Bu kez de İtalya dersleri – Ergin Yıldızoğlu

Ergin Yıldızoğlu - 7 Mart 2013 - Dünya / Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Bu kez de İtalya dersleri

İtalya’da, genel seçimlerde, komedyen-politikacı Grillo’nun partisi, Temsilciler Meclisi’nin birinci, Senato’nun ikinci partisi konumuna yükseldi. Aynı günlerde İngiltere’de Eastleigh’de yapılan ara seçimde, medyada hep alay konusu olan, Avrupa Birliği üyeliği karşıtı muhafazakâr UKİP’in aldığı oy şaşkınlık yarattı. Ocak ayında benzer bir şok İsrail’de, televizyon sunucusu Yair Lapid’in partisi genel seçimlerde ikinci sıraya oturunca yaşanmıştı; ilk şok da geçen yıl Yunanistan seçimlerinde SYRIZA yüzde 27 oy alınca…
Sanırım karşımızda evrenselliği olan ilginç bir “durum” var. Larry Derfner’in İsrail seçimleriyle ilgili söylediği gibi “İsrail seçmeni sağı reddetti ama sol kazanmadı” (The National Interest, 25/01/2013). Puglia’dan seçilen Demokrat Parti temsilcisi Franco Cassano’ya göre “Grillo, gençlerin öfkesiyle sol arasındaki kanalları kapattı”… “Bir liderlik sorunu var. Öfke ile sol arasındaki kanallar artık çalışmıyor” (Il Manifesto, 28/02/2013).
Geleneksel (Stalinist ve Troçkist) sol SYRIZA’yı bile sevmedi. Haliyle Grillo, Lapid gibilerine ateş püskürüyor. Çok haksız değiller, ama bir siyasi anlama sahip olacaklarsa müdahale yolu bulmak zorunda oldukları “durum” bu.
Yeni popülist dalga
Bu “durumun” temel bileşenleri kısaca şöyle: Ekonomik model işlemiyor (ekonomiler durgunlukla resesyon arasında gidip geliyor, işsizlik, yoksulluk ama aynı anda müstehcen zenginlik artıyor). Yönetenler artık yönetemiyor (hükümetler kemer sıkma politikalarında ısrar ederek ekonomileri depresyona, toplumları yıkıma götürüyor). Halk, emekçi sınıflar eskisi gibi yönetilmek istemiyorlar (kemer sıkma politikalarına, yönetenlerin beceriksizliklerine, seçenek ve umut yokluğuna karşı çıkıyorlar) ama ne istediklerini bir program ya da proje biçiminde tanımlayamıyorlar.
Bu ortamda “kendiliğinden hareketler” patlak veriyor, “İşgal Hareketi” gibi, toplumu sarsıyor, tartışmaları etkiliyor. Toplumun siyaset dışından, çoğu kez medyadan tanıdığı kimi şahsiyetler, bu “durum” içinde derme çatma eklektik, çoğu zaman “politika karşıtı” söylemlerle, halkın siyasi yapıya kızgınlığını, muhalefet noktalarını birleştirmeye çalışıyor; Lapid, Grillo gibi, başarılı da olabiliyorlar.
Sol bu “popülist” (çok sınıflı, çok ideoloji, eklektik, hatta tutarsız talepler ileri süren) akımlara kuşkuyla, öfkeyle bakmakta haklı. Neden benim söylediklerim değil de bu“tuhaf” tiplerinkiler ilgi çekiyor? Örgütsüz programsız olur mu? Bunların görevi solu sabote etmek… Reformist, Truva atı, emperyalizm vb…
Sorun ve bence çözüm de şurada: Bu eleştirilerin hepsi doğru olsa bile, bu akımların, toplumsal hareketlerin, sol açısından “objektif” olmatoplumun, tarihin maddesine ait olma özelliği değişmiyor. O zaman bu duruma çözüm ararken öncelikle “pratik”ten geçmek gerekiyor.
Sanırım Lenin’in Felsefe Defterleri’nde (Cilt 38), Hegel’i okurken yaptığı birkaç saptamayı anımsamak yararlı olabilir. “İnsan aklının objektif olanı idrak etmesinin kriteri, insanın, insanlığın pratiğidir” (s. 211). “İnsanın bilinci yalnızca objektif dünyayı yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda onu yaratır da” (s. 212). Subjektif ile objektif arasındaki ilişkiyi vurgularken “dünya insanı tatmin etmez ve insan onu değiştirmeye karar verir” (s. 213).
Özetle: Tatminsizlik=> pratik => pratik üzerinde düşünme=> idrak=> objektif olanın iç çelişkilerini ortaya çıkaran aktif bir devrimci diyalektik pratik=> var olanı değiştirmek. İdrak, kavramlar ve yasalar (teori) mutlak değil tarihseldir. “Pratik (teorik) bilgiden üstündür. Çünkü yalnızca evrensel olma onuruna değil, aynı zamanda dolayımsız güncelliğe de sahiptir” (s. 213).
Solun hem beğenmediği objektif durumu (toplumu) hem de bu objektif durumun parçası olan popülist hareketi değiştirmek için, hemen elindeki teoriyi bu objektif durum içinde pratiğin sınavına sokarak yeniden tarihselleştirmesi/güncellemesi gerekir diye düşünüyorum. Lenin’in “Felsefe Defterleri” deneyiminden ve Ekim Devrimi’nden sonra, Sukhanov’la devrimin zamanlamasını tartışırken, yaptığı bir vurguyu anımsarsak: Devrimi kast ederek, “önce içine girilir (dolayımsız bir ilişkiye girmek-devrimci diyalektik. E.Y.) sonra görülür”. Sol da bu popülist dalganın içine girerek, birlikte mücadele etmeyi, toplumsal öfkeyle arasındaki kanalları yeniden açmayı öğrenmek zorunda.

Cumhuriyet

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: İtalya / Seçimler /