kck

PKK çekiliyor, top artık hükümette!

Aykut Özer - 15 Mayıs 2013 - Dünya / Türkiye / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, 25 Nisan günü Kandil’de yaptığı basın toplantısıyla, silahlı güçlerinin, 8 Mayıs’tan itibaren, Türkiye sınırları dışına çekilmeye başlayacağını açıkladı. Sonbahar aylarına kadar tamamlanması planlanan geri çekilmenin ardından, Kürt halkının demokrasi mücadelesini, silahtan arındırılmış olarak, tamamıyla yasal siyaset alanında sürdürmesi öngörülüyor. Karayılan’ın açıklamalarından, Öcalan ile devlet yetkilileri arasında yapılan müzakerelerde üç aşamalı bir plan üzerinde mutabık kalındığı anlaşılıyor. Birinci aşamayı oluşturan silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesinin ardından, ikinci aşamada, hükümetin, demokratikleşme yönünde reformlar yapması ve yeni bir anayasanın yürürlüğe girmesi öngörülüyor. Üçüncü ve son aşamada ise, Öcalan’ın da serbest kalacağı bir genel af ile eş zamanlı olarak, PKK’nin kalıcı olarak silahları bırakması planlanıyor.

Bu sürecin planlandığı gibi yürümesinin önünde çok sayıda engel var. Birinci ve en önemlisi, hükümetin yaklaşımı ve zihniyetidir. Birinci aşamanın hayata geçirilmesi ile hükümet esas hedefine ulaşmış olacak. Çatışmalar sona ermiş, akan kan durmuş, onların ifadesiyle, “terör sona ermiş olacak.” Ayrıca PKK’nin silahlı varlığının, kimi dış güçler tarafından, siyasi iktidara yönelik olarak kullanılma olasılığı bertaraf edilmiş, yani “cephe gerisi” sağlama alınmış olacak. Bu gelişmeler hükümetin elini son derece rahatlatacak ve siyasi olarak güçlenmesine yol açacak. Siyasi iktidarın antidemokratik karakteri dikkate alındığında, bundan sonra “ipe un sermesi”, siyasi reformlar konusunda, “kaplumbağa adımları” ile ilerlemesi, “bir adım ileri iki adım geri” şeklinde bir yol izlemesi, güçlü bir ihtimal olarak öne çıkıyor. İşte bu noktada, barış ve çözüm sürecinde ortaya çıkacak tıkanmayı aşacak temel güç, başta Kürt halkı olmak üzere, tüm demokrasi güçlerinin yükselecek örgütlü mücadelesi olacaktır. O nedenle, tüm demokrasi güçleri, bu süreçte yaşanacak siyasi yumuşama ortamını, örgütlenmelerini güçlendirme, kitleselliklerini artırma ve eylemliliklerini yükseltme yönünde değerlendirmelidirler. Bunu başarabildikleri takdirde, hükümetin demokratikleşme doğrultusunda ayak sürümesini engelleyecekleri gibi, süreçten rahatsız olan ırkçı-şoven kesimlerin, bölgesel ya da uluslar arası güçlerin provokasyonlarına izin vermeyeceklerdir.

BU SÜREÇ İŞÇİ SINIFINA NE GETİRECEK?

Bu süreç, işçi sınıfının siyasi şekillenmesini, birbirine zıt yönde etkileme potansiyeli taşımaktadır. Çatışmalarda ölenlerin genç işçi ve emekçiler oldukları, bu durumun işçi sınıfının ırkçı-şoven koşullanmaya maruz kalmasına neden olduğu göz önüne alındığında, ölümlerin durmasının, işçi ve emekçilerde bu koşullanmanın kırılmasına yol açabileceği düşünülebilir. Ancak paradoksal bir biçimde, Kürt sorunu çerçevesinde kimi demokratik açılımların yapılmasının beklendiği dönem, aynı zamanda, işçi sınıfının kazanımlarına yönelik saldırıların yoğunlaşacağı bir dönem olacaktır. Yani bir yandan, Kürtlerin demokratik taleplerinin bir bölümü, kısmen de olsa, karşılanırken, aynı dönemde işçi sınıfının kıdem tazminatı hakkı gasp edilmeye çalışılacak, esnek çalışma daha da yaygınlaştırılacak, bütün işçilerin çalışma koşulları, taşeron işçiliği düzeyinde eşitlenmeye çalışılacaktır. Bu iki sürecin paralel yürümesi, ırkçı-milliyetçi burjuva muhalefetin de kışkırtmasıyla, işçi sınıfının hâlihazırda var olan şoven koşullanmasını daha da güçlendirebilecek ve onların tepkisini, iktidar ile birlikte Kürtlere de yöneltmesine ve dolayısıyla “barış ve çözüm sürecinin” önüne dikilmelerine yol açabilecektir.

Kısacası, şunu görmek gerekir: Kürt sorununda yumuşama ve demokratikleşme, kendiliğinden, işçi sınıfı ve emekçilerin demokratik taleplerinin de karşılanmasını getirmeyecektir. Örneğin bir yanda Kürtlerin anadilde eğitim hakkı tanınır, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yönünde düzenlemeler yapılırken, diğer yandan işçi sınıfı kölelik düzenine mahkûm edilmeye çalışılacak, burjuvazinin, kentsel dönüşüm, 2B ve HES projeleri kapsamında yoksulların yaşam alanlarına saldırısı devam edecektir.

MÜZAKERE DEĞİL MÜCADELE KAZANDIRIYOR

İşçi ve emekçilerin bu süreci doğru kavramaları gerekiyor. Bu da müzakere değil mücadelenin kazandırdığı gerçeğidir. Kürt sorununun barışçı siyasi çözümü yolunda kapı aralanmışsa, bu ne hükümetin aczi ya da gafleti, ne de İmralı’da devlet yetkilileri ile müzakere yürüten Öcalan’ın ferasetinden kaynaklanmaktadır. Devleti, müebbet hapse mahkûm bir hükümlüyle görüşmeye zorlayan, Kürt halkının mücadele ve direnişidir. Öcalan, devlet yetkilileri ile müzakere ederken, arkasında, milyonlarca kişinin sürekli eylemleriyle ortaya oyduğu desteği vardır. Oysa Çalışma Bakanı ile İş Kanununun 2.maddesinin yeni halini ya da kıdem tazminatının geleceğini müzakere eden sendikacılar, zayıf, dağınık ve kendi içinde çatışmalı bir işçi hareketinin aciz temsilcilerinden başka bir şey değildirler. O nedenle, onlar, siyasi iktidarla en geri düzeyde uzlaşmaya, daha doğrusu teslim olmaya eğilimlidirler. Onlar, müzakereyi, ancak “yalvarma”, “dilenme” ekseninde yürütebilirler. O nedenle bugün işçi sınıfının önceliği müzakere değil, mücadeledir. İşçi sınıfının Kürtlerin deneyiminden çıkarması gereken en önemli ders budur.

İşçilerin sesi Gazetesi Sayı 14 (yeni seri) alınmıştır. Mayıs 2013

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: müzakere süreci /