taksim 29 haziran

Sınıf, direniş ve gelecek – F. Serkan Öngel

Sol Defter- Haber - 2 Temmuz 2013 - #direngeziparkı / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Sınıf, direniş ve gelecek – F. Serkan Öngel

Ve onlar bir şafak vakti karanlığın kenarından/ onlar ağır ellerini toprağa basıp/ doğruldukları zaman” Nazım Hikmet

Türkiye 2001 yılı krizi sonrası uygulanan IMF patentli yeni-liberal politikaların etkisi ile tarım sektöründe (Cumhuriyet tarihinde görülmemiş boyutta) hızlı bir çözülme yaşadı. Bu çözülmenin en hızlı yaşandığı dönem (2001-2007 yılları), AKP hükümetinin ekonomik büyüme oranları açısından en parlak dönemi olan yılları da kapsamaktadır. Bu dönem aynı zamanda istihdam yaratmayan büyüme dönemi olarak anılmaktadır.

6 yıllık süreç içerisinde tarımda çalışan her 5 kişiden 2’si bu sektörü terk etti. Tarımda çalışan kişi sayısı 8 milyondan 89 binden, 4 milyon 867 bine geriledi. Sektörün kaybı 3 milyon 222 bini kişidir. Aynı dönemde toplam istihdam da 785 bin kişi azalmıştır. Yani tarım sektöründen kopan ve toplam istihdamın % 15’ine denk gelen bu devasa kitlenin önemli bir kısmı (çoğunluğu kadınlar olmak üzere) istihdam dışına düşmüşlerdir.

Aynı dönemde sanayi sektöründe  665 bin, hizmet 1 milyon 776 bin istihdam artışı olmuş ancak bu artış tarımdaki çözülmeyi karşılamamıştır.

1923’ten bugüne istihdamın sektörel yapısına baktığımızda, tarımda mekanizasyonun devreye girdiği, ciddi bir göç dalgasının yaşandığı 1950’li yıllarda bile tarım sektöründe sayısal bir gerileme yaşanmamıştır. Bu dönemler boyunca tarım sektöründe istihdam yerinde sayarken ya da kısmi olarak artarken yeni iş olanakları hizmet ve sanayi sektörlerinde yaratılmış, bu da tarım sektörünün istihdamdaki payını hızla geriletmiştir. Örneğin 1950 yılında tarımda istihdam edilenlerin sayısı 7 milyon 408 bin iken, 1959 yılında 8 milyon 292 bine çıkmıştır. Buna karşın aynı dönemde sanayi sektöründe çalışanların sayısı yaklaşık 2 kat artarak 1 milyon 350 bine, hizmet sektöründe çalışanların sayısı yaklaşık 2,5 kat artarak 1,5 milyona ulaşmıştır.

Bu anlamda 2000’li yıllar Türkiye’nin sektörel yapısında yaşanan dönüşüm anlamında son derece önemlidir. AKP’nin başarısı bu dönüşüm sürecini iyi idare edebilmesinden gelmektedir. Zaten geleneksel kökleri bakımından kırsal kesimde daha etkin bir tabana sahip olan AKP, tarım sektöründen kopan ve zaten kamu hizmetlerine yeterince ulaşımı olmayan yoksul kesimleri, mavi yakalı işçilerin görece yoksul kesimlerini, yoksullukla mücadele ekseninde yapılan sosyal yardımlar, çoğunluğu güvencesiz ve taşeron işler olmak üzere, siyasal ilişkiler üzerinden yaratılan iş olanakları ile kendisine bağlı kılmayı becermiştir. Burada özellikle dinsel muhafazakârlığın da eş zamanlı olarak örgütlendiği söylenebilir.

Diğer yandan IMF güdümünde uygulanan yeni-liberal politikaların yönlendiriciliğinde, kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesi, özelleştirmeler, işçi haklarının ve ücretlerinin baskı altına alınması, kurulan kredi tuzağı ile kitlelerin geleceklerini borçlanmaya başlaması ve bu sürecin giderek travmatik bir biçimde yaşanması, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, yoğun ve yapısal işsizlik problemi, nitelikli ve genç işgücü arzının işgücü piyasalarında yeterli bir taleple karşılaşmaması, özellikle eğitimli gençlerde ve kadınlarda işsizlik oranının % 20’lerin üzerinde seyretmesi, kamu emekçilerinin ciddi hak kayıpları ile karşılaşması, kamu istihdamının baskı altında tutulması sonucunda özellikle kentli, eğitimli ve genç kesimler açısından AKP’ye karşı ciddi bir tepkinin mayalandığı görülmekteydi.

AKP’nin 2007 sonrasında giderek kötüleşen ekonomik büyüme performansının (2007-2010 arasında ortalama büyüme % 2,2’dir) yarattığı iklimde, dinsel muhafazakarlığı ve kültürel kodları temsil ettiği kesimleri bir arada tutmak için daha etkin bir şekilde kullandığı görülmektedir. Bu durum AKP’ye karşı tepkisi giderek artan ağırlığını beyaz yakalı, eğitimli gençlerin ve kadınların oluşturduğu, seküler yaşam tarzına sahip olan kesimlerle hükümet aradaki uçurumu daha da artırmıştır.

Bunun yanında AKP özellikle sermaye içi fraksiyonlar arasında da kendisine yakın olan sermaye gruplarına daha fazla taviz verme eğilimine girmiştir. Bu da gerilimin bir başka düzlemini oluşturmaktadır.

Gezi parkı direnişi ile başlayan sürecin kültürel, sosyal pek çok nedeni bulunmaktadır (kürtaj, 4+4+4 sistemi, sınav yolsuzlukları).  Ancak sınıfsal temelde bu sürecin gelişim dinamiklerini ortaya koymak bunun hükümetin uyguladığı politikalarla, stratejilerle bağını kurmak özel bir önem taşımaktadır. Bu anlamda gençlerin, kadınların ve beyaz yakalıların bu direnişteki ağırlığı şaşırtıcı değildir.

Ancak AKP hükümeti uygulamaya çalıştığı istihdam politikaları ile bir başka kesimin daha damarına basmaktadır. Bu kesim görece olarak iki kesim arasında geçişliliği olan ve AKP’nin kendi tabanını da oluşturan mavi yakalı işçilerdir.

Özellikle kıdem tazminatı meselesi burada kritik bir role sahiptir. Kıdem tazminatının fona devri yolu ile kaldırılması girişimi, özel istihdam (kölelik) büroları,  taşeronlaşmanın yaygınlaştırılmasını amaçlayan düzenlemeler, bu öfke patlamasının tetikleyicisi olabilir. İşte o zaman AKP hükümetini dış mihraklar, faiz lobisi edebiyatı, din istismarı bile kurtaramayacaktır.

BirGün

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Gezi Parkı Direnişi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.