AKP’nin “Barış Süreci” mi?

Aykut Özer - 10 Mart 2013 - Güncel Politika / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

BDP’li vekillerin Karadeniz gezisi engellendi

İŞTE AKP’NİN “BARIŞ SÜRECİ”!

İçlerinde üç BDP’li ve bir bağımsız milletvekilinin de bulunduğu HDK (Halkların Demokratik Kongresi) heyeti, Sinop ve Samsun’da faşist bir güruhun saldırı ve engellemeleri ile karşılaştı. Bu yüzden Karadeniz gezisini yarıda kesmek zorunda kaldı. Heyet, bölgede bir yandan destekçileriyle buluşmayı diğer yandan bölge halkına, Kürt sorununun barışçı, siyasi çözümü doğrultusundaki görüşlerini anlatmayı hedefliyordu. Bu gezi, aynı zamanda, on yıllardır süren çatışma ortamının etkisiyle, ırkçı-şoven koşullanmaya en fazla maruz kaldığı düşünülen Karadeniz halkının, devlet ile Öcalan arasında başlayan siyasi müzakere sürecine desteğini sağlamaya yönelik bir girişimdi.

Haftalar önce planlanıp kamuoyuna duyurulan bu gezi, yönlendirildikleri ve güvenlik güçleri tarafından kollandıkları çok açık olan, ırkçı bir kalabalık tarafından provoke edilmeye çalışıldı. Milletvekilleri ile beraberlerindekiler, Sinop Öğretmenevinde saatlerce mahsur kaldı. Polis ve jandarma bu kuşatmayı kaldırmak, heyete yönelen saldırıları önlemek için hiçbir çaba göstermedi. Olaylar sırasında Valinin kent dışında bulunması ve kendisine bir türlü ulaşılamaması anlamlıydı. Samsun’da ise, manipüle edilmiş ırkçı, faşist kalabalıkların milletvekillerine ulaşmaları engellenmesine karşın, bunların toplantının yapılacağı bina önünde birikerek, buradaki sosyalist siyasi parti ve kurumların binalarını taşa tutmalarına göz yumuldu. Bunlara müdahale edilmezken, saldırıya karşı koyan devrimci ve demokratlar gözaltına alındı.

Burjuva siyasi partiler, savunulması mümkün olmayan bu saldırılar karşısında birbirlerini suçladılar. AKP sözcüleri ve Başbakan, saldırıların CHP ve MHP’nin işi olduğunu iddia ederken, MHP olayı sahiplenmese de saldırıları savundu. CHP ise, bir yandan saldırganların arasında AKP’li yerel yöneticilerin olduğunu iddia ederek, diğer yandan kolluk güçlerinin görevini yerine getirmemeleri nedeniyle, AKP hükümetini olaylardan sorumlu tuttu. Saldırıya uğrayan milletvekilleri ise, saldırıların “Gladio”nun işi olduğunu söylediler.

SALDIRILAR BİR DEVLET ORGANİZASYONUDUR

BDP ve HDK heyetine yönelen saldırıların bir “devlet organizasyonu” olduğu ve tüm burjuva partilerin saldırılara örtülü bir destek verdikleri açıktır. Benzer bir saldırı, burjuva partilerin heyetlerine Kürt illerinde gerçekleştirilmiş olsaydı, güvenlik güçleri saldırganlara çok sert müdahale eder; onlarcasını gözaltına alırdı. Yeterli etkinlikte davranmadıkları takdirde, mülki amirler görevden alınır, haklarında soruşturma başlatılırdı. Örneğin, seçim döneminde, Hopa’da AKP konvoyuna yapılan taşlı saldırının ardından, pasif kaldığı gerekçesiyle, jandarma komutanı görevden alınmış, saldırgan olduğu iddia edilen gençler ise tutuklanarak, haklarında ceza davası açılmıştı. Ancak son saldırılar nedeniyle ne saldırganlardan gözaltına alınan ne de mülki amirlerden görevden el çektirilen olmuştur.

Öte yandan, BDP Gurup Başkanvekili ile CHP’li Kürt milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun, saldırıların, milletvekillerinin şahsında, Meclis’e yapıldığını belirterek, tüm parti guruplarının olayları kınayan ortak bir bildiri yayınlamaları talebi kabul görmemiştir. Bu durum, gerek iktidar gerekse muhalefet partilerinin saldırılardan rahatsız olmadıklarını göstermektedir. Başbakan, konuşmalarında, BDP’yi, “terör örgütünün uzantısı” olarak nitelemekte ve bu partiyi kriminalize etmektedir. Bu yaklaşım devletin tüm katmanlarında egemendir. Hükümet, devlet yetkilileri ve burjuva partiler, halkı, BDP’ye karşı bu temelde koşullandırmaktadırlar. Hal böyle olunca, bu partinin Kürtler dışında, Türk halkı arasında sempati ve destek sağlama girişimleri gayrimeşru olarak görülmekte ve çeşitli yollarla engellenmeye çalışılmaktadır. Sözde müzakerelerin yürütüldüğü ve barış rüzgârlarının estirilmeye çalışıldığı bu dönemde bile, BDP’ye, süreçte “postacılık” dışında bir görev verilmemesi ve muhatap alınmayarak dışlanması da, saldırıların nedeni ve kaynağını net bir biçimde ortaya koymaktadır.

BDP SİYASİ MUHATAP OLARAK GÖRÜLMELİDİR

AKP, Öcalan ile devlet yetkilileri arasında başlayan görüşmelerin getirdiği yumuşamayı kendi lehine kullanmak, Kürt halkı nezdinde bozulan imajını düzeltmek, Kürtler arasındaki desteğini arttırmak istemektedir. Ancak BDP aynı ortamı, halk arasında kendileri hakkında oluşturulan yanlış algıları yıkmak için kullanmaya kalktığında, baskı ve şiddet kullanılarak engellenmektedir. Sözde barış için müzakere sürecinde, BDP iradesizleştirilmek, pasifize edilmek, inisiyatif kullanması engellenmek, sıradan bir figüran durumuna düşürülmek istenmektedir. Bu partinin İmralı’ya göndereceği heyete bile müdahale edilmekte, isimler hükümetin onayından geçmektedir.

Bu durum, “müzakere süreci” olarak sunulan, Kürt sorununa sözde barışçı çözüm çabalarının içinin boş olduğunu göstermektedir. Bu süreçte hükümet, “kendisi çalan, kendisi oynayan” konumundadır. Sürece Kürt siyasetinin müdahil olmasını engellemekte, inisiyatifin tümüyle kendi elinde olmasını istemektedir. Bu yaklaşım barış ve çözümün önünü açamaz. Kürt halkını tatmin etmediği, onların sürece desteğini kazanamadığı gibi, bugün kontrol altındaymış gibi görülen ırkçı-şoven kitlelerin tepkilerinin yükselmesine yol açar. AKP hükümeti, bu kafayla devam ederse, sürecin altında kalır ve en büyük zararı kendisi görür. O nedenle, siyasi iktidar,  BDP’yi siyasi muhatap olarak kabul ederek, bu parti ile açık, samimi ve şeffaf siyasi görüşmelere bir an önce başlamalıdır. Eğer, gerçekten Kürt sorununa barışçı, siyasi çözüm istiyorsa, izlemesi gereken yol budur.

İşçilerin Sesi Gazetesi (Yeni Seri) Sayı 12 Mart 2013’ten alınmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / Barış Süreci /