0002

Forumlarda üçüncü gün ve forumlara dair hatalarımız

Sarphan Uzunoğlu - 19 Haziran 2013 - Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kadıköy’de Yoğurtçu Parkı’nda forumun üçüncü günüydü. Her anlamıyla forumun ‘oturduğu’ hissedilirken yanlışların da bu ‘oturmuşluğun’ içine yerleşmesinin engellenmesi gerekiyor. Bu yazıyı forumlardaki ortak zaaflara ve forum moderasyonundaki birçok hataya yönelik olarak okumak mümkün olacaktır.
Her şeyden önce forumlarımız için birer ‘halkı selamlama alanı’ demek şimdilik çoğunlukla doğruluk payı taşıyor. Bireylerin, kişisel selamlamalarını ve coşkularını belirtmek için, forumun geleceğini ve hareketin kaderini etkileyebilecek kararlar almaları gereken zaman diliminde önerilerden zaman çalmaları ve belirlenmiş konuşma sürelerinin fazlasıyla aşılması, başta moderasyonlar olmak üzere kitlenin kendi arasındaki saygının gelişmesi açısından öne çıkması gereken birinci problemdi denebilir.
İkinci büyük problem olarak, pozitif ayrımcılığın yanlış yorumlanmasıyla radikal demokratik anlayışın ‘çoklukçu’ ilkesinin LGBT’ler, işçiler, göçmenler vs. göz önüne alınmaksızın doğrudan biyolojik cinsiyet üstünden yapılması verilebilir. Şu anki uygulama hem bireysel temsilin ‘kadın-erkek’ şekline indirgenmesine hem de Kadıköy özelinde çoğunlukla benzer içerikteki belli ki durumdan oldukça heyecanlanmış arkadaşlarımızın ve büyüklerimizin kendilerini yalnızca ifade etmelerine, foruma asgari düzeyde dahi olsa pratik katkı sunamamalarına yol açıyor.
Bu bağlamda ‘forum’ kavramının ne olduğuna tekrar göz atmakta ve forumlarda ortaya çıkacak inisiyatiflerin özendirilmesi ve pratik yarar sağlayabilecek önerilerin dile getirildiği konuşmalar yerine moral konuşmalarının yapılmamasını öncelikli gereksinimimiz olarak görüyorum. İkinci öneri ise moderasyonun diğer katılımcılara karşı kullandığı dildeki sorun ile ilgili. Emir kipleri, ‘Alkış yok’, ‘ilkokul çocuğu musunuz?’ ve benzeri şekillerde seslenen bir moderasyon ve teknik ekibin yanı sıra moderasyonun Recep Tayyip Erdoğan’vari bir şekilde güvenlik şeridiyle ‘bizden’ kendisini ayırdığı bu düzen, ilk günkü ses sisteminin sorunlu haline göre ‘teknik’ olarak daha iyi olsa da demokratik bağlamda oldukça kısıtlayıcı oluyor.
Bir başka öneri ise bireylerin somut önerilerinin ve varsa ‘hissiyatlarının’ daha geniş bir zamanda paylaşılabileceği bir alan olarak Facebook’un ve kurulabilecek ya da kurulmuş diğer forumların önerilmesi. Bu hem kitlenin heyecanını atması bakımından hem de acil ihtiyaçlarımızı belirleyebilmemiz bakımından önemli.
Yeniköy’de bugün gerçekleşen faşist saldırı da Mersin’deki polis faşizmi de, Ankara’da süregelen insan avı da bize gösteriyor ki ‘mücadele’ forumlarımızı proaktif biçimde kendimizi örgütlemeye açmadığımız sürece kendi şartlarını oluşturamayacak. Ayrıca forumlarda oluşturulan ‘örgütlülük’ ve ‘siyasal parti’ karşıtlığının kısa vadede insanlara şirin görünüyor olması bugün içeride olan arkadaşlarımızın (ESP ve SDP’li dostlarımız) bizle birlikte mücadele ettiği gerçeğini görmezden gelmek anlamına geliyor.
Ek olarak söylemek gerekirse, Hrant Dink’den Ceylan Önkol’a, Musa Anter’den Uğur Mumcu’ya bu ülkenin yakın dönem kolektif hafızasını yenilemek şart; alanda olan kitle için ‘devlet’ kavramının polisten ayrışmasını engellemeli, kapitalist demokrasilerde devletin tam da bugün ordu, yargı ve polis ile meclis eşliğinde gerçekleştirdiği üzere halk üzerinde eşitsiz ve özgürlük karşıtı baskı kurmak üzere kendini kurguladığını vurgulamalıyız. Bunu yapmanın yolu da ajitatif propagandist konuşmaların ötesinde, kurulacak atölyelerle ‘forum’ gibi günlük aktif ihtiyaçlarımızın belirlenip oylandığı alanlar değil bizzat gün içinde kurulan atölyelerdir.
Forum alanı kendi siyasal önerilerimizi siyasal anlatımızın önüne koymamız gereken, anlatmaktan ziyade eylemin yüceltildiği bir alan olmalıdır. Forumlar başlangıç ve bitiş saatleri arasında geçen zaman dilimleri olmakla birlikte ‘devrim’ veya ‘değişim’, her ne derseniz deyin sürekliliği ve kadroyu bir arada gerektirirler. İnsan enerjimizi hazır bu kadar yoğunken birbirimizin sırtını sıvazlamaya değil de birbirimizin enerjisiyle ortaya gerçek bir paralel örgütlenme çıkarmaya çalışmak şarttır. Ancak bu şekilde Türkiye’deki açık muhalefet boşluğunun yerine gerçek ve koordine olmuş bir muhalefet çıkarabiliriz.
Aksi halde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin küçük bir kopyasına, daha da kötüsü bir Parti Grubu toplantısına dönüşmek ve alkış ya da onay toplamak için hareketin günlük ihtiyaçları konusunda açık ve kesin kayıplara uğramak olasıdır. Bugünden sonra yapılması gereken gerekirse konuşma sürelerinin tekrar oylanması ve konuşma sürelerini aşanlara en çok 20 saniyelik bir veda şansı verilmesi olmalıdır. Öneriler dışındaki konuşmaları gündüz vakitlerindeki atölye ve standlara bırakmak açısından, moderasyon konuşacak bireylerin önerilerine göre sınıflandırılmasını gerçekleştirmelidir. Yoksa, Yeniköy’deki faşist saldırının yarın polis TOMA’sı eşliğinde Kadıköy’e ya da bir başka ‘güvenli sanılan’ noktaya yönelmeyeceğine dair kimin güvence vermi şansı vardır?
Proaktif olarak kendi sağlık ve güvenlik birimlerimizi oluşturmak başta olmak üzere acil ihtiyaçlarımız yerine 68 kuşağının anıları yahut 90′lu çocukların ailelerinin bizle gurur duymasıyla her ne kadar bunlar hoş ‘anılar’ olarak aklımızda kalacak olsa da forumlarda çok ciddi anlamda enerjinin boşa harcandığı ve acil örgütlenme ihtiyacımızın karşılanamadığı açıktır.
NOT: Bu akşam Kadıköy Forum’da sahneye çıkan bir arkadaş bu mücadelenin bir sınıf mücadelesi olmadığını söyledi. Bu nasıl bir mücadeledir ki ölen dört çocuğu da işçidir ama sınıfın mücadelesi değildir. Buna da biri açıklık getirse çok mesut oluruz.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Mayıs-Haziran Günleri /