Koç Üniversitesi Direnişinden İzlenim ve Dersler

N. Cemal - 10 Nisan 2013 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Koç Üniversitesi Taşeron İşçileri Direnişinden İzlenim ve Dersler

Çadırlar Toplanıyor...

– Direniş meydanında ve komitelerin toplantılarında konuşulan detayların Rektörlük tarafından biliniyor olması “koca kulak” ihtimalini artırdı. Öğrenci ya da işçiler arasından, direniş sürecindeki gelişmelere dair “içeriden” bilgilerin üniversite yönetimine gittiği şüphesi oluştu. Önlem alındı ve direniş alanından ayrılarak toplantı için Sarıyer’e gidildi. Tartışmalar ve karar alma toplantısı böyle gerçekleştirildi…

– Çadırdın önünde iki işçi arkadaşla konuşulduğunu ve ikisinin de başlarının öne eğik olduğunu gördüm. Yanlarına gittiğimde her ikisinin de işten ayrılma belgelerini imzalayıp tazminatlarını almayı tercih ettiklerini anladım. Direnişçi arkadaşları tarafından ağır biçimde eleştiriliyor ve bazı “sol” tandanslı dayanışmacı arkadaşlarca da “hainlik” mertebesinde değerlendiriliyorlardı.

Taşeron şirketçe çağırılıp, “haklarınız yanmadan paranızı alın, yoksa tazminat falan alamazsınız” diye “ikna” edilmişlerdi. Kendilerine, “yaptığınız yanlış ve her şeyden önce kendinize zarar verecek bir iş yapmışsınız. Bu tavrınızı direniş alanında dillendirmeyin ve kafa bulandırmayın. İstemeyerek de olsa direniş kırıcılığı yapar ve buradaki mücadeleye zarar verirsiniz” dedik. “Bu yolla işe iadeniz mümkün olamaz ve siz imzaladığının belge sonucu kendi isteğinizle işten ayrılmış görünüyorsunuz” diye anlattık. Kandırılmışlardı. Taşeron firmanın insan kaynakları bölümünde, “sizi ileride kadroya alacağız” vadinde bile bulunmuşlardı. İkisinin de pişmanlığı yüzünden okunuyordu. Yaptık işte bir hata dercesine boyun büküp, “biz her şeye rağmen buraya gelip arkadaşlarımızın direnişine destek olmak istiyoruz” dediler.

Neden olmasın? İşçi sınıfı sınıf bilincini, direnmeyi ve mücadele etmeyi anasının karnında öğrenmiyor ki. Patronların tehdit ve vaatler arasında sunduğu tabloyu ve profesyonel direniş kırıcıları da iyi hesaba katmak gerekiyor. “İşçiler nasıl işten atılır” kabilinden uzmanlık eğitimleri düzenlediklerini de biliyoruz. O iki işçiyi daha sonraki günlerde direnişçi arkadaşlarının yanında gördüm. Suçluluk duygusunu atamamışlardı. Bazı arkadaşları da bu yönde basınç yapmaya devam ediyorlardı.

Ama asıl önemlisi ve güzel olanı; Koç Üniversitesinin direnişçi taşeron işçilerinin işe iade mücadelelerini kazanıp haklar elde ettikleri protokol metnini imzalarken bu arkadaşlarını da unutmamalarıydı. İşten ayrılıp tazminatlarını alma yoluna giden arkadaşlarının işe iadelerini de sağladılar…

Bekleyiş...

– Direniş komitesi Öğretim Üyeleri, Öğrenciler ve İşçilerden oluşuyor. Müzakerelerin ağırlığını ve omurgasını öğretim üyeleri, direniş alanındaki faaliyetleri ve eylem komitesini ise ağırlıklı olarak öğrenciler çekip çeviriyor. İşten atılan taşeron işçilerinin direnişinde en son halka olarak işçiler görünüyor ve birçok direnişçi işçi hocalara ve öğrencilere “Allah onlardan razı olsun” diyerek dua ediyorlar. Elbette ve hiç şüphesiz ki böylesi bir birleşik direniş cephesinin oluşturulmuş olması çok önemli.

Ama işçilerin kendi güçlerine güvenmekten çok hocaların ve öğrencilerin beceri ve etkilerine bel bağlaması gibi bir sonucun doğması da uyarıcı nitelikte bazı işaretler veriyor. İşçilerin öz güveninin ve sınıf bilincinin şekillenmesinde “hormonlu” bir gelişmeye yol açılmamalı. İşçilerin kendine güveninden daha çok, hocalarına ve öğrencilere dair bir nevi “kurtarıcı” miti oluşturulmasına imkan tanınmamalıdır. “Hocalarımız olmasa bizi burada bir gün bile tutmazlardı” ve “jandarmayı da özel güvenlikçileri de bizden uzak tutan öğrencilerdir” gibi açık beyanlarda bulunuyor olmaları bu gibi tehlikelerin en açık göstergelerindendir.

Grev ve direnişler sınıf bilincinin yükseldiği ve yükseltildiği yerlerdir. Böylesi süreçlerde “kurtarıcılar” miti değil de, kendine güven temelinde bir “işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır” bilinci esas alınmalı ve geliştirilmelidir…

– Koç Üniversitesi direnişinin başarısında özverili çabalar var. “Müşteri” gözüyle bakılan ve tonlarca para akıtarak okula gelen iyi halli öğrencilerin genel beklentisi “iyi bir hizmetin sunulması” olur. Taşeron işçilerinin işten atılmasından sonra direniş kırıcı yeni işçilerin üniversiteye girmesini engelleyen bu öğrenciler oldular. Bu öğrenciler günde iki kez aralarından seçtikleri gönüllüler vasıtasıyla üniversitenin tuvaletlerini temizlediler. Taşeron işçilerinin durumunu bizzat yaşayarak anlamaya çalıştılar. Elbette ki bu özveri ve mücadele görülmelidir.

Devlet üniversitelerinden dayanışma için gelen öğrencilerin, “bizim okulda olsa şimdiye kadar çoktan polis ya da jandarmayla çatışma çıkardı” demelerinin püf noktası da burada: Müşteri veli nimettir, dövülür mü hiç? Koç Üniversitesi varlık nedeni ve gelir kaynağı olan öğrencilerine saldırmaya ve saldırtmaya -şimdilik- yelten(e)medi.

Koç Üniversitesi “marka değeri” açısından da direnişin kendilerini olumsuz yönde etkilemesini istemedi. Rektör bu durumu bile “reklam” verisi olarak kullanmaya ve yol açtıkları işçi düşmanı pozisyonu tersine çevirmeye çalıştı. “Üniversitelerinde gerçekleşen demokratik ve barışçıl eylemden gurur duyduklarını” ve bunun da “kendilerinin demokratik işlerliğinin bir göstergesi olduğunu” sıkça dile getirdiler…

Melek...

– Koç Üniversitesince işten atılan taşeron işçilerinden birisi de Melek. Melek hamile bir kadın işçi. Taşeron firma onu başka bir açıdan ikna etmiş; “sizlere uygun yeni iş yerleri bulduk ve orada çalışacaksınız” demiş. Melek, birkaç arkadaşı ile birlikte Metro City AVM’de tuvalet temizlemeye gönderilmiş.

Bir arkadaşı, “burası askeri kamp mı?” diye isyan etmiş. Melek hiç isyan etmez mi? “Su içmek bile yasak ve ben hamileyim. ‘Oturmak yok, mesai bitimine kadar ayakta ve temizlik yapar görünümde olacaksınız. Kameralara bir şey yerken, su içerken ve otururken yakalanırsanız yandınızdiyorlar.”

Melek zor durumda ve “transfer” denilen başka bir işe devredilmeyi kabul etmekten dolayı çok pişman. Şartlar çok ağır. Ve hamile. Direnişçi arkadaşları, “çocuk daha doğmadan taşeron zulmünü de direnişi de görüp öğrendi” diye Melek’e takılıyorlar. Birisi, “çocuğun adı Direniş olsun” diyor, bir diğeri ise “Diren…

Eşi ve bazı kadın işçilerin eşleri taşeron firmayı “basıyor” ve tüm binada yer yerinden oynuyor. Melek, “En hoşlarına gitmeyen şey ise itiraz etmemiz. ‘Sen nasıl olur da karşımıza geçip itiraz eder ve cevap verirsin’ diye kızıyorlar” diyor.

Melek arkadaşlarının yanına, direniş meydanına dönüyor. Koç Üniversitesinin direnişçi taşeron işçilerinin işe iade mücadelelerini kazanıp haklar elde ettikleri protokol metnini imzalarken bu arkadaşlarını da unutmuyorlar ve “transfer” yoluyla başka bir yere gönderilmeye “ikna” edilen arkadaşlarının işe iadelerini de bir kazanım olarak sağlıyorlar…

Erdoğan...

– Hava çok soğuk ve yağmurla karışık kar yağıyor. Sarıyer sırtları sis içinde. Direnişçi işçiler ve öğrencilerin bir kısmı halay çekerek ısınıyor ve ıslanıyorlar. Alana gelen otobüse sığınıp ısınan işçilerle sohbet ediyoruz. Rektörlüğün kabul ederek imzaladığı anlaşma metnini taşeron firmaların imzalamaktan imtina ettikleri bilgisi geliyor. Umut, tereddüt ve biraz da gerginlik hâkim.

Direnişçi işçilerden Erdoğan üniversitede ki çalışma koşullarından söz ediyor; “Yurtlarda çalışıyorum. 4, 3, 2 ve 1 kişilik odalar var. Odaların hepsine de aynı temizleme süresi belirlenmiş. 7 dakika. Banim bir gün içinde temizlemem gereken oda sayısı en az 13.  Kapıyı açmamla birlikte süre başlıyor; çöpü mü boşaltırsın, etrafı mı düzeltip temizlersin, tuvaletlerle mi uğraşırsın? Sonra da kalkıp ‘temizlik konusunda şikâyet alıyoruz’ diyorlar. Nasıl yetişsin ki?” Taşeron işçi çalıştırmak aynı zamanda da az sayıda işçiye çok iş yaptırmak demek…

– Direnişçi işçiler arkadaşları Sabri’yi arıyorlar. Haber geliyor, “Sabri hastalanmış ve hastaneye götürmüşler. Soğuktan ve ıslanmaktan dolayı soğuk algınlığı teşhisi konup iğne yapmışlar. İlaçlar vermişler.” Sabri direniş alanında gece gündüz kalan işçilerden birisiydi…

– Sabri ile direniş sırasında sohbet etmiştik: “Direniş bizlere çok şey öğretti. Hayatında slogan atmamış ve slogan atmayı bilmeyen işçiler slogan atıyor ve taleplerini dile getiriyorlar” diyor. Sabriye soruyorum, “öğrenci ve öğretim üyeleriyle olan ilişkiniz direnişinizle birlikte daha sıcak ve yakın bir hale mi geldi?” Sabri, “Hayır, bizim öğrenci ve öğretim üyesi arkadaşlarla aramız hep iyiydi. Cezaevlerindeki açlık grevlerine dair eylemler yapıldığında üniversitemizde de hareketli günler yaşandı. Yakınlaştık. Bu yakınlık ve iletişim önceden oluştu ve bu nedenle de direnişe birlikte başladık. Bizlerin yanında oldular” diyor…

Sabri...

– Direniş meydanında bulunan ve öğrencilerin kurduğu küçük kamp çadırları yağmur altında kalmış. Bütün battaniye ve eşyalar ıslanmış durumda. Rektörlüğün anlaşmayı imzalamış olması ve “direniş zaferinin erken ilan edilmiş olması”, çadırların sökülüp battaniye ve eşyaların toparlanmasına yol açıyor. “Protokol taşeron firmalarca daha henüz imzalanmadı” diye uyarıyor ve geçmiş direnişlerin kazandırdığı derslerin ışığında, “sokakta ve direniş meydanlarında kazanılanlar masa başlarında kaybedile bilir” diyoruz. Çadırları toplamamalarını, özellikle de Çapa direnişçilerinin getirip kurduğu alandaki en büyük direniş çadırını sökmemelerini söylüyor, “patronlara güvenilmez ve direnişe kaldığınız yerden devam etmek zorunda kalabilirsiniz” diyoruz. “Arkadaşlar bakın, Jandarma hala karşınızda ve bekliyor” diye uyarıyoruz. “Bitti” gözüyle bakılan direniş rehavete sokmuş gibi görünüyor…

– Bir süre sonra Müzakere Komitesinin resmi açıklaması geliyor:

“Koç Üniversitesi yönetimi, bugün 15:00 itibariyle dün gece ilke olarak üzerinde anlaşma sağlanan taahhütnameyi hala imzalamamıştır…

Ekteki taahhütnamenin Koç Üniversitesi tarafından imzalanarak yürürlüğe gireceği, üniversitenin iki taşeron firması olan Mavi Yaka ve Eurorest Services ile ek protokoller imzalayarak bu taahhütnameye işlerlik kazandıracağı müzakere sürecinde karşılıklı anlayış sağlanan bir husustu. Buna karşın, dün gece taahhütname üzerinde ilke anlaşmasına varılmasına rağmen, okulun hukuk danışmanlarının son andaki tavsiyesiyle, bu taahhütnamenin taşeron firmalara da imzalatılmasının gerektiği söylendi. İki ayrı taşeron firmasının 19 maddeden oluşan bir taahhütnameyi, üstelik pek çok maddesi kendilerini ilgilendirmeyen bir taahhütnameyi imzalamasının günler alacağı aşikârdır…

Müzakere Komitesi olarak, bugün 17:00 itibariyle direnişe geçmeye karar vermiş bulunuyoruz. Şu anda direnişin sürdüğü kampus kapısına giderek, şiddetli yağmura karşın orada bekleyen işçi, öğrenci ve öğretim üyesi arkadaşlarımızla durumu değerlendireceğiz…

Okul önündeki jandarma varlığının arttığını gözlemliyoruz. Okul yönetiminin, yeni taşeron işçileri peyder pey içeriye sokacağı duyumları geliyor ve bundan endişe duyuyoruz. Bu durum, müzakereleri başlatmak için ortaya koyduğumuz, yeni firmaların işçilerinin okula sokulması ısrar ve tehdidinden vazgeçilmesi şeklindeki ön koşulumuzun açık ihlalidir…

Okul idaresiyle yapılan müzakere sürecini destekleyen herkesi, Rumeli Feneri Kampüsü kapısındaki direniş alanına davet ediyoruz…”

Direniş ve Müzakerenin Avukatları...

– 24 saat aradan sonra yeniden “direniş bitti” deniliyor ve ardından da işçiler adına yapılan açıklama geliyor:

“Direnişimizi çok önemli kazanımlarla noktaladık. Yirmi iki talebimizden on sekizini söke söke aldık…

Okul idaresinin imkânsız dediği şey gerçekleşti, tüm çalışanlar işlerine geri dönüş hakkına kavuştu. Sadece direnen değil işten çıkarılan 161 çalışanın da işe geri dönüşü kabul edildi. Kısacası tek bir işçi kardeşimizi bile dışarıda bırakmadık. Dahası, son bir yıl içinde işten çıkarılan on kardeşimize de işe alımda öncelik tanıyacaklar…

Direnişimiz gelecekte taşeron devri sırasında işsiz kalma tehdidini ortadan kaldırdı. İleride sözleşme imzalayacak taşeron şirketlerin eski işçileri çalıştırması garanti altına alındı…

Direnişimiz sonunda, okul idaresi ve işverenden bağımsız bir Taşeron İzleme Kurulu oluşturulması kararı alındı. Böylelikle işçiler olarak şikâyet ve taleplerimizi iletebileceğimiz bir kanala kavuştuk. Sorunlarımızı tartışabileceğimiz bu zemin taşeron sistemine karşı mücadelede önemli bir adımdır…

Direnişimiz Rektör Umran İnan’a,  işten çıkarılmamıza varan sürecin tek sorumlusu olduğunu kabul ettirdi. Benzer şekilde okul idaresi, demokratik eylemlerinin bir suç olmadığını kabullenmek zorunda kaldı. 1 Nisan günü okul içindeki barışçıl gösterimiz nedeniyle bizleri işten atanlar, altı gün sonra direnişimizi demokrasi adına selamlamıştır…

Direnişimiz sorgulanamaz denileni sorgulatmıştır. Düne kadar herkes işçilerin idari personelden, hocalar ve öğrencilerden aşağı olduğunu sorgusuz sualsiz kabul ediyordu. “Biz bir aileyiz” kalıbı bu eşitsizlikleri gizleyen bir perdeydi. Herkese eşitlik isteyen direnişimiz ise bu perdeyi yırtıp attı…

Bundan böyle işçilere hakaret etmek eskisi kadar kolay olmayacak. Hakaret edenler disipline gitme ihtimalini hep aklında tutacak. Bundan böyle kar tatillerinde idare bizleri kaloriferin yanmadığı boş binalarda durmaya zorlayamayacak…

Bir direnişin öğrenci, akademisyen ve işçilerden oluşan bir komiteyle nasıl sürdürüleceğini gösterdik. Örnek olduk…

Direnişi kırmaya gelenlerin nasıl ikna edileceğini gösterdik. Örnek olduk…

Bizim bir sendikamız yoktu ama çoğu sendikadan daha kararlı ve mücadeleciydik. Kazandığımız haklar da bu yüzden daha fazla oldu. Mücadelemiz tüm sendikalara ve sendikasız işçilere örnek olacak.”

Bekleyişten Kutlamaya...

Koç Üniversitesi taşeron işçilerinin direnişi kazanımla noktalandı. Deneyim ve dersleriyle örnek olacak ve tartışılacaklar. Kazanımla sonuçlanması kadar erken sonuçlanmış olması da büyük bir önem taşıyor. Bu durum ise öğretim üyesinden öğrencisine kadar işçilerle birlikte oluşturulan sınıf cephesinin gücünü yansıtıyor.

Bu mücadelenin en başından itibaren yalnız değildik” diyen direnişçi işçilerin selamladıkları ve teşekkür ettikleri kurumlar arasında olmak ise ayrı bir sevinç.

N.Cemal – İşçilerin Sesi / 10.4.2013


Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Koç Üniversitesi İşçileri /