J.P. Sartre

Oyunlarla yaşayan Aydınlar olarak Kaygılıyız ve İtidal Çağrısı yapıyoruz!… Mustafa Özcan

Sol Defter- Haber - 30 Haziran 2013 - Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Oyunlarla yaşayan Aydınlar olarak Kaygılıyız ve İtidal Çağrısı yapıyoruz!…

 I’Idıot Internatıonal  1970 yılında Jean-Paul Sartre ile “Halkın Dostu” adında bir söyleşi yayımladı. Aşağıda derginin Sartre yönelttiği sorulardan biri ve cevabı var:

Mayıs 1968’den bu yana geleneksel solcu aydın kavramıyla, eylemler sırasında oluşan yeni bir kavram, devrimci aydın kavramı arasında bir kopukluk var, o kadar ki, 45’ten bu yana, saygın aydınlar kendilerini kavrayamadıkları politik bir durum karşısında buldular. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sartre- Önce bir aydın nedir, ona bakmak lazım. Aydının sadece zeka işiyle uğraşan biri olduğunu düşünen insanlar var. Yanlış bir tanımlama: sadece zekâya dayanan hiçbir çalışma olamaz. Zekâya gereksinim duymayan çalışma da olmaz. Sözgelimi, bir cerrah bir aydın olabilir, oysa elleriyle çalışmaktadır. Mesleğin, aydın denen kişiyi belirleyecek tek şey olduğunu düşünmüyorum; gene de onların hangi meslekler içinde olduğunu bilmek gerekir. Ben onların, pratik bilgi tekniği adını vereceğim meslekler içinde bulunabileceğini söyleyeceğim. Aslında her bilgi pratiktir. Ama bunu öğreneli çok fazla zaman olmadı; bu yüzden ben iki sözcüğü birlikte kullanıyorum: pratik bilgi teknisyenleri, matematik disiplinleri aracılığıyla, ilke olarak herkesin iyiliğini hedefleyen bir bilgiler toplamı oluşturur ya da bu toplamı kullanır. Her durumda, aslında hep aynı çelişki karşımıza çıkar: bilgilerin toplamı kavramsaldır, yani evrenseldir, ama asla bütün insanlara hizmet etmez; kapitalist ülkelerin tümünde, öncelikle yönetici sınıflarla bunların işbirlikçilerinin ait olduğu bazı insan kategorilerinin hizmetindedir. İçlerinden biri özele hizmet etmek için evrensel çalıştığını fark ettiğinde, bu çelişkinin bilinci ki Hegel buna “huzursuz bilinç” adını verir, onu bir aydın olarak nitelendirilmesini gerektiren şeydir.

Her oyunun belirlenmiş kuralları, bu kurallarıyla şekillenen bir amacı, bir biçimi ve işlevi vardır. Oğuz Atay tüm toplumsal hayatın bir oyun olduğunu, belirli kurallarla çevrelenmiş ve bu kurallar, alışkanlıklar dâhilinde yaşayan insanların olduğunu söyler. Oyunun tüm varoluşsal özü; gerçekle, sınırı belli olmayan bir zemin üzerinde durur. Oyun ve gerçek iç içedir. Oğuz Atay’ın kurgusuna göre, oyun (toplumsal hayat) İnsanlar arasındaki ilişkilerin, davranışların, samimiyetten uzak belli kurallar ve alışkanlıklarla biçimlendiği, yasaklamaların olduğu, çıkar kavgalarının, ticari kaygıların oluşturduğu ekonomik dengeler, eğitim kurumlarının ezberci, basit eğitime dayalı yapısı ve belirli bürokratik kurallardan oluşmaktadır. Tüm bu oyun alanında zihninde kendi dünyasını, kendi oyunlarını yaratmaya çalışır Coşkun( Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar kitabında ki ana karakter). Bu düzenin kurallarına ayak uyduramayan, bu düzenden kaçan, gördüğü gerçekleri savunamayan, bu gerçeklerden kaçan “oyuncu” oyunun sonunda tiyatro sahnesinde ölecektir.

Saffet: Biraz kalbi vardı. (oynar.) evet, gerçeği açıklamak zorundayım: Coşkun ermiş, kalbi olduğu için ölmüş bulunuyor. Hayat oyunlarını gereğinden fazla ciddiye alan merhum, ölümü de yine aynı ciddiyetle karşıladı…

Servet: Gerçekten öldü mü?

Yani Sartre’ın Hegel’den alıntıyla “aydın” olmanın kıstası olarak gördüğü “huzursuz bilinç”, Oğuz Atay’ın kahramanı Coşkun’da olmadığı için Oğuz Atay kahramanın tam da sahnenin ortasında öldürür. Öldürür çünkü Oğuz Atay’ın elindeki modernist döneme ait aydın kahraman sadece o kadardır ve ölümü tam da sahne ortasında hak etmiştir.

Peki, Biz Nerede Öldürelim?

“KAYGILIYIZ”CILAR

Ortada yine bir öfke ve nefret kokusu var. Sanatı ve sanatçıyı değersizleştirme, hedef gösterme, itibarsızlaştırma, suçlama, baskı altına alma girişimleri olanca hızıyla sürüp gidiyor. ‘Ayaklar baş oldu’ sözünü sakınmadan söyleyen dil, topluma nefret tohumları ekiyor. ‘Siz ve biz’ söylemi, toplumsal kutuplaşmayı keskinleştiriyor.

“İTİDAL”CİLER

Devlet, insan için vardır; insan devlet için değil. Biz yurttaşlar; grup taassubunu, parti taraftarlığını, inanç ve mezhep çekişmesini değil, öncelikle adaleti, toplumu, insanı eksen alan bir devlet istiyoruz. Bizler; insanların düşüncesine, giyimine kuşamına, başını örtmesine, açmasına, yaşam tarzına, eylemine, protestosuna, sivil itaatsizliğine saygı gösteren, “itidalli bir devlet” istiyoruz. Böyle bir ülkenin yurttaşları olmakta kararlıyız.

Yanlış anlaşılmasın yukardakiler Tanzimat dönemine ya da mitik dünya imajı pazarlayan bir örgütün adları değil. 2013’de tüm Türkiye’ye mal olmuş bir direniş sonrası altında “kıymetli isimlerin” sıralandığı “Aydınlar Duyurusu”ndan alındı.

XVI yüzyılda okuma rahibin işi. Din adamları, derebeyleri ile köylüler arasında “okumuş adam” kimliği ile aracı. Tayyip derebeyliğinde iktidar ile Taksim köylüleri arasında “kaygılılar” ve “itidalciler” adıyla mitik dünyanın ideologları olarak bir grup zer zevat belirdi. “Üst-yapının görevlileri” olarak bu baylara diyeceğimiz; Mahagonny kenti maalesef düşüşe geçti beyler şansınızı artık başka yerde deneyin. Eylem, olmayanın yararına olarak, olanı kısmen yok sayar. Aynı zamanda olmayandan hareketle olanı ortaya çıkarır. Direnişçilerin yeni aydınları var.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: aydınlar / Gezi Parkı Direnişi / İtidal / Kaygılıyız /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.