tivow

Binali Yıldırım’ın Eşsiz Gözetim Dünyası ve Facebook Meselesi

Sarphan Uzunoğlu - 27 Haziran 2013 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

tivow3G teknolojisi ile ilk münasebetimizi telefonu kulağına götürüp görüntülü sohbeti iç ederek başlatan ‘Ulaştırma Bakanı’ Binali Yıldırım Facebook ve Twitter’a açık biçimde yaptıkları ‘ahlaksız teklif’leri açıkladı. Facebook her ne kadar kontra bir açıklama yapıp ‘destek vermiyoruz’ diyerek insanları ele vermediklerini söylese de sosyal medya ya da internet dediğimiz ortamın ‘sonsuz’ bir güvenlik içinde olduğunu söylemek oldukça güç.

Keza biz kendimizi korumadan kurumların bizi korumasını bekleyerek ‘her şeyi devletten bekleyen yurttaş’ mantığıyla bizzat bize saldıran devlet politikalarına fazlasıyla prim veriyoruz.

Özgür Uçkan Hoca İzmir’deki Twitter gözaltılarının daha ziyade ‘gözdağı’ vermek amacıyla gerçekleştiğini her Twitter kullancısına ulaşmanın daha doğrusu mesaj kaynağına ulaşmanın oldukça ‘zor’ bir mesele olduğunu belirtti; ancak devletin özellikle son on yılda elde ettiği saldırgan hukuki pozisyondaki parlama bu ‘gözdağı’ teorisinin o kadar da hızlı güvenilmemesi gereken bir teori olduğunu gösteriyor. Dahası bu ‘gözdağı’ operasyonlarının yanı başında özellikle Yeni Şafak gibi hükümete sırtını dayamış bir organda yer alan ‘Twitter örgütü’ başlıklı haber ve dahi 50’ye varan ‘elebaşı’na ilişkin haberler tek başlarına olmasa da bir arada okunduklarında Başbakan için sosyal medyanın artık ‘abudik gubidik’ bir aygıt olmadığını, aksine yeni bir mücadele alanı olduğunu hepimize gösteriyor.

Twitter’daki yumurta diye adlandırdığımız kullanıcıların artışından ziyade şu an endişe etmemiz gereken çeşitli oluşumları sıralayarak başlayabiliriz: Bunların başında spam timleri geliyor. Çoğunluğu emniyetin simgesini Twitter avatarı olarak kullanan bu ekipler, hem hükümet söylemini dolaşıma sokuyorlar hem de hükümet karşıtı kullanıcıların hesaplarını spam dediğimiz yöntemle Twitter yönetimine ihbar ederek kapatmayı deniyorlar. Bu hesapların bir başka ‘tehlikeli’ yönü de Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan gibi kişilerin hesaplarına hesaplarımızı ‘açık’ biçimde ihbar ediyor olmaları ki liderlerin danışman ve avukatları tarafından sık sık gözetlenen bu hesaplar üstünden kendinizi hızla bir hakimin ya da savcının karşısında bulabilirsiniz. Yani ‘tehdit yok’ diyebilmek için öncelikle bu muhbir timleri yoksaymak gerekiyor. Elbette davaların ‘ayakta durma’ şansı gözetimin mevcut kimi zayıflıkları nedeniyle düşük; ama ‘yakalanmamak’ varken ‘yakalanmak’ niye?

VPN teknolojileri yahut Tor gibi arkasında iz bırakmadan internette gezmeyi sağlayan programlara dair önceki yazılarda çok şey söyledik; ancak söz konusu Facebook olduğunda kendi ‘adınız ve soyadınız’ ile oluşturduğunuz içeriklerin dava konusu olması Türkiye’de sık sık ortaya çıkan bir durum. Hatırlanacaktır; Facebook’tan elde edilen fotoğraflar birçok kamu personelinin işlerinden atılmasına neden olmuş, hükümet ve Başbakan karşıtı söylemde bulunan birçok şahıs hakkında soruşturma açmış ve bunların bazıları paraya çevirilen hapis cezası ile sonuçlanmıştı.

Özellikle Gezi ruhu ile attığımız kimi tweetlerde bizim için mizah muktedir için yıkım olan birçok durum ile karşılaştığımız bir gerçek. Ancak attığımız Tweet’lerden korkacağımıza yahut kapımızın çalınacağı sabahı bekleyeceğimize yapabileceğimiz birçok şey var:

Bunların birincisi kendi adımızı kullanmadan sosyal medya hesaplarımızı idare etmek, eğer Facebook hesabımız söz konusu ise sosyal medyada çok yaygın olan ‘sivil polis’ kullanımına karşı gerçek adımızla internet üstünden kurduğumuz iletişimlerde organik anlamda ilişki kurmadığımız kişileri kabul etmemek, ya da bazı bireylere yönelik profillerimize ‘sınırlı erişim’ sağlamak. Parolamızı sık sık değiştirmek de iyi bir yöntem denebilir; keza Facebook bir ‘aplikasyon (uygulama) yumağı’ haline geldi. Ama her şeyden önce Facebook’taki ‘siyasal paylaşımın’ karşımıza delil olarak çıkarılabileceğini bilerek hareket etmek şart.

Elbette bu ‘proaktif tutum’ sinik, apolitik bir kullanıcı olmayı gerektirmiyor. Twitter ve Facebook’ta yarı-anonim diyebileceğimiz organik olarak iletişim kurduğumuz ama devletin ‘belirlemekte’ sıkıntı çektiği birçok bireyin direniş boyunca ilettikleri mesajlarla direnişin iletişimsel basamaklarını ikişer ikişer çıkmamızı sağladıkları ortada.

Biz ise ‘telefonlarda’ birbirlerine ‘acaba başımıza bir şey gelir mi’ diye soranlar olmaktan ancak bu tarz pratikleri geliştirerek kurtulabiliriz. İktidarın baskıyı sürdüreceği ortada, keza hegemonik süreç bunu gerektirir. Ama Twitter ve Facebook’u sosyal medyanın ‘yegane’ organları olarak görmeye devam eder ve muhalefeti yalnızca ‘iktidarın gösterdiği’ alanda yaparsak iletişimimizi devrimci anlamda örgütlememiz zor.

Başta IRC olmak üzere (örneğin cryptocat programını tavsiye ederim) birçok yöntemle ‘şifrelenmiş’ sohbetlerle aramızda konuşabiliyoruz, üstelik bu programlar iphone’dan google store’a birçok alanda mevcutlar.

Yeni medya hayatımıza değiştirdiği çalışma düzenimizle gireli çok oluyor, onu şeytanlaştırmak da devrimci bir araç haline getirmek de bizim elimizde. Her birimizi birer ‘hacker’ yapacak olan mevcut yeni medya araçlarını amaçlarını dönüştürerek kullanmak. Memleketteki Redhack sempatisi düşünülünce ‘hackerlık’ kurumuyla aramızdaki mesafenin çok açık olmadığı ortada. Mühim olan akılcı ve devrimci bir araçsallaştırma ve devrim kadar karşı devrimin kendini hızla örgütlemesine karşı da dikkatli bir sosyal medya kullanım pratiği yaratmak.

1) http://vagus.tv/2013/06/24/tweetlerin-kaynagina-ulasmayi-deneyecek-kisilere-sabir-dilerim/

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Mayıs-Haziran Günleri /