AKP için, maden işçisinin de kanser hastasının da bir fiyatı var!

Yunus Öztürk - 14 Nisan 2013 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail
Utan Bakan Bayraktar! Bakan Bayraktar, üniversiteli kızın cebine para koydu ikili arasında ilginç anlar yaşandı... Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, kanser tedavisi gören ve kendisinden ilaçlarının temini için yardım isteyen üniversite öğrencisi genç kızın cebine para koyup, ilaçları kendisinin almasını istedi ve 'düşürme' diye uyardı. Kendisine dilenci muamelesi yapıldığını söyleyerek alınan üniversiteli kız Selimiye Camii'nde namaz kılıp çıkan Bakan Bayraktar'a giderek, "Ben dilenci değilim, tedavim için yardım istedim" dedi ve cebine konulan parayı Bayraktar'ın eline tutuşturup ağlayarak uzaklaştı.

Aynı gün içinde iki çarpıcı haber peş peşe geldi.

Birincisi, Çalışma Bakanlığı’nın 7 Ocak’ta Zonguldak’ta iş cinayetine giden 8 maden işçisi için biçtiği fiyattı: Star Madencilik kusurlu bulunmuş ve telafisi için 24 bin lira uygun görülmüştü!

İkincisi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın kanser tedavisi gören ve kendisinden ilaçlarının temini için yardım isteyen üniversite öğrencisi genç kızın isteğini, cebine zorla para koyarak susturmaya, başından defetmeye çalışmasıydı.

Maden işçileri artık hayatta değil. Kanser tedavisi gören öğrenci içinse bir parça umut var. Eğer erişemediği kanser ilaçları için yardımcı olacak bir yetkili bulabilirse!

Her iki olay da AKP’nin kapitalist, moda değimle “neo-liberal” sosyal ve ekonomik politikalarının insanlık dışı ve işçi düşmanı yüzünü ortaya koyuyor.

Bu politika, tedavisiyle ilgili öğrencinin cebine para koyup arkasında da ‘düşürme, epey para var orada’ diyecek kadar vahşi!

Her iki olay da bakanlık düzeyinde ifade bulduğu için “münferit” saymayacağız. Daha önce de defalarca kendisine sorununu ifade eden veya bir talepte bulunan yoksullara karşı Başbakan’ın ağzından “ananı da al git”, “al o oyunu, senin olsun” tarzında yanıtlar duymuştuk. Dolayısıyla bir AKP politikasından söz edebiliriz. İşte bu nedenle Bakan Bayraktar’ın tavrını bir “utanma-utanmama” ile yanıtlanamayacak kadar derin köklere sahip olduğunu düşünmemize yol açacak bir dizi örneğe sahibiz.

Son iki örnek, apaçık ki, maden işçilerini ve sağlık hakkından mağdur edilen yoksul bir genci aşağılıyor. Onların acılarını ve yaşamlarını fiyatlandırıyor. Üstelik “daha ne yapayım” diyerek seslerini kesiyor. Talepler ve feryatlar özel dedektiflerin ve resmi polisin çevrelediği güvenlik duvarına çarpıp dönüyor.

Madenci ailelerinin bakanlığın raporuna yönelik öfkelerinin olup olmadığı hakkında bir bilgimiz yok; ya da henüz basına yansımadığı için bilmiyoruz. Ancak, sessiz kalmayacaklarını umalım.

Öğrenci gencin haklı olarak kendisine aciz, düşkün, dilenci muamelesiyle taciz edilmesine verdiği onurlu tepki ortada. Gencin tepkisi, AKP’li bakanın bir genç karşısındaki acizliğini ortaya koydu.

Selimiye Camii’nde öğle namaz kılıp çıkan Bakan Bayraktar’a yeniden ulaşan genç, “Ben dilenci değilim, tedavim için yardım istedim” dediğinde, sessiz milyonların duygularını da ifade etmiş oldu.  Cebine konulan parayı Bayraktar’ın eline tutuşturup ağlayarak uzaklaşırken “insanlığın bir kere daha yıkıldığını” haykırırken, mesajı aynı zamanda bizeydi.

Ahmet Kaya Zamanı: “Nereden baksan tutarsızlık!”

Bir yandan iş cinayetlerinin her gün ortalama 4 işçinin yaşamına son verdiğini belgeleyen resmi rakamlar, diğer yanda sağlık sisteminin geldiği nokta. Birçok kanser tedavisi gören hasta, yurtdışından ilaç bekliyor ve ilaçlarına ulaşamıyor. Karaborsa almış başını gitmiş durumda.

AKP’li Çalışma ve Çevre bakanlıklarının aynı güne sıkışan bu iki tipik tutumun ifade ettiği gerçek, AKP ideolojisinin, ölçüsünün “para” yani sermaye olduğudur. Din, iman vs. bunlar hikâye: Onlar için her şeyin bir fiyatı var ve onlara göre her şeyi satın alabilirsiniz!

Öğrenci genç, “satın alamazsınız” dedi ve umutlarımızı yeşertti; milyonlar bakan da olsa, haklı olduğunuzda tepki göstermenin mümkün olduğunu gördü.

AKP’nin izlediği sosyal ve ekonomik politikalar insanları aciz, yoksun ve muhtaç duruma düşürüyor. AKP de elindeki hükümet ve sermaye olanaklarıyla bizzat kendisinin yol açtığı durumdan çıkış için “kesenin ağzını” açıyor. Profesyonel halkla ilişkiler politikalarıyla, çeşitli yardım kalemleriyle yol açtığı sorunları yine bizzat kendisi çözüm merci oluveriyor. Kendisini iyiliksever, yardım sever konuma taşıyor.

Kendi olanaklarıyla ilaca, sağlık hizmetlerine ya da iş güvenliği olan bir işe ulaşamayan işçiler onlara yalvarmak ve onlardan yardım beklemek durumuna düşürülmektedir.

Bu insanlık dışı aciz ve düşkün bırakılmış durumundan çıkış yollarını aramayı, toplumun gündemi yapmanın zamanıdır. İnsanlığın kapitalistlerin kârlarının uğruna işyerlerinde, madenlerde ya da ulaşamadığı sağlık hizmeti sebebiyle yaşarken öldürecek düzene son vermeliyiz. Toplumu sermayenin, paranın yani kapitalizmin kanunlarından kurtaracak; sömürüsüz ve insanca yaşanacak bir aşamaya çıkartacak bir düzene olan ihtiyaç 76 milyonun gündemi haline getirilmeli. İnsanlığın geleceği kapitalizm olamaz. Önümüzdeki iki seçenek ise; Alman devrimcisi Rosa Lüksemburg’un ifadesiyle, giderek daha da netleşiyor:  “Ya Sosyalizm ya da Barbarlık”.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: iş cinayetleri / sağlıkta dönüşüm programı /