eatonak agorakapak

İsyanı anlarken

E.Ahmet Tonak - 12 Eylül 2013 - #direngeziparkı

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İsyanı anlarken*

Neredeyse on yıl olmuş Mike Davis’in New Left Review‘deki “Gecekondu Gezegeni” başlıklı yazısını okuyalı. O günden beri Üçüncü Dünya mega şehirlerinin saatli bomba misali patlamaya hazır olduğuna ikna olmuş durumdayım. Fırsat buldukça da, Davis’in tamamen paylaştığım bu öngörüsünü dile getiriyordum (2008’de Mesele’nin yaptığı söyleşi için: http://tinyurl.com/lmgeqmv) Doğup büyüdüğüm, gençlik yıllarımı geçirdiğim İstanbul’un başına gelenlerin 1950’lerden bu yana canlı tanığıyım. Ayrıca, Davis’in öngörüsünü dayandırdığı mega şehirlerden Kahire’yi de Mısır Devrim’i sırasında iki kez ziyaret etme imkanı buldum. Mursi cumhurbaşkanı seçildikten sonra Tahrir’de ilk resmi konuşmasını yaparken oradaydım. Taksim-Gezi ise hepimizin malumu.

Tamamının, İstanbul’un, Kahire’nin ve diğer benzerlerinin yaşanır şehirler olmaktan çıkıp, bence düzeltilmesi imkansız bir biçimde “dönüştürülmesinin” müsebbibi her bakımdan sınır tanımaz kapitalizmin kendisidir. Kapitalizm ne iktisat politikalarına (örneğin, neoliberalizme) ne de politikacıların üslup ve psikolojilerine (örneğin, Erdoğan’ın faşizan otoriterliğine) indirgenemez, bu yoldan kavranamaz. Kapitalizm, genelleşmiş meta üretiminin insanlık tarihinde ilk defa bu kadar yaygın ve derin bir biçimde vuku bulduğu, kendine özgü sınıflar-arası ve sınıflar-içi çelişkilerle bezeli son derece dinamik bir sosyo-ekonomik düzendir. Sözünü ettiğimiz çelişkilerin yol açtığı sosyal, siyasal, hatta kültürel çatışmaların muhtevası, dozu, nasıl tezahür ettiği son tahlilde sermaye birikiminin dinamikleri ve temposu tarafından belirlenir. Taksim-Gezi ile başlayan isyan da Türkiye kapitalizminin kendine has sermaye dinamikleri ve temposu tarafından belirlenmiştir –sadece AKP’nin anti-demokratik muhafazakarlığı tarafından değil.
…..

Şehrin bu kadar önem kazandığı, insanlık tarihinde ilk defa kent nüfusunun kırsal nüfusu aştığı, siyasal patlamaların mekanı haline geldiği günümüzde kent hakkı kavramı ile temas kaçınılmazlaşıyor. Nitekim Gezi’deki direniş başladıktan kısa bir süre sonra isyan bağlamında kent hakkı kavramını kullanan önemli bir değerlendirme Mehmet Barış Kuymulu’nun City: analysis of urban trend culture, theory, policy action’daki kısa makalesidir. (“Reclaiming the right to the city: Reflections on the urban uprisings inTurkey” — http://tinyurl.com/m8bft9a). Her moda kavram gibi, kent hakkı da “piyasaya” sürüldüğü andan bu yana daha çok kullanıcılarının formasyonuna, daha azsomut konjonktürel ve mekansal faktörlere göre muhteva ve biçim değiştirdi, değiştirmeye de devam edeceğe benziyor.

Bu kitapçıktaki kent hakkı ve diğer şehir yazılarına bakıldığında, sanırım Marksist ekonomi politik perspektifin hakim olduğu hemen görülecektir. Bu tercih büyük ölçüde teorik olmakla birlikte kısmen de olsa formasyonla ilgili. Muhtemelen yıllardırKapital‘le düşüp kalkmam yüzünden, kent hakkı kavramının Türkiye’de kimlikçi ve vicdancı kullanımlarının ağır bastığı, her belanın sebebi olarak neoliberalizmin (kapitalizmin değil!) ve hegemonik siyasetlerin görüldüğü radikal zihniyet ortamı beni tatmin etmiyordu. Sanırım, bahsettiğim yazılarda bu yetersizliği aşma çabaları da sezilecektir.

Bu daha başlangıç, mücadeleye devam — teorik olanına da!

======================
* Bu yazı, yeni yayınlanan Kent Hakkı’ndan İsyan’a adlı kitapçığa yazdığım giriş yazısının bir kısmıdır. Önümüzdeki haftadan itibaren bir akademik dönem için gittiğim ABD’nden daha çok küresel ekonomi ve Amerika üzerine yazmaya çalışacağım.

BirGün

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Gezi İsyanı /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.