO ile ordu arasındaki ilişki de önemli. O yüzden Türkiye ve Arap halklarının bölgenin değişimi, daha fazla demokratik hak elde etmek, hükümetleri değiştirmek gibi konularda ortak stratejik çıkarları olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bölgedeki halkların ortak çıkarları var.

Değişimi durdurmak zor

-LKP ‘Arap Baharı’ ile ilgili ne düşünüyor?

Biz Tunus ve Mısır’ın başka ülkelerden farklı olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Tunus ve Mısır’da belki de binlerce gösteri, grev yapıldı. Tunus’ta devrim emekçi bölgelerinde güçlendi. Birçok işçi harekete katıldı. Öncelikle iş, ikinci olarak durumu demokratik yönde değiştirmek ve üçüncü olarak haklarını talep ettiler. Bence ABD’ye ve tabii dostlarına bir sürpriz yaptılar bence çünkü ABD bu bölgede böyle bir şey beklemiyordu. Bu yüzden Bay Sarkozy bölgeye savaş bakanını gönderdi ve ne yapacaklarını sordu. Ardından Mısır geldi. Önce durumu idare edebileceklerini düşündüler ama işçiler bazı bölgelerde greve gidince Hüsnü Mübarek’e gitmesini söylediler ve Türkiye ve Pakistan’dakine benzer, orduyla ittifak içinde, ılımlı İslam dedikleri şeyi oturtmaya çalışıyorlar. Ama bunun çok kolay olmadığını gördüler çünkü başlayan değişimi durdurmak kolay değil. O yüzden önce Libya’ya müdahale ettiler, böylece hem Libyalıların kendi kaderlerini tayin hakkını ellerinden aldılar hem de hemen yakındaki Tunus’u tehdit ettiler. Aynı zamanda Sudan’ı bölmek ve Mısır’a karşı bir mevzi kazanmak istediler. Çünkü bir tarafta İsrail, diğer tarafta Sudan var ama başarılı olamadılar.

-Bunun Lübnan’a etkileri neler?

Burada durum biraz daha zor. Çünkü biz öncelikle küçük bir ülkeyiz, ikincisi bizim çok karmaşık bir rejimimiz var. Çünkü iktidar dört mezhebe bölünmüş durumda. Ve Lübnan’ı bunlar yönetiyor. Biliyorsunuz nüfusumuzun neredeyse üçte biri Sünni, üçte biri Şii ve üçte biri Hristiyan. 2010’da ‘İnanç Rejimine Son’ sloganıyla birçok gösteri yaptık. Şimdi medeni nikaha karşı çakanlara karşı bir kampanya yürütüyoruz. Bundan sonra dinle devleti ayırmamız gerekiyor, tıpkı Atatürk’ün sizde yaptığı gibi. (gülüyor) Ve ardından kendi devrimimiz için yola koyulacağız ama konuşmamızın başında dediğim gibi Suriye’deki durum bizi endişelendiriyor. Oradaki gerilim Lübnan’ı da etkiliyor. Çünkü bizim gibi rejimlerde gerilim sırasında yabancı güçlerden yardım talep etme geleneği var. Bu ilk kez 160 yıl önce Fransa ve Büyük Britanya geldi, adından Rusya, zaman zaman Türkiye… 1968’de ilk devrim olduğunda ABD müdahale etti, ardından Nasır… Tunus’taki devrimden üç ay kadar önce burada Sol Arap Forumu düzenledik. Tunus, Fas, Sudan ve hatta Bahreyn ve Kuveyt’ten 20 parti davet ettik. Arap kapitalist dünyasındaki krizden dolayı bir tür dönüşüm olacağını hissediyorduk. Filistin’de, Gazze’de olanlar da düşündürücüydü. Bu toplantıda bir tür Arap solu forumu yaratmak ve toplumsal hayatı sosyalizme yönelik bir toplumsal dönüşümü sağlayacak küçük bir program hazırlamak istedik. Üç ay içinde devrimler başladı. Bir yıl sonra Ekim 2012’de bir başka forum düzenledik. Şimdi bu forumun üçüncüsünü mayısta düzenleyeceğiz. Her Arap ülkesinde müttefiklerle farklı bir şey yapmaya çalışıyoruz. O yüzden Mısır’daki komünistler de farklı bir şey düşünüyor.

Şubat 2013, Beyrut

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Lübnan Komünist Partisi /