Almanya Merkel

Seçmenin bilmecesi – Cem Sey

Sol Defter - 24 Eylül 2013 - Dünya

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

T 24 – Almanya’da seçim oldu, siyasi partiler ne yapacağını şaşırdı.

Çünkü seçmenin oylarıyla ortaya çıkardığı tablonun içinden çıkılır gibi değil.

Aslında seçimin tartışmasız galibi Başbakan Angela Merkel ve partisi Hristiyan Demokratik Birlik (CDU).

Bir yandan dünyada mali krizin sonuçları hâlâ yaşanır, öte yandan da, Euro ülkelerinin yaşadığı kriz devam ederken, Almanların, kendilerini bu acımasız kriz dalgalarından uzak tutan Merkel’e ve hükümetine ilan-ı aşk ettiğini söyleyebiliriz.

Yunanlıların tamamen iflas ettiği, her dört İspanyol gencinden üçünün işsizliği tattığı, İtalya’da devletin bir gün sonra gereken parayı denkleştirip denkleştiremeyeceğinin tartışıldığı zamanlarda Almanlar uzun süre ekonomik büyüme yaşadı.

Şu anda biraz durulmuş gibi görünse de, bu büyümenin devamının gelmesi olasılığı da hâlâ var.

Ama AB’deki “dost halklarla dayanışma” düşüncesi Almanları ürküttü.

İşte bu ortamda yapılan seçimde Almanlar, başka hiçbir icraatından memnun olmadıkları halde, Güney Avrupa’nın yoksul halklarına açlığı, sefaleti ve kemer sıkmayı dayatan hükümete, daha doğrusu onun başkanlığını yapan Angela Merkel’e sığındı.

Muhalefet partilerinin tüm alternatif önerilerini elinin tersiyle bir kenara itti.

Almanlar, “AB’de ne olursa olsun, önemli olan bizim rahatımızın bozulmaması” dedi.

Bu şekilde Merkel, neredeyse Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ın bulduğu çoğunluğu yakaladı.

Ama neredeyse.

Çünkü tek başına iktidar olma hayalleri oy sayımının son dakikalarında uçup gitti.

Merkel, koalisyon ortağı olan ve sandalyelerini kaybetmemek için CDU’nun her dayatmasına “evet” diyen liberal Hür Demokrat Parti’yi (FDP), yüzde 5’lik seçim barajını aşamadığı için kaybetti.

Kaybedince de solla başbaşa kaldı.

Merkel hükümette kalmak için koalisyona gitmek zorunda.

En bariz ve CDU’nun da hemen aklına gelen, kendilerinden sonra en büyük seçmen kitlesine sahip Almanya Sosyal Demokrat Partisi’yle (SPD) kurulabilecek bir ortaklık.

Ama bir önceki yasama döneminde aynı koalisyonu kuran ve sonunda oyları olağanüstü azalan SPD ciddi şekilde naz yapıyor.

Özellikle de, parti içinde son yıllarda iyice güçlenen sol kanatın, CDU’yla bir koalisyon kurulması halinde partiyi terk etmekten söz ettiği dedikodusu, Berlin kulislerinde dolaşıyor.

Merkel’in bir başka seçeneği Yeşiller.

Yeşillerin de uzun süredir, bir de bu koalisyonu denemeye can attığı biliniyor.

Önde gelen bir Yeşil politikacı seçimin ertesi günü verdiği bir demeçte baklayı ağzından çıkardı.

Renate Künast, partisinin oy kaybetmesinin nedenlerini sayarken, en başta, Yeşillerin arzuladığı ekolojik dönüşümün sanayi kuruluşlarıyla (Türkçesi: kapitalistlerle) işbirliği içinde yapılabilecek olduğunun halka anlatılmamış olmasını saydı.

Gerçekten de Yeşillerin büyük kısmı bu kanıda olduğu halde, seçmenini sol partilere kaptırmaktan korkan parti yönetimi son dakikada zenginlere vergi artışları getirme planları açıklayarak, seçmeni kazanmaya çalıştı.

Fakat hesap tutmadı.

Şimdi Yeşiller, zayıflamış halleriyle CDU’nun koalisyon ortağı olmayı konuşuyor.

Ama bu defa da CDU tabanının bu partiye ve temsilcilerine duyduğu antipati, böyle bir yaklaşmayı riskli ve hatta neredeyse olanaksız hale getiriyor.

Geriye bir tek Sol Parti kalıyor.

Ama CDU’nun, kapitalizme karşı olduğunu açıkça ilan eden Sol Parti’yle birlikte çalışması mümkün değil.

Zaten tersi de mümkün değil.

SPD ile Yeşillerin bundan 15 yıl önce Başbakan Gerhard Schröder ve Dışişleri Bakanı Joschka Fischer’in yönetiminde kurduğu gibi bir sosyal demokrat-yeşil koalisyon ise bugün aritmetik olarak olanaksız.

İşte CDU’nun içinde bulunduğu bu çıkmaz ve SPD ile Yeşillerin azalan desteği, yıllardan beri aritmetik olarak mümkün olduğu halde, SPD ve Yeşillerin inadı nedeniyle denenmemiş tek bir altermatifi gündeme getiriyor:

SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den oluşacak bir koalisyon.

Ancak bu da pek gerçekçi değil.

Çünkü Sol Parti, NATO’nun feshedilmesini savunuyor.

Bu talep, bu partiyi diğerlerinin gözünde koalisyon kurulamayacak bir parti haline getiriyor.

Her ne kadar Sol Parti’nin bazı yöneticileri, bu konu gündeme geldiğinde, bu konuşulabilir dese de, muhataplarını ikna edemiyorlar.

İşte bu tablo, yazının başında belirttiğimiz gibi, Alman siyasilerinin ne yapacağını şaşırmasına neden oluyor.

Fakat zamanları var.

Yeni meclis, açılış oturumunu bir ay sonra yapacak.

Hükümetin kurulması için bundan daha fazla zaman var demektir bu.

Bir ay içinde herkes seçmenin sandıkta çizdiği tablonun olanak verdiği seçenekleri en gerçekçi şekilde değerlendirme şansına sahip olacak.

Bütün bu hesaplar bir yana, seçmenin verdiği en önemli mesaj, yani, “AB’de ne olursa olsun, benim keyfimi kaçırmayın” mesajı, kuşkusuz bütün partilerin kararlarını etkileyecek.

Yeni kurulacak koalisyona, hangi partiler dahil olursa olsun, önümüzdeki dört yıl boyunca bu mesaja aykırı işler yapması mümkün değil.

Yani AB’nin en büyük ekonomisi olan Almanya bundan sonra da AB’ye tasarruf politikalarını dayatacak.

Yani Almanya, bir yandan AB’nin dağılmasına karşı çıkarken, diğer yandan da AB ülkelerinin bugün olduğundan daha fazla birbiriyle kaynaşmasını en azından önümüzdeki dört yıl savunmayacak.

Yani Almanya (Sol Parti’nin dahil olduğu bir seçenek gündeme gelmediği sürece, ki bu çok zor) neo-liberal ekonomi anlayışının şampiyonluğunu yapmaya devam edecek.

Türkiye açısından değerlendirecek olursak, seçimin sonunda, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği düşüncesine çok kuşkulu bakan CDU’nun neredeyse tek başına iktidara gelmesi birşey değiştirmeyecek.

Çünkü Ankara’nın Brüksel’deki AB masasında oturmasından korku duyan CDU’nun ne koalisyon kuracağı partilere ne de halka bu konuda kendi isteklerini kabul ettirmesi mümkün değil.

Buna karşılık, Türkiye’nin AB üyeliğine sıcak bakan partilerin de, Ankara’nın önünü açacak güçleri hiç yok.

Bu nedenle, Almanya’nın karrarsız tavrı devam edecek.

Bu da, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği projesinden son derece rahatsız olan Türkiye ve AB içindeki siyasi güçlerin karşıklı paslaşmalarının bundan sonra da devam edeceği anlamına geliyor.

Tabii, bütün bu yukarıda çizdiğimiz tablo Almanya’yı önümüzdeki aylarda çok derin bir siyasi bunalıma sürüklemez ve erken seçimleri zorunlu kılmazsa…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Almanya / Angela Merkel / Seçimler /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.