Kim ihbar etmiş ve ne ile suçlamış?

N. Cemal - 3 Nisan 2013 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

KİM İHBAR ETMİŞ VE NE İLE SUÇLAMIŞ?

İstanbul Üniversitesi geneli ve Çapa hastanesi özelinde yaşananlar sınıf mücadelesinin geldiği boyutlar açısından turnusol kâğıdı niteliğinde.

AKP Hükümetince genişletilerek yaygınlaştırılan taşeron sisteminin ve taşeron işçi çalıştırmanın boyutları ortada: Taşeron işçi sayısı son 10 yılda 4 kat arttı.  Resmi verilere göre 2002 yılında 387 bin olan taşeron işçi sayısı 2012’de 1 milyon 700 bine ulaştı. Bu tablo neo-liberal politikaların Türkiye ayağının en iyi şekilde AKP Hükümetince uygulandığının bir göstergesi değil mi? O nedenle de AKP hala iktidarda ve para babalarının birinci tercihi. Tüm çelişkilerine rağmen para babalarının iktidar ve siyasi temsil sorununu AKP Hükümeti gideriyor. Dolayısıyla da, taşeron sistemi de dâhil, bütün işçi düşmanı politikalara karşı mücadele edebilmenin yolu emek eksenli ve fiili bir politik mücadeleden geçiyor. Bu gerçeklik sınıf mücadelesinin önemli bir ayağını oluşturmaktadır.

Çapa taşeron işçilerinin 2012 yılında hastane bahçesinde kurdukları ve altı ay boyunca seslerini Türkiye çapında duyurdukları direniş ve mücadele yeni saflaşmalara ve yeniden yapılanmalara yol açtı. Dernek çatısı altında mücadele eden taşeron işçileri, direnişlerinin önemli bir noktasında hastane bahçesinde yaptıkları açık hava toplantısında ve açık oy kullanmak suretiyle sendikalı olmaya karar verdiler. Nedeni ise, “dernekle sendikanın sınıf mücadelesi içinde birbirlerine alternatif örgütler olmadıklarını” bilince çıkarmaları ve “sendikanın hak alma mücadelesinde daha işlevsel ve farklı avantajlar sağlaması” gerçeğiydi.

Taşeron işçilerinin hak alma mücadelesi deneyimlere ve politik çıkarsamalara yol açtı. İşçi düşmanı neo-liberal politikalara karşı mücadele etmek aynı zamanda da -farkında olmayanlar da olsa- emek eksenli bir siyasi mücadeledir. Her mücadele sürecinde olduğu gibi altı aylık Çapa direnişinde de hızlı bir sınıfsal bilinç yükselmesi, emek eksenli politikleşme ve örgütlenme ruhu gelişti. Geliştirildi.

Elbette ki bütün bunlar durup dururken olmadı. Birinci faktör direnişin ivmelendirdiği yükselen sınıf mücadelesi, ikincisi ise emek eksenli doğru bir politik hattın uygulanabilmesi.

Peki, “siyasi bir amacı olmayan” bir emek örgütü emek düşmanı politikalara ve işçi sınıfına yönelik saldırılara karşı mücadele edebilir mi? Elbette ki hayır

Sınıf mücadelesinde ileriye dönük ve devrimci temellerde bir örgütlenme gelişirken, gerici ve karşı devrimci örgütlenmelerde ardından gelir. Çapa direnişinde de bunu bütün açıklığıyla yaşadık.

Çapa işçilerinin kurduğu TAŞ İŞ DER (Taşeron İşçileri Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği) dikkatleri çekti. AKP Hükümeti tarafından Çalışma Bakanlık nezdinde çağırılan bazı dernek yöneticilerine “ahlaksız teklifler” yapıldı ve satın alınmak istenildiler. Altı ay sürecek olan direniş bu teklifin fiilen reddi oldu..

Hükümet ise kendi çizgisinde bir dernekler ağı oluşturmaya başladı. Tek amaç; “taşeron sistemini meşru ve yasal hale getirmek, bu temelde ve kendi dernekleri kanalıyla taşeron sisteminde yapılacak yeni düzenlemelerle kısmi bazı iyileştirmelere gitmek.”

Bakanlık toplantısında yer alan Çapa taşeron işçileri o süreçte tavırlarını açıkça koydular; “taşeron sistemini iyileştirmek değil, taşeronu ortadan kaldırmak istiyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz…”

Bu beyan TAŞ İŞ DER ile AKP Hükümeti arasındaki “iyi ilişkileri” noktaladı ve TAŞ İŞ DER’e yönelik “böl-parçala-yönet” taktiğini devreye soktu. Başarılı da oldu: Direniş sürecinde artan çelişkiler ve sınıftan kopuk iktidar hesapları dernek yönetimini hükümet çizgisine ve işbirlikçi bir hatta yöneltti.

Fiili mücadeleyi reddedenler, “yöneticilerle görüşme ve iyi geçinme” anlayışını bayrak edindiler. Direnişçi taşeron işçileri ise kurdukları direniş komitesiyle, “dilenen değil direnen işçiler kazanacaktır…” şiarını yükselttiler. Bu ise kırılma noktası oldu.

Mücadeleci işçilerin “işbirlikçi” ve “hükümet yanlısı” olmakla eleştirdikleri dernek yöneticileri yazılarında ve mesajlarında bu durumu reddetmiyor ve belgelenmiş olarak “bizim arkamızda devlet, hükümet ve başhekimlik var, onlar ise devlet düşmanıdır…” diyorlar.

Bu temelde dernek olağanüstü genel kurula gitti. Dernek yönetimi, tüm ısrarlara karşın mali rapor sunup aklanma yoluna gitmedi ve genel kurul salonunu terk etti. Devam edilen genel kurulda direnişçi işçiler kendi yönetimlerini seçerek belirlediler.

Bu durumu hazmedemeyen eski yönetim, elinde tuttuğu üyelik defterlerinden mücadeleci işçilerin adlarını silip üyelikten attılar. Olağanüstü genel kurulu ve seçtiği yönetimi reddederek, kendi yandaşları ve çıkar işbirlikçileri eşliğinde yaptıkları bir genel kurulla yine ve yeniden yönetime geldiler. Bu durum şu an yargıda ve karar bekleniyor.

Bu noktadan itibaren de mücadeleci işçiler “yargı kararını bekleme ve dernek adını kullanmama” yönünde bir karar alarak, çıkarmakta oldukları “Taşeron İşçilerinin Sesi” bülteniyle faaliyetlerine devam ettiler.

Gelinen son nokta ise şu: Direniş çadırında ve direniş komitesinde yer alan işçiler “siyasi faaliyet yaptılar”, “siyasi örgüte üyeler”, “dernekten bağımsın ve hukuksuz olarak direniş komitesi kurdular” denilerek savcılığa ihbar edildiler.

İhbar dilekçesinden bazı bölümler sunup, bu anlayışı ve yönelimi “haklı” bularak destekleyenleri teşhir etmek gerekiyor:

– “Derneğimize destek sağlamak vaadiyle çadırımıza gelen bu siyasi grup temsilcileri dayanışma çadırımızda huzursuzluk çıkmasına ve derneğimizde siyasi kutuplaşmalar oluşmasına sebep olmuştur…”

– “Dernek üyeleri ve yönetiminin isteğine aykırı olarak dernekten bağımsız bir direniş komitesi kurmuşlardır ve hukuksuz olarak kurulan bu direniş komitesinin faaliyetlerini derneğimiz adı altında sürdürmüşlerdir…”

– “Derneğimize kendi siyasi örgütlerinin propagandasını yapmak amacıyla gelen siyasi örgüt üyelerinin derneğimize müdahaleleri son bulmamıştır…”

– “Bu kişilerin amacı, siyasi bir amacı olmayan derneğimizi kendi siyasi çatışmalarına alet etmektir…”

– “Derneğimizde resmi yönetici olmamalarına rağmen derneğimiz adına http://taseroniscileri.blogspot.com adında bir internet sitesi açmışlardır ve faaliyetlerine bu site üzerinden devam etmektedirler…”

– “Bu şahıslar Umut Yeşerendedir Platformu’nun yönlendirmesi ile derneğimizle ile ilgili olarak bahsedilen suçları işlemektedirler…

– “Şikâyet olunan şahıslar mevcut dernek yönetimi ve müvekkilimi; TTB, Halkevleri vs. gibi çeşitli örgütlere üye olduklarını beyan etmek suretiyle, eğer istediklerini yapmazlarsa bunun bedelini ödetecekleri, sorunların sadece dernek içinde kalmayacağını birçok kez söyleyerek tehdit etmişlerdir…”

– “İnternet, yazılı ve görsel basın kullanılarak işlenen bu suçlar halen devam etmektedir…”

– “Yukarıda kısaca açıklanan nedenlerle, şikâyet olunanlar hakkında kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz…”

“Ek: Şikâyet olunanlar tarafından dağıtılan bildiri ve bültenler.”

İhbar dilekçesinde Çapa taşeron işçilerinden üç kişinin yanı sıra, Çapa’da işten atılan ve direniş çadırının kurulma nedenlerinden birisi olan Emine hemşirenin de adı bulunuyor.

Özetle, Çapa taşeron işçileri ve işten atılan bir hemşire ihbar edilmiştir. İhbar sonucu emniyet müdürlüğüne ve adliyeye çağırılmışlardır.

Diğer bir husus ise; “sol”, “sosyalizm” ve “sınıf mücadelesi” adı altında bu işbirlikçi ve ihbarcılara doğrudan ve dolaylı destek verilmesidir.

SES Aksaray şubesi temelinde ve Çapa özelinde EMEP ve TKP’li unsurlar bu işbirlikçi ve ihbarcı hattı desteklemişlerdir ve desteklemeye de devam etmektedirler. İhbar dilekçesi ise -bir iki ufak teknik hata dışında- haklı bulunmaktadır…

İhbarcılık bahsi bu dilekçeyle de sınırlı olmayıp, polise ve hastane yönetimine sürekli olarak açık ve net bir şekilde yapılmaktadır…

İhbar edilen mücadeleci taşeron işçilerinin gerçekleştirdiği bir basın açıklaması da bu ihbarcılar tarafından provoke edilmeye çalışılmış. Dernek yöneticilerinin yönlendirmesiyle bir kadın işçi basın açıklaması yapmaya hazırlanan işçilerin üzerine, (sivil ve resmi polislerin önünde) “PKK’li şerefsiz teröristler…” – “şerefsiz bölücü teröristler…” diye saldırtılmıştır. Bu saldırının ardından da, basın açıklamasına hazırlanan bazı işçiler polis tarafından soruşturulmuştur…

İşçi arkadaşlarına yönelik olarak “PKK’li şerefsiz teröristler…” diyerek saldıran kadın işçinin, İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) üyesi sıfatıyla İKP sitesinde de bir söyleşisi yer almıştır. İKP yönetimine bu durum bildirilmiş ve bu konuda hiçbir açıklama yapılmamıştır…

Kadrolu memur konumunda olan ve taşeron işçileri derneğinin yönetim kuruluna girerek bu ihbarcı ve işbirlikçi anlayışa yönetici düzeyde destek ve ortak olan başka bir İKP üyesi de ihbar dilekçesini ve bu ihbarcı tutumu açıkça onaylamıştır…

İstanbul Üniversitesi ve Çapa hastanesinin aynasından yansıyan suretler elbette ki bunlarla sınırlı değildir.

Fiili mücadele hattında yol alan Çapa taşeron işçileri kararlılar; “Yaşasın Çapa Direnişimiz!” “Taşeron Sistemini İyileştirmek İçin Değil Yok Etmek İçin Mücadele Ediyoruz!” demeye devam ediyorlar.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Çapa Taşeron İşçileri / Taşeron İşçiler /