halk

Kuşatılmış Yoksul İftarı ve Bir Hakim Sınıf Partisi Olarak AKP – Sarphan Uzunoğlu

Sarphan Uzunoğlu - 9 Temmuz 2013 - #direngeziparkı / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

halk

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yakın dönemde yaptığı şeyleri arka arkaya dizdiğinizde akla en çok da Slavoj Zizek’in ”Biri Totalitarizm mi dedi?”* isimli kitabında Hitler’le ilgili sorduğu kimi sorular geliyor. Örneğin Hitler gerçekten Yahudilerden nefret eden biri miydi yoksa o nefreti bir siyaset nesnesi olarak kullanan bir şarlatan mı? Erdoğan için bunları ayrı iki durum olarak nitelemek yersiz. Keza kendisinin ‘bize’ karşı pür bir nefret duyduğu hatta o bizin içine 9 Temmuz 2013 akşamı görüldüğü üzere İstiklal’de orucunu açan ‘yoksul’ müslümanları da katabileceğimiz açık. 

Peki bu Erdoğan’ın amansız çözülüşünün ardında yatan ne ? Bu çözümle ilgili çeşitli paradigmalara rastlamak mümkün. Bir yanda ‘yükselen bir güç ivmesinden’ öte yanda düşen bir ‘moral ivmesinden’ bahsetmek çok da sıradışı bir çözümleme olmayacaktır. Keza Suriye dahil ‘sahici’ çılgın projelerinde ardı ardına hayal kırıklığına uğrayan, Kürt sorununu yüzüne gözüne bulaştıran, Müslümanların varoluş problemini sınıfsal yükselmeyle tatmin ettiğini sanarak Müslümanlar’a özgürlük yerine kapitalizm aracılığıyla daha çok kölelik hediye eden Erdoğan için ortaya konabilecek çok bir ‘moral güç’ örneği olduğu söylenemez.

Ama elbette 10 küsür yıl içerisinde yargı, polis ve ordu içerisinde elde ettiği sonsuz gücün AKP açısından bir geri dönüşü olması kaçınılmaz. Bunun küstahlık, kibir ve dahi saldırganlık biçimde ortaya çıkması ‘güç ile ne yapacağını bilmeyen’ ya da ‘güce muktedir olamayacak’ bir noktada duran bir partinin portresiyle karşı karşıya olduğumuzun açık göstergesi diyebiliriz.

Bu noktada Erdoğan’ın gecekondulardan yükselen oylarla büyüyen partisinin AVM’lere giden yatırımlarla büyüklüğünden sayıca kaybetmeden mobilizasyonundan kaybettiğini söylemek kolay. Burada bizim asıl karşı karşıya olduğumuz sorun ise Cihan Tuğal’ın ** kaleme aldığı üzere bunun ‘yukarıdan aşağı açılmış’ bir sınıfsal savaş konumunu alması. Yani savaşı açan açık bir biçimde Erdoğan, cepheleri açan her ne kadar ‘çapulcular’ olarak gözükse de kendi siperini ve muhtemelen siyasi mezarını Gezi Parkı’nın Divan Oteli’ne bakan tarafına kazan da Erdoğan rejimi oldu.

iftariyeÖnümüzdeki tablo aşikar ki bizi Erdoğan’ın hukuksuzluğunun artık had tanımaz bir noktaya getirdiğini söylüyor. Valilere ‘asker kullanma’ yetkisi verilmesi için konuşulan bir ülkede iç savaş hukukunun, üstelik hükümet tarafından ‘kırım amacıyla’ açılmış, belirli bir kitleyi izole etme amaçlı açılmış bu cepheyi görmezden gelmek ‘savaş suçu’ kadar beter bir durum.

Türkiye gençliği, sosyalistinden anarşistine, müslümanından feministine ciddi bir anlamda terörize edilirken Erdoğan Mursi’yi savunurken Mübarekleşiyor, eleştirdiği Mısır Ordusu’nun rolünü oynarken, tam anlamıyla ‘Tersinden Kemalist’ bir yapıyla karşıtları ‘süpürerek’ iktidarını koruyabileceği yanılgısını yaşıyor.

Sanıyorum ki bu konuyla ilgili utancı duyması gerekenler biz değiliz, aksine vaktiyle hepimizin pek güvendiği ama kendilerini zamanla sosyalizmden uzakta liberalizmin argümanlarından, Arendt’in totalitarizm üstüne notlarına yakın bir yerde AKP’yi bir ‘demokratikleşme aracı’ olarak görenler de dahil olmak üzere AKP üstünden bu ülkeye umut pazarlayan herkes.

Bir iftara bile TOMA ile kafa uzatacak kadar 28 Şubat’çı, askeri göreve çağıracak kadar Kemalist, kuşkusuz ki uçan kuşu satacak kadar kapitalist bu iktidarın oruçlarının diğer taraftaki kabul durumundan ziyade bizim gözümüzdeki kabul durumu bellidir. Zalimlikte, diktatörlükte bir ‘ustalık’ dönemi varsa Erdoğan o dönemi yaşamaktadır. Ceylan Önkol’dan, Uğur Kaymaz’a, Ethem Sarısülük’ten Festus Okey’e tüm ölülerimizin elleri toprağa karışırken o sofralara değen her el belli ki günahkarların elleridir. İstiklal’deki tarihin en güzel görüntülerinden birine saldırarak, o görüntüyü gayrimeşru kılmak isteyerek ortaya islam’ın zaferi falan değil olsa olsa Erdoğan’ın egosunun silüeti çıkacaktır. Yetimin, yoksulun hakkını savunmayan, Ramazan Ayı’nın ilk günü sokak çocuklarını burada dolaşmayın diye hırpalayan polisin sırtını sıvazlamaktan ibaret bir rejim İslam’ın olsa olsa düşmanı olabilir. AKP tarihin en büyük ‘troll’ partisi olarak kendini tarihe gömerken arkalarından güle güle değil, haram olsun demek dışında hiçbir şey söylemeye gerek yok. Ama eminiz artık, hesabı diğer tarafa bırakma niyetimiz de yok!

* Zizek, S. Biri Totalitarizm mi Dedi? Epos Yayınları: http://www.idefix.com/kitap/biri-totalitarizm-mi-dedi-slavoj-zizek/tanim.asp?sid=GS0G5ZCK5T7TOVPR46WL

** http://blogs.berkeley.edu/2013/07/08/government-response-to-protests-in-turkey-class-war-from-above/

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / iftar /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.