berlo

Occupy Gezi: İktidarla Aramıza Kalın Bir Çizgi Çekerken

Sol Defter- Haber - 27 Haziran 2013 - #direngeziparkı / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

berloİktidarın elindeki kan nihayet yüzüne de bulaştı. Evlerinin tavanlarından oluk oluk kanlar akıyor. Çocukları kanla büyüyor. Annelerinin duaları kanı gidermekte yetersiz. Ethem’i vuran polisin, Ethem’in ölümüne yetki verenlerin, Ethem’in katilini aklayanların ve bu zulme karşı susanların yatakları, banyoları kan içinde. Aynısı Roboski’de, 95 Gazi olaylarında da olmuştu. Eşlerini öptüklerinde kan hissediyor, çocuklarına sarıldıklarında çocuklarına kan bulaştırıyorlar. Bunu yapıyorlar evet, hem de uyduruk bir ‘devletin bekası’ anlayışı için, para için, sözde vatan için.

aKP adaletini çoktan yitirmiş bir Kalkınma Partisidir. Bu kalkınma, neokapitalizm eksenli, dini motiflerle süslenmiş evrensel ve yerel tüm değerlere aykırı bir kalkınmadır.  aKP seçmeni hüsrandadır. İnandıkları kitap “Size ne oluyor da Allah yolunda o ezilen erkekler, kadınlar ve yavrular uğruna savaşmıyorsunuz ?” [Nisa 75] diyorken; bırakın ezilenler için savaşmayı, ezilenleri daha da ezmek için savaşıyorlar. Polisleri [Allah Allah!] nidalarıyla üzerimize bizi öldürmek için saldırıyor, liderleri bize karşı kin besliyor. Umarım inandığınız tanrı sizi hiçbir zaman affetmez.

Direniş bitmiş gibi gözükebilir ancak daha yeni başlıyor. O sloganı inançla haykıranlar haksız değil: [Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!] Herkes bir uyanış yaşadı, bundan sonra bu direnişe katılanlar okullarında, işyerlerinde, evlerinde aynı insanlar olmayacak. Bu direniş tecrübesini hayatlarına yedirecekler. Yaptıklarımızın bir hiç olmaması uğruna bu tarz bireysel kazanımlar önemli.

Farklı parklarda devam eden forumlar direnişi gözden geçirmek ve direnişin geleceği için şimdilik en uygun yerler. Misal, Yoğurtçu parkındaki forumlar gayet verimli geçiyor. Konuşmacılardan samimi olanlar hemen sivriliyor. Yoğurtçu’yla Gezi aynı şey değil tabii ki, gelen insanların profili çok farklı. Gezi’de ortak bir yaşam ve daha önemlisi halk vardı. Buradaysa, sayıları çok olmasa da üst-orta sınıf şımarık gençler, ortam arayan gençler, burayı bir barışarock festivaline çevirmek isteyen gençler var. ‘Örgütsüzlük’ vurgusunu daha çok bu tarz tipler yapıyor. Örgütsüzlük şuan tam da iktidarın istediği şey. Kordinasyon eksikliği direnişin en büyük hatasıydı. Sendikalar, örgütler ve halk organize olabilseydi aynı anda meydana çıkılabilirdi ya da en azından barikatları sökme kararı alınmazdı. Flamalılara haksızlık etmeyelim onlar olmasaydı Gezi’yi alamazdık. Gezi’nin faturası da bir nevi onlara kesildi, bir sürü tutuklama kararı mevcut. Elbette ortodoks sol partiler ya da CHP gelsin bizi yönetsin, forumları mitinge çevirsin demiyorum ancak kendi aramızda mutlaka kapsamlı bir örgütlülük gerekli.

[Kahrolsun bağzı şeyler] tarzı yeni sloganlar [Kurtuluş yok, tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!] tarzı eski sloganları haksız çıkarmıyor.

Son olarak; zulme ses çıkarmayan iktidar yanlısı tavır alan edebiyatçıların şiirlerine de romanlarına da öykülerine de hayranlarına da lanet olsun. Bundan sonra iyi bir roman, iyi bir şiir, iyi bir öykü yazdıysanız bunları kan içinde, kan koklayarak, kanla yazdınız. Bunu bilerek okuyacağız ve buna göre hesap soracağız. Unutmak yok. Polis terörüne maruz kaldıktan sonra bize bir kere ‘geçmiş olsun’ demeden direnişe ve direnişçilere çamur atanlarla yiyecek yemeğimiz, konuşacak sözümüz, edeceğimiz dansımız yok.

Düşmanla aramıza çizgimizi çektik, kafamız rahat, bundan sonrası mücadeleyi yükseltmek.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Mayıs-Haziran Günleri /