Üyeyi veren, düdüğü çalıyor ya da Memur Sen’in kampanyası

Yunus Öztürk - 19 Mart 2013 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Memur Sen, 14 Ocak-14 Şubat tarihlerini kapsayan bir aylık kampanya yaptı. Kampanyasına “Özgürlük İçin On Milyon İmza” başlığını verdi. Bu sürede sözde 12 Milyon 300 bin imza toplandı. Toplanan imzalar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e “gereğinin yapılması” üzere verildi. Talep: Kamu görevlilerinin kılık-kıyafet yönetmeliğinde yer alan sınırlandırmaların kaldırılması; somut olarak ise, kamusal alanda türban başta olmak üzere dini simgeler de dahil kıyafet serbestliği getirmektir.

Bu çağrıyı en iyi biçimde kim yapabilirdi? Kamuda çalışanların üyesi bulunduğu bir sendika; Memur Sen. Daha doğrusu adına sendika demek için epeyce şahit olması gereken, hükümetin emekçiler arasındaki bir enstrümanı olarak Memur Sen.

Memur Sen, kamu emekçilerinin ekonomik ve sosyal hakları, sendika ve grev hakkı mücadelesi için direnmiş, bedel ödemiş, ısrar etmiş bir sendika değil. AKP’nin iktidar olmasıyla “torbadan” çıkan bir sendika. Öyle ki, 10 yıl önce 40 bini bulmayan üye sayısı, AKP hükümeti eliyle 600 bine taşınmış durumda. Yani, üyeyi veren, düdüğü çalıyor; sendikanın kampanyaları AKP’nin halkla ilişkiler politikası tarafından dizayn ediliyor.

AKP hükümeti, Memur Sen’i birinci sıraya taşıdı ve bu örgüt aracılığıyla kamusal alanda hedeflediği siyasal ve ekonomik dönüşümü gerçekleştirmenin daha kolay olacağını varsayıyor. En çok üyeye sahip sendika olarak, çalışanların görüşünü temsil eder görünen Memur Sen, sözleşmeli çalışmaya itiraz etmediği gibi, sendikaları sınıf mücadelesinin kurumları olmaktan çıkartıp, birer Sivil Toplum Kuruluşu (STK) haline getiren AKP politikalarına da itiraz etmiyor.

Memur Sen’in son kampanyası bu nedenle kayda değer: AKP hükümetinin bir dizi halkla ilişkiler kampanyasından birinin ihalesini o yürütmektedir.

Zorunlu din derslerinin sayısının artırılması, 4+4+4 eğitim sistemi Milli Eğitim Bakanlığının politikası olarak sunuldu; kamuda çalışan kadınların başlarının bağlanması talebini de üyeleri adına Memur Sen talep etti.

Nasıl ki, AKP’nin halkla ilişkiler politikasının gereği olarak, “üç çocuk yapmak” ve “dindar gençlik” yetiştirmek Başbakanın talebiyse, devletin memurunun “maneviyatçı ve kültürüne bağlı” olması da Memur Sen’in talebi.

Kılık kıyafet yönetmeliği eğitim kurumları dışında fiilen delinmiştir ve devlet kurumları da dahil, belediyelerde, hastanelerde türbanlı kamu çalışanları vardır. Esas sorun kimin türban takıp takmadığı da değildir. Memur Sen’in bunu çalışanların bir talebi olarak sunması ve bu talebin AKP hükümeti tarafından bir emekçi talebi olarak ele alınıp yerine getirilmesi için çalışmaya başlamasıdır. Danışıklı bir dövüştür.

Bu kampanya karşısında KESK’in ve Eğitim Sen’in politikası ne olmalı?

Bu soruya “biz de yasaklara karşıyız” diyerek cevap bulunamaz. Bugünkü demokrasi ve özgürlük kavrayışı, sadece AKP ve onun siyasal çevresinin taleplerinin karşılanması olarak anlaşılıyor. Bunun demokratik bir yanı bulunmuyor. Bütünlüklü bir hak ve özgürlükler programı ortaya konmadan, Memur Sen’in programına itirazla sınırlı kalan bir karşı koyuş, bir kez daha çalışanları “laik-dinci” ekseninde karşı karşıya getirecektir. Çünkü özgürlük diye ifade edilen türban, kadınlar için köleliğin dini simgesidir.

Oysa ki, kamusal alanın milliyet, cinsiyet ve din temelinde tanımlanmasına son verilmelidir. Kılık-kıyafetin serbestliği, dinsel simgeler dışında serbestlik biçiminde savunulabilir. Böylece kadın çalışanlara yönelik türban, “baş bağlama” baskısı azaltılmış olabilir.

“Özgürlükçü laiklik” adı altında kamusal alanda dinsel simgelerin kullanılmasının savunusu ise, KESK’in ve Eğitim Sen’in talebi olmamalıdır!

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Kılık-Kıyafet Yönetmeliği / Memur Sen /