Devlet Terörüne Boyun Eğmeyenler Geleceğimizi Temsil Ediyor! – İşçilerin Sesi

İşçilerin Sesi - 3 Mayıs 2013 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İstanbul 2013

Devlet Terörüne Boyun Eğmeyenler Geleceğimizi Temsil Ediyor!

İstanbul ya da işçi sınıfının başkenti bir kez daha sermayenin ve AKP hükümetinin saldırısına yanıt verdi. İşçilerin, kadınların, öğrencilerin ve işsizlerin bedenleri, Fetullah Gülen tedrisatından geçen çevik kuvvet birliklerinin karşısına dikildi. Mücadele edenler ABD malı ya da “CONDOR” marka binlerce gaz fişeğine, plastik mermiye ve ses bombasına ya da tonlarca yakıcı kimyasal madde içeren tazyikli, boyalı suya hedef oldu.

Genç bir kadın, (babası HEY Tekstil’de bir yıldan fazla süredir direnen bir işçi) lise son öğrencisi Dilan Alp kafasına isabet eden bir gaz fişeği nedeniyle beyin ameliyatına alındı, durumu ciddi.

Kolluk kuvvetlerinin acımasız saldırısından AKP hükümeti, İstanbul Valisi ve Emniyeti sorumludur!

Neden 1 Mayıs Taksim alanı işçi sınıfına, kadınlara, gençlere yasaklandı? Neden 1 Mayıs Mitingini, Taksim Meydanı’nda yapmakta ısrar ettik? Bu soruların cevabını İstanbul Valisi verdi: Biz, sendikalara Kazlıçeşme Meydanı’nda miting yapın, dedik onlar Taksim’de yapacağız, dediler. TKP Kadıköy’de Miting yaptı, hiçbir olay olmadı. Sendikalara Taksim Anıtına çelenk koymanıza izin vereceğiz, dedik. Onlar miting yapacağız, dedi. Hak-İş Konfederasyonu Taksim Anıtına çelenk koydu, alana çıktı”. Bu sözlerle Vali, “ya bizim dediğimizi yapacaksınız ya da sizin dediğiniz olmayacak” demiş oldu. Vali aynı zamanda nasıl bir “komünist” ve nasıl bir “sendika” istediğini, hem de adını vererek ifade etti. AKP hükümeti “her şey benim istediğim gibi olursa olur, olmazsa kafanıza suyu da gazı da sıkarım” diye tehdit etti.

Taksim’de ısrarcı olmanın anlamı, devletin makul gördüğünü kabul etmemek, iktidarın icazeti altında hareket etmeyi reddetmekti.

İzmir 2013

Sermaye ve hükümetler işçi sınıfının birlik olmasını, taleplerini ifade etmesini istemiyor. İşçi sınıfının siyasi bir kuvvete dönüşmesini önlemek istiyor. 2010, 2011 ve 2012 yılı 1 Mayıs mitinglerinde giderek artan sayıda işçinin ve Kürt yoksulunun bir araya gelmesi; sermayenin dayattığı taşeron sistemini, güvencesiz çalışmayı, zorunlu mesai politikalarını reddetmesi, sermayeyi rahatsız etmiştir. 2013 yılı 1 Mayıs mitingine bir milyon insanın gelme ihtimali, hükümeti rahatsız etti.

Valinin, 30 metrelik çukuru kapatmak yerine 15 milyon İstanbulluyu evlerine kitlemeyi tercih etmesinin nedeni budur. Metrobüs başta olmak üzere ulaşım araçlarını çalıştırmayarak Taksim’e gelişlerin önünü kesmiş olmanın nedeni, işçi sınıfının birleşmesini engellemektir.

Bütün baskılara rağmen, İstanbul 1 Mayıs’ı şunu çok açık olarak ortaya koymuştur: Binlerce kadın erkek emekçi ve öğrenci, saatlerce polis barikatlarının üstüne yürüyüp geri çekilirken, tam teçhizatlı polisten korkmadıklarını ifade etmişlerdir.

Sendikalar ise, neredeyse yoktu. Son bir yıl içinde olağanüstü genel kurullar ve iç kavgalar yüzünden içe bükülmüş, sınıfın taleplerinden uzaklaşmış, Çaykur örneğinde olduğu gibi işçileri greve dahi çıkartamaz durumdalar. Taksim’in yasaklı olduğu günden beri, yasağın kaldırılması için bedel ödeyenler de bu sendikalar olmamıştı. Vitrininde onlar olsa da sendikasız kadın ve erkek emekçiler, gençler ve devrimci-sosyalist örgütler Taksim’i kazanmıştır. 2010 yılı 1 Mayıs’ında bu nedenle sendika bürokratları kürsüye çıkmak istediklerinde, TEKEL işçileri başta olmak üzere direnişteki işçiler, bürokratları kürsüden kovmuşlardır.

Sendikal bürokrasi sırtını devrimcilere yaslayarak işçi sınıfına karşı işledikleri suçları gizleme çabasına giriyor. Bu yıl bunu da yapamadılar. Tabanından kopmuş bir sendikal hareketle karşı karşıyayız ve mevcut yönetimler sendikaların başından atılmaksızın sendikal hareketin gelişmesi mümkün değil. 1 Mayıs 2013, bu gerçeği ortaya çıkarmıştır.

Bu 1 Mayıs, AKP’ye samimice karşı olan ve bu uğurda kavga yürütmek isteyenleri, Çarşı grubundan CHP gençliğine kadar sosyalistlerle birlikte aynı barikatın etrafında birleştirdi. Bazılarıyla da ayrıştırdı. Adında “komünist” ibaresi olan TKP, Kadıköy’ü tercih ederek, miting için seçtiği “AKP’yi Reddediyoruz” sloganını bile çiğnedi. Validen teşekkür aldı.

Sonuç olarak, 1 Mayıs AKP hükümetinin ve sermayenin Taksim’i işçi sınıfından arındırma ve sermayeye açma politikasına karşı kadın ve erkek emekçilerin ve gençlerin isyanını ifade etti.  Taksim’e girilememiş olması, esas sonuç değildir. Bu 1 Mayıs, AKP’nin antidemokratik yüzünü ortaya çıkarmıştır. Devrimci işçilerle sendika bürokrasisini; solun devletten “teşekkür” alan parçalarıyla devrimci-sosyalistleri ayrıştırmıştır. Direnişin örgütlenmesi halinde AKP hükümetini ve polis terörünü alt etmenin mümkün olduğu görülmüştür. Öyleyse, 2 Mayıs’tan itibaren işçi sınıfını her seviyede örgütleyerek sermayeye ve AKP’ye karşı mücadeleyi yükseltmek hepimizin borcu olsun.

İşçilerin Sesi Gazetesi (Yeni Seri) Mayıs 2013 – Sayı 14’ten alınmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 1 Mayıs 2013 /