1 Mayıs’ın gör dediği

Zafer Aydın - 3 Mayıs 2013 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

1 Mayıs’ın gör dediği

Taksim’in emek hareketinde kazandığı simgesel anlam biraz daha derinlik kazandı. Taksim’in emekle, emekçiyle bağını kesmeye çalışanlar ne kadar devasa güce sahip olursa olsun, stoklarında ne kadar çok biber gazı bulunursa bulunsun önümüzdeki yıl işlerinin daha zor olacağı kehanet değil

Son yıllarda 1 Mayıs mitinglerinin kazandığı bir başka özellik de turnusol kağıdı işlevi görmesi. Aşağı yukarı her 1 Mayıs, öncesi ve sonrası ile olumlu/olumsuz pek çok noktanın açığa çıkmasını, belirgin hale gelmesini, kolay anlaşılmasını sağlıyor. Bu 1 Mayıs’ta öyle oldu; 1 Mayıs’a ve Taksim’de düzenlenecek mitinge ilişkin 1 Mayıs öncesinde tartışmalı görülen konuları ve yaklaşımları açıklığa kavuşturdu. Görünür hale getirdi.

Bu 1 Mayıs’ın açığa çıkardığı ilk nokta, en büyük beşeri sermayesi yalan olan siyasal iktidarın, fiziki şartlar nedeniyle mitinge izin verilmediği yalanı oldu. Bütün İstanbul’a önlem alabilecek, güce, kudrete ve kapasiteye sahip iktidarın bir çukurun etrafında önlem alamadığı için değil istemediği için mitinge “izin” vermediği kesinlik kazandı. Daha önceden sıkça dile getirilen AKP’nin, düzenden, rejimden ve sürekli mağduriyet üreten hükümet politikalarından rahatsızlık duyanların, tepki gösterenlerin buluşma zemini olan 1 Mayıs’ı etkisizleştirmek niyeti taşıdığı iddiası doğrulandı. Şimdi apaçık ortada AKP 2012 1 Mayıs’ının kitlesel mitinginin ve o mitingin sergilediği muhalif duruşun tekrarlanmasını istemedi.

Açığa çıkan ikinci nokta, Taksim’i turizm ve finans merkezi yapmak isteyen AKP’nin Taksim Meydanı ile emek arasındaki bağı koparmak istemesidir. AKP, emekle özdeşleşmiş meydanın bu özelliğini kentin sosyal tarihinden silme çabası içinde. O yüzden bu alanda sürekliliği olan, simgesel bir anlam taşıyan etkinlikleri bitirme amacında. Bu kenti dönüştürme eyleminin de bir parçası aynı zamanda. Kavel’in arsasına market, Derby’nin yerine konut ve alışveriş merkezi, Tekel’in yerine otel yaparak işçi sınıfı mücadelesinde iz bırakmış, kentin sosyal tarihinde önemli yer tutan mekanları dönüştürenler şimdi aynı yönelimle Taksim Meydanı’nı dönüştürme peşindeler. 1 Mayıs tartışması meselenin bu yönünü deşifre etti.

Üçüncü nokta, AKP’nin geleneksel devlet etme biçim ve yöntemlerine sadakatle bağlılığının bir kez daha görünür hale gelmesi oldu. AKP 12 Eylül rejiminin uygulamalarını aratmayacak yöntemlerle İstanbul’u zindana çevirdi. Böylece vesayetin odağını ele geçiren AKP’nin, vesayetin eski sahiplerinden daha farklı bir tutum içinde olmayacağı, olamayacağı görüldü. Rejimin, düzenin otoriter karakteri bir kez daha teyit edildi. Bu yanıyla, Kürtlerle barış müzakeresi yapanların otoriter kimliğini görmezden gelenlerin AKP için yeniden tazelenen umutları biraz gölgelendi.

Dördüncü nokta, sendikacı ile “sendikacı” arasındaki bilinen farkın biraz daha belirtik hale gelmesi oldu. Beşiktaş’ta ve Şişli’de işçiler/sendikacılar gaz bombardımanına maruz kalırken icazetli ve denetimli bir biçimde Taksim Meydanı’na çıkıp göbek atan Hak-İş payanda sendikacılıkta tavan yaptı. Hak-İş bu tavrıyla geçen 1 Mayıs’ta Ankara’da bakanlara kürsü açarak sergilediği güdümlü sendikacılık anlayışında ısrar ettiğini kanıtlamış oldu. Taksim’e “çıkarak” hükümetin tezlerini kuvvetlendirmeye çalışan Hak-İş emek örgütü kimliğini iyice zayıflattı.

Beşinci nokta, Taksim meydanında miting için yapılan tartışmayı valilikten alınacak “izin” etrafında sürdürerek, otoriteye tabi olmak gerektiği fikrini propaganda edenlerin zihinsel tutsaklığı da bu vesileyle anlaşılır hale gelmesiydi. İçinde “itiraz”, “ muhalefet”, “ mücadele”, “hak” gibi kavramların geçtiği cümleleri uzun süredir unutan kişi ve çevrelerin sendikalara yönelttiği inatlaşma eleştirilerinin ne kadar yersiz olduğu görüldü. Sendikaların ne yaptığını öğrenme zahmetine katlanmayanlar, sendikaların barışçı bir gösteri için, meydanın fiziki şartlarına dair geliştirdikleri önerileri duymazdan gelenler, yalnızca hükümetin ve valiliğin açıklamalarına kulak kesilenler resmen ve alenen acze düştüler.

Altıncı nokta, bazı solcuların solculuk defterini kapattıkları yönündeki tespitler de somut bir dayanağa daha kavuştu. 1 Mayıs’ı terör gününe çeviren devletti. Devletin geleneksel ve yeni yandaşları devletçi bir refleksle devleti savunurken, kendisine solcu diyen bazı zevat onların haklılığını kanıtlama çabası içine girdi, onlara sol kimlikleri ve sol dünyanın kavramlarıyla eşlik ederek, sendikaları tepelemeye girişti. Böylece geçmişte sahip oldukları sol kimliklerinin bugün için folklorik bir öğe olmanın dışında onlar için bir anlamı olmadığını bir kez daha gözümüze soktular.

Son olarak, Taksim’in emek hareketinde kazandığı simgesel anlam biraz daha derinlik kazandı. Taksim’in emekle, emekçiyle bağını kesmeye çalışanlar ne kadar devasa güce sahip olursa olsun, stoklarında ne kadar çok biber gazı bulunursa bulunsun önümüzdeki yıl işlerinin daha zor olacağı kehanet değil, artık daha somut gerçek…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 1 Mayıs 2013 /