savasahayir

Gezi, Ortadoğu’da Sürekli Barış ve Vicdani Ret

Sarphan Uzunoğlu - 16 Temmuz 2013 - #direngeziparkı

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Gezi Direnişi’nin başladığı günden bu yana uluslararası birçok ajansla görüşme imkanı bulan, bazı münazarlara katılan ve ‘bizi anlamaya çalışanlara’ anlatmaya çalışanlardan biri olarak direnişin anlatmakta eksik kaldığımız bir yanı üstüne yazmak gerektiğini hissediyorum. Bu, başta özellikle Kürtler’in direnişe kuşkuyla yaklaşmalarına neden olan sonra da ‘halayların süregeldiği’ bir ‘çokluk’ alanında dinen ‘barışa gelebilecek zarar’ korkusu olarak ifade edilebilir. Peki ya Gezi bir barış hareketi midir?

Gezi birçok anlamda bir barış hareketidir. Örneğin Nilüfer Göle’nin T24’teki makalesinde değindiği (1) seküler ve dindar Müslüman karşılaşmasını sağlaması yahut  İsmail Saymaz’ın Radikal’deki haberinde değindiği ‘laik gencin sivilleşmesi’ (2) gibi olgular bakımından Türkiye’nin ‘geleneksel devlet konsepti’ içerisinde canavarlaştırılan İslamcılar ve Kürtler için son on yılın ‘gulyabanisi’ ilan edilen seküler Türkler ve tabii ki her fırsatta hapse atılmaktan kaçınılmayan sol için bir ‘bir aradalık’ etkisi yaratması tek başına gezinin iletişimsel anlamda bir ‘barışma’ hareketi olduğunun birincil göstergesidir.

Yıldıray Oğur ve Genç Siviller her ne kadar Türkiye’deki sekülerlerin yalnızca ‘devrimci müslümanlar’ ile barıştığını söyleseler de Gezi Direnişi boyunca iktidar provokasyonları -ki herhangi birinin kanıtlandığı ortaya çıkmadı- haricinde İslam’a yönelik doğrudan bir saldırıyla karşılaşılmadığı, faşistliği herkesçe bilinen ve alandan demokratik güçlerce ‘kibarca’ uzaklaştırılan TGB hariç kimsenin Kürtler’e müdahale etme gücünü kendinde bulamadığı, Kürt siyasal hareketinin de alanın barışçıllığını savunmak adına flamasızlaşma konusunda ilk adımları atmış olduğu göz önüne alındığında, Gezi’nin içerisindeki anadamarın, faşizanlaşmamış kendini Gazdanadam’la sınırlamayan, özel bir damar olarak kendini ortaya çıkardığı ve kent hareketi olmanın güncel anlamda kazandırdığı sıfatlarla bir ‘prekarya hareketi’ olarak ortaya çıktığını söylemek çok güç değildir.

Başından beri ‘örgütsüzlüğe’ yapılan vurgu her ne kadar ‘partisel’ örgütsüzlüğe yapılsa da her biri kırılgan emek sisteminde yer alan ve çoğunluğu her fırsatta ‘barışçıl eylemi’ savunan -doğruluğu tartışmaya açıktır- bu insanların herhangi bir emek örgütüne de çoğunlukla üye olmayışı (yapılan araştırmalar ve kişisel gözlemler) birçok açıdan hareketin ortak dil yaratma konusunda ‘yaratıcı sloganlara’ sığınmasını anlaşılır hale getiriyor.

Ancak aralarında ‘yaşasın halkların kardeşliği’ ve özellikle Kadıköy’de sık sık dillendirilen ‘AKP savaş Halklar barış istiyor’ sloganlarının, politik nitelikleri bakımından Gezi’de arkasında en birleşilebilir sloganlar olduğu ortada. Bunun bir diğer nedeni de başta Antakya Armutlu olmak üzere ölen insanların çoğunlukla Alevi olması, ve toplumun AKP sünni faşizmince bastırılmış kesimlerinin özellikle Ortadoğu’da yaratılmak istenen Şii karşıtı eksen içerisinde Türkiye’nin yer bulmaması talebiyle birlikte düşünüldüğünde fazlasıyla anlam kazanıyor.

Örneğin Başbakan’ın geçtiğimiz günlerde Kürt hareketiyle barış sürecine ilişkin yaptığı ‘gençler artık ölmüyor’ açıklamasının yanıbaşında duran Lice’deki katliam girişimi (ki bir kişi devlet kurşunuyla öldürüldü) ve daha acısı taze Roboski’nin adli takip durumu düşünüldüğünde hükümetin yakın vadede Kürtler’le gerçek anlamıyla bir barış yapmak konusundaki samimiyetini sorgulamak da Gezi için mühim bir misyon olabilir.

Keza birçoğu askere gitme yaşına gün geçtikçe daha da yaklaşan bunca insanın, ne Kürdistan’da ne de Suriye’de ‘savaşa girmek’ konusunda arzulu olduklarına dair kimsenin insanları kolay kolay ikna edebileceği söylenemez.

Bu bağlamda vicdani ret ve barış istemi gibi taleplerin, başta direnişin önde gelen isimleri olmak üzere seslendirilmesi ve aşağıdan yukarıya da aynı şekilde bu talebin yükseltilmesi yakın vadede Türkiye’de kendilerini kapitalist hetero erkek sünni türk faşizmine karşı tehdit altında hisseden birçok etnik, cinsel ve sınıfsal oluşumun çıkış reçetesi haline gelecektir.

Elbette burada en büyük sınavı verecek olan ‘ulusalcı’  blok olacaktır ki, onların da direniş sırasında başta jandarma ile karşı karşıya geldikleri anlar olmak üzere ‘savaş’ ve ‘ordudan’ medet uman faşizan yaklaşımdan uzaklaşmak için sebepleri oluşması gereken bu dönemde en azından bizim kuşağımız için talepleri barış ve vicdani ret eksenine de çekerek, sermayenin de faşizan politikalarla saldırganlaşan devletin de ‘askeri’ olmadan, Kürt sorununu barışçıl eksende ve ‘eşit koşullarda’ çözmenin adımı atılabilir.

1) http://t24.com.tr/yazi/yer-sofrasi-ve-sinir-ihlalleri/7056

2) http://www.radikal.com.tr/turkiye/gezi_parkinda_laik_genc_artik_sivil-1136787

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: barış / Ortadoğu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.