Taşeron Sistemi ve Rektörlerin Düzen Savunuculuğu!

Yunus Öztürk - 4 Nisan 2013 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Koç Üniversitesi Türkiye’nin en büyük iki sermayesinden birine ait.

İstanbul Üniversitesi ise, aynı düzeyde köklü ve büyük bir üniversite; farkı, kamuya ait.

Her ikisi de kadrolu işçi çalıştırmak yerine hizmet alımını tercih ediyorlar; her ikisinde de taşeron çalışma sistemi geçerli.

İTÜ ve ODTÜ ise, akademisyenleri “taşeronlaştırmak” için uğraşıyor.

Koç Üniversitesi (KÜ) Rektörlüğü, geçtiğimiz günlerde 161 işçinin iş akdini sona erdirdi. Sebep? Hizmet alımını İSS şirketinden değil, Euroserve şirketinden yapacakmış!

Rektör Umran İnan, 4 Nisan günü (bugün) işçilerin ve öğrencilerin sorunlarını dinleyip, taleplerini yanıtlamayı pek de gönüllü olmaksızın yanıtlamak zorunda kaldığında, şu çıplak gerçeği bir kez daha ortaya koydu: “Taşeron bir sosyal düzen sorunudur.”

İstanbul Üniversitesi (İÜ)  Rektörü Yunus Söylet de, geçtiğimiz yıl Çapa taşeron sağlık işçilerinin mücadelesi sürdüğü sırada Cumhuriyet Gazetesine verdiği demeçte:“Taşeron kölelik sistemidir” demişti.

Taşeron işçilerinin özel ya da kamu olsun, üniversitelerde (ve üniversite hastanelerinde) karşılaştıkları sorunlar yeni değil. Ancak son bir iki yıldır taşeron işçiliğin dayanılmaz koşullarına isyan eden işçilerin varlığı, sözde “bilim yuvalarında” nasıl “iş yasaları dışı” çalışmanın yaşandığını ortaya çıkardı.

Üstelik taşeron çalıştırmanın muvazaalı (hileli) olduğu Bakanlık müfettişleri ve İş Mahkemesi kararıyla sabit olduğu halde, bünyelerinde Hukuk Fakülteleri olan koca üniversitelerde bile, iş hukukunun ayaklar altına alınıp çiğnendiğine tanık olduk.

Taşeron işçilerin haklı ve meşru taleplerine üniversite Rektörlerce verilen yanıtlar ise, ortak: Bu bir sistem! Bundan vazgeçemeyiz!

İÜ Rektörü taşeron işçi çalıştırmalarında “ekonomik” sebeplerin (ucuz iş gücü) rolünden söz etse de, KÜ Rektörü “maliyet sebebiyle değil, çalışma yaşamı böyle gerektirdiği olduğu için” taşeron işçi çalıştırdıklarını söylüyor. Kamu ve özel üniversitelerin rektörleri: Kadrolu çalışma düzeni bitmiştir, hizmet alımı yoluyla işlerimizi sürdürmek zorundayız, diyorlar. Kapitalist sistemin yeni çalışma ilişkilerini açıkça ifade ediyorlar.

Özel ve kamu üniversitelerinde (siz bunu tüm özel ve kamu işyerleri olarak okuyun), işçilere dayatılan yeni çalışma biçimine, esnek ve güvencesiz çalışmaya işçiler de sessiz kalmıyor: bütün örgütsüzlüklerine, deneyimsizliklerine rağmen bu çalışma sistemine karşı tepki gösteriyorlar. Kuşkusuz, parça parça yürütülecek mücadelelerin büyük anlamı var. Ancak mücadelelerin birleştirilerek “ana sisteme” karşı bir harekete dönüştürülmesi mutlaka gereklidir.

Öte yandan bir de somut durum var: Taşeron işçisi, kadrolu iş bulamadığı için yani mecbur kaldığı için bu kötü şartlarda, iş yasasının bile uygulanmadığı koşullarda, asgari ücrete çalışmayı kabul etmektedir.  Yani hiçbir güvencesi olmadan,  yetersiz ücretle ve yasa dışı koşullarda çalışmak, olağan koşullarda kabul edilmesi mümkün olmayan bir durum sayılır. İşçiler, taşeron sistemi gönüllü oldukları için değil, işsizlik baskısı altında ve örgütsüz olmaları sebebiyle kabul ediyorlar. Dolayısıyla işçilerin bugünkü alacaklarını da güvenceye alan bir mücadele çizgisini de, genel mücadeleye paralel olarak yürütmek gerekiyor.

KÜ taşeron işçilerinin mücadelesinin kazanması için çalışacağız. Ancak, belirleyici olan ise, işçilerin deneyimleri ve direnme gücüne uygun mücadele biçimlerini seçebilmeleridir. Bu sayede tüm işçi kamuoyuna gösterebilirler ki, Türkiye’nin en büyük sermaye grubunun üniversitesinde, işçilerin hedef olduğu muamele “kullan-at”tan başka bir şey değildir. Çapa taşeron işçileri de rektörlüğün işçilere kadro vermek yerine işten çıkartmayı seçmiş olmasını gün yüzüne çıkarttıkları gibi.

Nitekim sembolik olarak, Çapa Direniş Çadırının, Koç Üniversitesi taşeron işçilerine teslim edilmesi, taşeron sisteme karşı sürdürülen “direnişlerde”, çadırın bir sonraki mücadeleye emanet edilmesi anlamına gelir ki, işçi sınıfının bir mücadele geleneği oluşturması için, küçük de olsa bir moral değer ifade eder.

Büyük sendikaların ve konfederasyonların, “taşeron sisteme karşı miting” düzenlediği ama “taşeron sisteme karşı mücadele yürütmediği” bugünkü durumda, mücadeleyi yürütme görevi, işçilerde ve taşeron sisteme karşı mücadeleyi omuzlayan politik hareketlere düşüyor. Taşeron sisteme karşı mücadele, devrimci bir mücadeledir ve öznesi, bizzat işçilerin kendileri olmak durumundadır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Koç Üniversitesi İşçileri /