490-424

Yeditepe Asistan Dayanışması’ndan Barış Dağlı ile Söyleşi

Sarphan Uzunoğlu - 9 Eylül 2013 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Türkiye ayaklanırken iktidar ve iktidara yakın kurumlar da konumlarını alıyorlar. Bir yandan medya kuruluşları istifalar ve işten çıkarmalarla çalkalanırken, güvencesiz düzeninin en açık biçimde ortaya çıktığı üniversitelerden çıkan sesler de yönetimler tarafında karşılığını bulmaya başladı. Yeditepe Üniversitesi’nin üç çalışanına rektörlük tarafından bölümlerine bildirilmeksizin ‘ilişkilerinin kesildiği’ haberi geldi. Biz de hem Yeditepe Asistan Dayanışması’nı hem de işten çıkarmaların perde arkasını konuşmak için Medya Çalışmaları alanında doktorasına devam etmekte olan Yeditepe’deki son işten çıkarmanın mağdurlarından Barış Dağlı ile buluştuk, hem endişelerini hem de planlarını konuştuk.

Röportaj: Sarphan Uzunoğlu

Yeditepe Üniversitesi’nde ne kadar zamandır çalışıyordun, seninle aynı dönemde çıkarılan arkadaşlar hangi dönemlerde çalışmaya başlamışlardı

Yaklaşık 11 aydır Yeditepe Üniversite’sinde çalışmaktaydım. Antropoloji bölümünden Araştırma Görevlisi Harun Aksu yaklaşık 2 senedir, Fransızca Siyaset Bilimi bölümünden Kerem Arslan ise 5 senedir çalışmaktaydı.

Sen ya da arkadaşların daha önce bağlı oldukların departmanlardan ya da kıdemli iş arkadaşlarınızdan uyarı almış mıydınız? Tabii bu uyarı ‘dikkatli ol’ şeklinde de olabilir ‘akıllı ol’ şeklinde de.

 Gizli de olsa bu tür mesajlar almıştık. Üniversitenin rektörü Nurcan Bac vekaleten İletişim Fakültesinin dekanlığını yürütmekte. Radyo TV Sinema bölümü ile yaptığı bir toplantı sırasında alakasız bir şekilde bana ne zamandır doktora öğrenci oludğumu ve kaç yıldır bölümde çalıştığımı sormuştu. 2 senedir doktora öğrenci olduğumu ve sadece 11 aydır bölümde çalıştığımı öğrenince istediği cevabı alamamış oldu tabi. Bunun yanı sıra Rektör bundan yaklaşık 3 ay önce bizleri “Lisansüstü Burslu Öğrenci” sıfatı ile bir toplantıya çağırdı. O toplantıya Asistan Dayanışması olarak tam kadro katıldık. Toplantıda söz alan kişilerin isimleri, bölümleri ve yaptıkları konumsalar rektörün kendisi tarafından özenle not edildi. Bugün dönüp o toplantıya baktığımızda özenli bir fişlemeye maruz kaldığımızı görmek pek zor olmasa gerek.

 

İşten çıkarılmanızın rastgele olduğu söyleniyor, bu doğru mu? İşten çıkarılma haberinizi aldıktan sonra rektörlükle iletişime girdiniz mi? Belirli bir gerekçe belirttiler mi? Dekanlık ya da fakültelerde yönetim görevlerinde bulunanlar ne diyorlar durumunuza? 

İşten çıkarılmalar sonrası Rektörden bir görüşme talep ettik. Bu görüşmeye rektör sadece 3 kişinin katılabileceğini belirtmiş. Bizden 3 arkadaşın dışında rektör, üniversite yönetimini temsilen üniversite avukatı ve gazetecilik bölümünden Doç. Dr. Aykut Arıkan toplantıya katıldı. Bu toplantıda işten çıkarılmalarımıza dair 3 bahane şunulmuş. Birincisi işten çıkarılmalarımızın bölümlerimizin hazırladığı raporlar doğrultusunda olduğu. Bu bahane iki nedenden dolayı bizler tarafından yalanlanmıştır. Birinci neden bizler üniversitenin görünmez işçileri olduğumuz için herhangi bir performans değerlendirmesinin içine sokulamayız. İkinci neden ise bölümlerimizin bizler hakkında hazırladıkları raporlar. En azından kendi adıma eminim ki bölüm başkanımız tarafından hazırlanan raporda benim adıma herhangi bir olumsuz bilgi yok. İkinci bahane doktora eğitim sürelerimizin uzamış olduğu. Hiçbirimizde böyle bir durum olmadığı gibi Kerem Arslan arkadaş doktorasını baksa bir üniversitede yapmakta. Yani bu bahane de böylelikle yalanlanmış olmakta. Üçüncü bahane ise Planlama Departmanının almış olduğu karar. Toplantıya katılan arkadaşlarımız bu depertamanın bizler tarafından sınıf ayarlamak için aranan departman olup olmadığını sorduklarında aldıkları cevap aslında herşeyi ortaya koymakta: Evet ama baksa işlevleri de var! Sanırım bu işlevden kasıt sıkı bir sosyal medya takibi olsa gerek.

Fakültelerde bulunan hocalarımızdan destek almadığımızı söyleyemem. Ama bu destek bütün fakültelerde görünür olmadığından ne yazık ki destkeler kişisel desteklerin ötesine geçemedi.

 Sizle aynı statüde çalışan kaç kişi vardı üniversitede?

Üniversite içinde toplam 218 güvencesiz, sigortasız araştırma görevlisi çalıştırılmakta.

 Diğer vakıf  üniversiteleri ve devlet üniversiteleriyle asistan dayanışması  olarak bir bağınız var mı? Sizle aynı ya da benzer statülerde çalışan kaç kişi vardır?

Hem vakıf hem de devlet üniversiteleri içinde kurulan dayanışmalar ile sıkı bağlarımız mevcut. Birkaç vakıf üniversitesi hariç her vakıf üniversitesinde bizler gibi sigortasız, güvencesi çalıştırılan araştırma görevlileri var ne yazık ki.

Bir işe girerken belirli sorular vardır: Çalışma saatleri, yol, yemek, sigorta. Hangi haklara sahiptiniz? Statülendirilmemiş statünüzde güvenceniz var mıydı?

Çalışma saatlerimiz ne yazık ki muğlak. Bu bölümden bölüme dolayısı ile kişiden kişiye değişmekte. Bazı arkadaşlarımız haftanın 5 günü 9-6 çalışırken bazı arkadaşlar haftanın 3 günü çalışmaktadırlar. Bunun yanı sıra fakültelere göre maaş farklılıkları göze çarpan sorunların başında geliyor. Ayrıca yüksek lisan ve doktora öğrencileri arasında da 200tl kadar bir maaş farkı vardır. Sahip olduğumuz haklara gelirsek ne yazık ki sadece okulun servisinden yararlanabildiğimizi söyleyebileceğim. Onun dışında bizlere yaptırılan ve sadece Yeditepe Üniversite Hastanesi’nde geçen özel sigortamız mevcut. Tabi ki bu sigorta sağlık masraflarımızın hepsini kapsamamaktadır. Bütün bunların dışında güvencesiz, sigortasız bir şekilde hukuk dışı çalıştırılmaktayız.

Ben de senin dahil olduğun türden bir yönetmelikle ‘görünmez bir eleman’ olarak çalışanlardanım. Her geçen yıl içinde olduğumuz prekarya düzenine daha fazla insan ve kurum dahil oluyor. Örgütlü herhangi bir mücadeleyi ‘düzenli ve yasalara dayanan biçimde’ yürütmek sence mümkün mü?

Elbette ki hayır! Bu “merdiven altı asistanlık”a karşı mücadele verirken önümüzdeki en büyük engel burjuva hukukudur. Bu hukuk sistemi içinde var olan kurumlar tarafından emeğimiz sömürülmektedir. YÖK ve üniversiteler tarafından kurulan sömürü ve baskı düzenine karşı tek yok örgütlenmek. Bu örgütlenmenin de sadece asistanlar etrafında olmaması gerekli. Bütün akademi bileşenleri, akademik ve akademideki sorunlara karşı örgütlenmelidir. Akademileri yeni baştan kurmanın başka bir yolu yok. Yasalardaki angarya yasağını hiçe sayan üniversiteler, yasalar tarafından cezalandırılmıyorsa bizlerin örgütlü mücadelesi öncelikle burjuva hukuku içinde var olan YÖK’e karşı olmalıdır.

Devlet üniversitelerinde olmasa da vakıf üniversitelerinde ‘asistanlık ve araştırma görevliliği’ statülerinin yönetimlerin keyfine göre belirlendiği bilinirken Bir mücadele planınız var mı?

Tam bu noktada belirtmeliyim ki bu keyfi yapı tahmin edilenden daha da vahim bir durumdadır. Örneğin Yeditepe Üniversitesi’nin bizlere dair bir yönetmeliği mevcut değil. Yani durum bu kadar keyfi! Mücadele planımız da biraz önce belirttiğim gibi örgütlenmekten geçmektedir. Akademi bileşenlerinin örgütlenmesine destek verecek sendikalar, sivil toplum kuruluşları, muhalif partiler ve politik-muhalif medya öncelikle kamuoyu baskısı noktasında bu örgütlenmeyi olabildiğince görünür kılmalıdır. Forumlarda, sokaklarda, medyada akademinin içinde bulunduğu durumun coğrafyanın içinde olduğu durumdan farksız olduğu sürekli dillendirilmeli ve mücadele bu anlamda pratiğe dökülmelidir.

Yeni bir iş bulma durumun nasıl? İstanbul pahalı ve zor bir kent, diğer arkadaşlarının ve senin bu konuda kaydettiği bir ilerleme oldu mu?

(Gülümsedim :D) Asistan Dayanışmasının yayınladığı bildirideki maddelerden biri de bizlerin ise iade talebi. Fakat şunu belirtmeliyim ki bizlerin asıl hedefi ise iade değil. Bu sorunların daha görünür kılınması öncelikli hedefimiz. Çünkü bizler sadece 3 kişi değiliz. Arkamızda binlerce emeği sömürülen insan var. Bu arkadaşların emeklerinin görünür kılınması için ödeyeceğimiz bedel bizleri tahmin edilenden daha çok mutlu edecektir.

 Buradan çalışmak zorunda olmadığımız anlamı çıksın istemem. Belirttiğin gibi İstanbul pahalı ve zor bir kent. En azından kiralarımızı ödemek zorundayız. Eninde sonunda bir yerlerde iş bulup çalışacağız ama şimdi asıl mesele bu emek sömürüsünü daha görünür kılmak ve bu sisteme okkalı bir tokat atarak akademileri yeniden kurma yolunda daha büyük bir dayanışmanın, örgütlenmenin yolu açmaktır.

 İşten çıkarılmanızın ardında ‘tahmin edilebilir’ kimi nedenler var aslında. Şimdi düşündüğünde ‘bir adım geride dursaydık’ diyor musun? Pişmanlığın var mı?

Bizler üniversite içinde gizli gizli dillendirilen “tahmin edilebilir”  nedenleri biliyoruz. Bu 3 kişinin ortak iki özelliği var: Asistan Dayanışması ve Gezi Parkı direnişi. Bu iki nedeni birbirinden ayıramayız. Ve bu ikisi, iç içe geçmiş siyasi pratiklerimiz iken bir saniye bile bir adım geride dursaydık demedik. Bu yüzden bir pişmanlıktan bahsetmek imkansız. İlerde bir pişmanlık yaşamamak içinde bu direnişi büyütüp olabildiğince çok insana ulaştırmak herşeyden öte bir insan olarak en büyük sorumluluğumuz.

Öğrencilerinizden gelen tepkiler nasıl, size destek verdiler mi? Ve tabii iş arkadaşlarınız. Onlar size destek verdiler mi? 

İyi ki varlar! İlk günden itibaren bize birçok eylem planı ile geldiler. Bizler olumlu ve olumsuz cevap verip onları yönlendirmek istemedik. Çünkü biliyoruz ki onlarda üniversite içinde aynı baskılara maruz kalacaklar. Fakat kendi insiyatifleri ile eylem koyan, eylem yapacak olan, eylem yapmayı tercih etmeyip bizlere manevi destek sunan bütün öğrencilerimize çok şey borçluyuz. Hepsine tek tek teşekkür ederiz.

 Sence Gezi Parkı senin gibi güvencesiz çalıştırılan ve örgütlenmesi engellenenler üstünde sıçratıcı bir etki yarattı mı ya da yaratacak mı? Direnişin günlük siyasi enerjiye yansıması ne olacak?

Bugün coğrafyanın içinde bulunduğu siyasi direniş iklimin nedeni nasıl ki sadece 3 ağaç  değilse akademide yaşanan sorunların nedeni de sadece 3 asistan değildir. Katledilememiz, gözlerimizin çıkarılması, işlerimizden atılmamız bu haklı taleplerimiz neticesinde doğan mücadelemizin bedelidir. Bizler bu yüzden Gezi Parkı direnişini çok önemsiyoruz. Asistan Dayanışması toplantılarında bile Gezi Parkı direnişi öncesi ve sonrası hava bambaşkaydı. Gezi Parkı direnişi,  bütün dayanışmalar için “örgütlenirsek başarırız!” fikrinin daha somut halde ortaya konmasına neden oldu.

“3 ağaç ve 3 asistan” durumundan yola çıktığımızda karşımızda koltuğun getirdiği cehaleti görüyoruz. Koltuğun getirdiği bu cehalet devletin bütün kademelerinde karşımıza çıkmakta. Gezi Parkı direnişinde de akademide de aynı zihniyet ile mücadele ediyoruz. Gezi Parkı direnişinin günlük siyasi enerjiye yansıması bu cehaletin daha görünür olmasıdır. Artık ne ile karşı karşıya olduğumuz daha net şekilde ortadadır. Bu yüzden parklarda, sokaklarda, akademiler hayatı yeni baştan kurmak için örgütlenmeli, dayanışmayı büyütmeliyiz.

MESELE AĞUSTOS 2013

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: asistan dayanışması /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.