ockan

Özgür Uçkan: Mısırlılar darbeyi değil Mursi’nin gitmesini kutluyor

Sol Defter - 16 Temmuz 2013 - Dünya

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Özgür Uçkan, Mısır’da, Mursi yanlıları dışında herkesin orduyu desteklediği izlenime karşılık, “Mısırlılar darbeyi alkışlamıyor, Mursi’nin gitmesini kutluyor. Ordunun gitmesini de kutlayacaklar yakında” dedi.

İSTANBUL- İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Özgür Uçkan, Mısır’daki gelişmeleri ETHA’ya değerlendirdi. Arap halk ayaklanmalarıyla başından itibaren yakından ilgilenen Uçkan, Mısır ordusunun darbesini “zoraki bir darbe” olarak tanımlıyor. Uçkan’a göre, ordu, tıpkı 2011’de Mübarek’i safra olarak atması gibi şimdi de ülkeyi kötü yöneten Müslüman Kardeşler’i attı. “Ama bu planladığı bir şey değildi. Sokak, orduyu buna mecbur bıraktı. Sokağın devrimci enerjisinin zorunlu olarak kendisine de yöneleceğini bildiği için, kendisini kurtarmak için yaptı bunu” diyen Uçkan, ülkedeki kutlamaların ise darbe için değil Mursi’nin gitmesine ilişkin olduğunu belirtiyor. Uçkan, ekliyor: “Ordunun gitmesini de kutlayacaklar yakında.”

İşte, Dr. Özgür Uçkan’ın Mısır’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmeleri:

Mısır’da gelinen aşamayı ve ordu darbesini nasıl görüyorsunuz?

2011 başında Mübarek devrildi ve 30 ay geçmeden bu kez de Mursi gitti. Bütün bunlar “sokağın dinamizmi” ile oldu. Milyonlarca insan sokağa döküldü. Hatta arada Mübarek sonrası ordu cuntasına karşı yükselen kitlesel protestoları da sayarsak, 30 ay içinde üç radikal değişimi dayattı sokak. Bu da, başından beri dediğim bir şeyi doğruluyor: Mısır devrimi bitmedi, devam ediyor. Müslüman Kardeşler, orduyla -dolayısıyla ABD ile- anlaşarak ve devrimi satarak iktidara geldiklerinde, devrimin ölü doğduğunu söylemişti bir çok kişi. Ben de, halklar bir kez sokağa çıktılar mı kolay kolay evlerine dönmezler demiştim.

Mursi seçimle iktidara geldi. Müslüman Kardeşler’in de sokağa dayalı bir örgütlenme modeli var. Ordu ile yaptıkları kirli anlaşma, seçim sürecini aceleye getirme taktiği üzerine kuruluydu, Mübarek sonrası dönemde yeni kurulan oluşumların seçim sürecine hazırlanmasına fırsat vermeden yapılacak bir seçimden ne sonuç çıkarsa o çıktı. Şimdi ordu gözetiminde yapılan bu seçime “demokratik” diyebilir miyiz? Bence diyemeyiz. Mursi ve Müslüman Kardeşler’in ABD kontrolündeki ordu ile yaptıkları anlaşmada ödedikleri bedel ise ordunun ekonomik gücüne, Mübarek zamanından kalma yönetim yapısına dokunmamak, tersine bu yönetimin gücünü artırmak oldu ve elbette ABD-İsrail ekseninin bölgedeki karakolu olarak davranmayı sürdürmek…

Böyle bakınca Mursi hakkında söylenebilecek tek şey, tıpkı Mübarek gibi Mısır halkını satmış olması… Müslüman Kardeşler’in 2011 devrimine katılımı da sonradan ve pazarlık masasına oturmak için olmuştu zaten. Mübarek’in gitmesinde onların rolü yok. Minimal bir rolleri varsa bile, bu, mesela sendikal hareketin katısıyla karşılaştırılamaz. Müslüman Kardeşler sürece sadece bir iktidar kolaylaştırıcısı olarak baktı ve bu yüzden de orduyla anlaşmaktan gocunmadı.

 

MÜSLÜMAN KARDEŞLER AKP GİBİ MAĞDURU OYNUYOR

 

Müslüman Kardeşler örgütlü bir güç, ama iktidar deneyimleri sıfır. Nitekim iktidardayken yaptıkları ortada. Güçlerini payandalamak için yargıyı budamak, seçilmiş parlamentoyu by-pass etmek, anayasa sürecini katılıma kapatmak ve Selefilerle yaptıkları din temelli anayasayı katakulliyle geçirmek. Mursi’nin iktidar sarhoşluğuyla yürürlüğe koyduğu bu plan, aslında AKP’nin de planı ve bu davranış biçiminin “demokrasi” ile uzaktan yakından ilgisi olmadığı ortada. O yüzden Müslüman Kardeşler’in bugün demokrasi havarisi kesilip mağduru oynamalarına gülüp geçiyorum. Türkiye’deki rol modelleri de aynı şekilde davranıyor aslında: Onca yıldır iktidardalar ve hala “vesayet” mağdurunu oynuyorlar. Ama AKP demokrasiyi by-pass etmekte Müslüman Kardeşlere nazaran çok daha “usta”; her ne kadar Gezi süreci tarafından çırak çıkarılmış olsa da. Mesela şimdi de Mısır’da yaşananları, Gezi direnişinde çizilen karizmalarını tamir etmekte kullanacakları ortada: İktidar nobranlıklarına, otokratik sistemlerine karşı yükselen her muhalif sesi, parmaklarıyla Mısır’ı işaret ederek, “darbeci” diye etiketleyip itibarsızlaştırmaya çalışacaklar. Bunu zaten yapıyorlardı, şimdi bir malzemeleri daha oldu. Bunu duyduğunuzda, Türkiye’nin Suudi Arabistan’dan hemen sonra Mısır darbesini resmen tanıdığını ve yeni hükümete “kolaylıklar dilediği”ni hatırlayın yeter. “AKP’lileri Mısır konsolosluklarının önüne gönderip içeriye kozmetik cila çekeceğinize Mısır darbesini tanımıyoruz deseydiniz, madem iktidarsınız” da diyebilirsiniz. Ama o “iktidar”ın bir ucu ABD’ye diğer ucu da İsrail’e dayanırken, ortasından tutmak da zor tabii. Mursi’ye içleri acımıştır, eminim. Çünkü “siyasal İslam” fena halde tutulmaya uğradı…

Mursi başkanlık sistemine de güvenerek bu otokratik adımları atarken yarattığı gerilimin zaten kötü durumdaki ekonominin altını oyacağını, bunun da gerilimi hızla patlama noktasına getireceğini öngöremediği için bu kadar çabuk atıl oldu. “Atıl oldu” diyorum, çünkü aslında kullanılıp atıldı. Mısır’da olup biten ordunun planlayarak yaptığı bir şey değil elbette. 2011’de ordu Mübarek’i safra olarak nasıl attıysa şimdi de Mursi’yi ve Müslüman Kardeşleri attı. Ama bu planladığı bir şey değildi. Sokak, orduyu buna mecbur bıraktı. 2011’de de, şimdi de ordu devreye girdiyse, sokağın devrimci enerjisinin zorunlu olarak kendisine de yöneleceğini bildiği için, kendisini kurtarmak için yaptı bunu.

 

LAİK BİR İKTİDARIN YOLUNU AÇACAK

 

Mısır’da olup biten bir darbe, ama bir “zoraki darbe”. Ordu Mübarek’ten sonra ülkeyi cunta ile yönetmeyi denedi, ama karşısında sokağı buldu ve buna muktedir olmadığını anladı. Mısır’da ordu önemli bir güç, ama kadir-i mutlak değil, hele 2011’den sonra hiç değil; Kırılgan bir zeminde kayıyor ve kazanımlarını kaybetmemek için çırpınıyor. Bu yüzden bu süreçte ordunun iktidarda kalmak gibi bir planının olduğunu hiç zannetmiyorum. Teknokratlar hükümetinin hazırladığı süreç içerisinde, yeni anayasayı yapacak daha geniş tabanlı ve laik bir iktidarın yolunu açmak zorunda olduğunu biliyor ve bunu yapacak. Süreç içinde de mümkün olduğunca pazarlık gücünü korumaya çalışacak.

Roar Magazin’den Jerome Roos’un Mısır ordusunun güç kaynaklarıyla ilgili doğru bir saptaması var. Ona göre bu kaynaklar:
1. ABD’den her yıl aldığı 1.3 Milyar dolarlık askeri yardım (Bu da Camp David Barış Anlaşması’nın koşullarına tamamen uymasını, yani İsrail’in yancısı olmasını zorunlu kılıyor)
2. On yıllar içerisinde kurduğu ekonomik imparatorluk (Bu imparatorluk tamamen ABD askeri-endüstriyel kompleksinin mekanizmalarının yönetiminde üstlendiği role bağlı)
3. Sadece sokağın sakin olmasına (yani pamuk ipliğine) bağlı bir popüler meşruiyet

Bu üç güç kaynağı eş zamanlı olarak güvence altına alınmadan Ordu ayakta duramaz. Bu güç kaynaklarını korumak için, değil Mursi ve Müslüman Kardeşleri, ülkenin yarısını satar. Bu perspektiften bakıldığında bugün Mısır’da olup biten daha iyi anlaşılır. Müslüman Kardeşler daha stratejik davranıp belli bir konsensüsü hedeflemiş olsaydı ve ekonomi yönetimi konusunda bu kadar beceriksiz olmasaydı, Ordu kılını bile kıpırdatmazdı. Halk sokağa dökülünce, üç numaralı güç kaynağı tehlikeye girdi. Bu da doğal olarak diğer ikisini tehlikeye soktu.

Ordu sokağın devrimci enerjisinin Mursi’yi kendi kendisine devirmesini önlemek için bu kadar hızla devreye girdi. Özellikle de işaret vermeye başlamış olan sendikal hareketin sokağa çıkmasını engellemek için yaptı bunu. Çünkü 2011’de bu dinamiğin etkilerini acı bir şekilde deneyimlemişti. Olaylar Liman işçilerinin Süveyş Kanalı’nı kapatmasına kadar varsaydı, Ordu için çok geç olabilirdi. İşte bu yüzden ordunun müdahalesine “zoraki darbe” diyorum. Şimdi de teknokratlar sonrası yeni yönetimle anlaşıp hayatta kalmaya çalışacak.

 

SOKAK DEMOKRASİ HEDEFİNİ SÜRDÜRECEK

 

Son dönemde sokaklara çıkan insanlar ordunun darbe yapması için mi sokaktaydı?

Elbette değil. 30 ay içerisinde üç kez yönetimi deviren bir halktan söz ediyoruz. Çok ciddi bir enerjiden söz ediyoruz. Bu enerjinin orduya ihtiyacı yok. Kaldı ki ordu cuntasına da bu aynı halk son vermişti. Sokağın bundan sonraki süreci şimdiye kadar olduğu gibi hassasiyetle izleyeceğine ve demokrasi hedefini sürdüreceğine inanıyorum. Mısır devrimi ülke gerçek bir demokrasiye kavuşana kadar sürecek ve ordu da bu süreç içerisinde er veya geç tasfiye olacak. ABD-İsrail eksenini ölesiye korkutan da bu. Bu arada Müslüman Kardeşler boşuna “dış mihrak”lar tarafından demokratik hakları elinden alınmış numarası yapmasın; çünkü Suriye’ye esip gürlerken, Gazze konusunda nasıl İsrail’in dümen suyundan gittikleri hafızamızda duruyor. Bu tavır Türkiye halkı için de çok tanıdık, öyle değil mi?

Bu sokak hareketleri ordu tarafından mı örgütlendi?

Mısır halkının sokağa çıkması tamamen Mursi Başkanlığının demokrasiyi onlardan çalmasının sonucudur ve ordunun bunda en ufak bir rolü yoktur. Hatta dediğim gibi, eğer Mursi ve Müslüman Kardeşler, AKP kadar “usta” olabilseydi, ordu halinden gayet memnundu. Şimdilerde Erdoğan ve AKP’nin ABD nezdinde kırılan imajının yarattığı hasarın büyüklüğü belki dışardan bakıldığında o kadar açık seçik bir biçimde görünmüyor, ama ben asıl dertlerinin bu olduğundan eminim. Ödleri kopuyor. Mursi’den ders de çıkarıyorlardır. Yok, kimse bizde Mısır’daki gibi bir süreç beklemesin. Bizdeki orduyla Mısır Ordusu aynı şey değil. Başbakan’ın darbeden korkmasına gerek yok. Zaten korktuğu da yok; onunki taktik bir söylemden ibaret. ABD’den korkuyor doğal olarak, ama asıl şimdiye kadar onca azımsadığı halktan korksun.

Temerrüd hareketi kimdir?

Temerrüd (İsyan), kökenini aslında çok da güçlü olmayan eski bir harekette buluyor: Mübarek döneminde, 2004-2005 yıllarında siyasi reform talebiyle ortaya çıkan Mısır Değişim Hareketi, o zamanlar “Kefaya” (Yeter” sloganıyla çıkmıştı ve elbette bastırılmıştı. Kefaya 2011 sonrası yeniden dirildi. Temerrüd’ün son çıkışında o dönemin davranış modelinin bir tekrarı var. İmza kampanyaları Kefaya’nın temel davranışıydı. Son olaylar da Temerrüd’ün Mursi’ye karşı 22 milyon imza toplamayı başarmasının ardından gelişti. Hareket aynı zamanda sivil itaatsizlik eylemlerini de akıllıca kullanmayı biliyor.

Bu bir platform ve içinde çoklu hareketleri ve katmanları barındırıyor: Kefaya’nın yanı sıra, Ulusal Kurtuluş Cephesi (El Baradey), 6 Nisan Gençlik Hareketi, Güçlü Mısır Partisi (Ahmed Shafik), hatta Mübarek’in eski Ulusal Demokrat Parti’sinden “suça karışmamış” bazı kesimler var. Mısır İslami Cihad Partisi’nin eski lideri Nabil Naem bile Temerrüd’e destek verdi. Ama Selefilerin batan Mursi gemisini ilk terk edenler olduğu anımsanırsa, bu tarz destekler de anlaşılır. Temerrüd’ün özünde laik bir hareket olduğu söylenebilir; ama dindarlar tarafından da desteklenen bir hareket. Kısacası Müslüman Kardeşler dışında hemen herkes tarafından destekleniyor. Sol kesimlerin ve sendikal hareketin desteği ise çok daha dikkatli ve koşullu. Onlar hareketin içinde erimemeye özen gösterseler de, son dalganın hep en önünde yer aldılar. Temerrüd’ü koordine edenler de bunun farkında ve sola aşırı duyarlı yaklaşıyorlar. Sanırım korkuyorlar da…

Basında Mursi yanlıları dışında herkesin orduyu desteklediği izlenimi yaratılıyor. Bu doğru mu?

Ordunun zoraki darbesinden sonra Tahrir Meydanı’nda yapılan kutlamalar böyle bir izlenim doğurdu, ama bu yanlış bir izlenim. Orada insanlar Mursi’nin gidişini kutluyordu, ordunun gelişini değil. Elbette Temerrüd içindeki çoklu katmanların bir kısmı ordu darbesinden kendi politik ajandaları doğrultusunda medet ummuş olabilir. Ama bu hareketin tamamına darbe şakşakçılığı etiketini yapıştırmamızı gerektirmez. Unutmayın, hemen Mursi dönemi öncesinde, kısa da sürse ordu cuntasını yaşamış ve sokağa çıkarak bu dönemi sonlandırmış bir halktan söz ediyoruz. 2011 devriminin çekirdeğinde yer alan Kahireli yoldaşlar, devrimci sosyalistler ve diğer sol örgütler, özellikle de geniş tabanlı sendikal hareket ordu konusunda gayet açık seçik bir fikre sahip ve ordunun devrimi durdurmaktan başka bir şey istemediğinin farkında.

 

SOL HAREKET TEMKİNLİ

 

Mısır’daki sosyalist, devrimci güçler ne düşünüyor ve bir hareket planları var mı?

Geniş bir spektruma yayılan sol, sosyalist ve komünist hareket, ne yazık ki hala çok parçalı bir görünüme sahip. Ama aralarında özellikle bu son dönemde güçlü bir diyalog ortamı oluştu. Basından izlediğim kadarıyla, oldukça temkinli ve ketum davranıyorlar. Ama bu bir planlarının olmadığını göstermez. Hatta tersine, bir A, B ve C planlarının olduğunu gösterir. Sendikal harekete gelince, onların gücü Mısır politikası üzerinde belirleyici bir ağırlığa sahip. 30 Haziran’da açıklanan genel grev planını saklı tuttuklarını biliyorum. Şu anda genel grev ordunun tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor. Özellikle liman işçileri Süveyş kozuyla ciddi bir ağırlığa sahip. Protestocuların tabanı da özellikle genç işçilerden oluşuyor. Bu denklem çok önemli. Ordu sendikal hareketle başa çıkamaz. Bunu 2011’de denediler ve başaramadılar. Zaten Mübarek’in gitmesinde genel grevin ciddi rolü oldu. Müslüman Kardeşler o sırada evlerinde oturuyordu… Devrimci güçler ellerindeki kozları iyi kullanacak ve orduyu aradan çekilmeye zorlayacak diye düşünüyorum. Umuyorum…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: askeri darbe / Mısır /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.