demokrasi-paketi-bos

Despot iktidardan demokrasi beklenemez

Necdet Seçer - 9 Ekim 2013 - Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

Halen AKP Adıyaman milletvekili olarak görev yapan, İslamcı-Kürt siyasetçi Mehmet Metiner’in, muhtemelen HADEP yöneticisi olduğu dönemlerde, söylediği sözleri içeren bant kayıtları kamuoyuna deşifre edildiğinde büyük gürültü koparmıştı. Metiner, Recep Tayyip Erdoğan’ı kastederek “ben onun beyninin kıvrımlarını biliyorum; orada demokrasinin zerresine bile yer yoktur”. Erdoğan’ın 11 yıllık iktidarı bu sözlerin gerçekliğini defalarca kanıtladı. İşte demokrasiye bu denli uzak bir siyasi şahsiyet, medyatik bir şovla, sözde demokratikleşme paketini kamuoyuna açıkladı. Doğal olarak pakette demokrasi adına ciddi hiçbir şey yoktu.

Ülkeyi polis devletiyle yöneten totaliter iktidardan demokrasi beklemek, ölünün gözünden yaş beklemek kadar anlamsızdı. İktidarın gerçek yüzü, Gezi Direnişinde binlerce kişiye yönelttiği vahşi saldırılarda, Uludere’de Kürt köylülerin bombalanıp öldürülmesinde, her türlü muhalif gösterinin şiddet kullanılarak bastırılmasında, çeşitli kesimlerden muhaliflerin hapiste çürütülmeye çalışılmasında gizlidir. Bu yüz despotizmin yüzüdür.

SİYASİ İKTİDAR İMAJ DÜZELTME PEŞİNDE

İşte siyasi iktidar, büyük ölçüde deşifre olmuş bu despot yüzünü, antidemokratik karakterini, son açıkladığı paketle bir ölçüde gizlemeye, imajını düzeltmeye çalışıyor. Bugün Avrupa’da R.Tayyip Erdoğan’ın adı, Macaristan Başbakanı Urban ve Rusya lideri Putin ile birlikte anılıyor. Yani despot siyasetçiler arasında sınıflandırılıyor. Gezi’de sergilediği polis vahşetinin batılı ülkelerde yarattığı travmanın etkileri sürüyor. Bugünlerde hazırlanacak Avrupa Birliği İlerleme Raporunun bu travmayı yansıtması kaçınılmaz görünüyor. İşte bu paketin açıklanmasının gerçek nedeni ve zamanlamasını bu çerçevede okumak gerekiyor.

İkinci olarak, geçmiş on yıllık pratiği göstermiştir ki, AKP iktidarı sözde“demokratik açılım” ya da “reform paketi” yoluyla, demokrasi ve özgürlükleri geliştirmek yerine, kendi siyasi ajandasını uygulayarak iktidarını sağlamlaştırıyor. Bu paketler gerçek amacını gizleyecek şekilde tuzaklar içeriyor. 2010 yılında, 12 Eylül Anayasasının izlerini silmek adına yaptığı anayasa değişiklikleri, esas olarak, yargıyı denetimine almaya yönelikti ve bunda da başarılı oldu. AKP iktidarı değişikliklerin arasına, işçilerin birden fazla sendikaya üye olma hakkını da koymuştu. İşçilerin bir sendikaya üye olma girişimlerinin bile işten atılmayla sonuçlandığı, sendika üyesi işçilerin oranının 1940 lar düzeyine gerilediği bir dönemde, bu “olmayacak duaya âmin demekti.” Bugün de, son pakete, türbanın kamusal alanda özgürce kullanılmasını sokarak, hükümet, siyasi ajandasında yer alan bir başka uygulamayı daha hayata geçirmiş ve seçimler öncesinde kitle tabanına göz kırpmış oldu. Kürtçe dili ve Alevi inancı kamusal alana sokulmazken, türbanın yolu açıldı

PAKETLE “KLAVYEYE ÖZGÜRLÜK” GELİYOR.

Bu paketin boş olduğunu ve başta Kürtler olmak üzere, toplumun birçok kesimi tarafından tepkiyle karşılanacağını, Başbakan da biliyordu. O nedenle, “bizi izlemeye devam edin”, “arkası reklamlardan sonra” kabilinden, bu “reformların” daha başlangıç olduğunu, arkasının geleceğini duyurdu. Böylece demokrasi isteyen kesimlerin siyasi iktidardan beklentilerinin sürmesi hedefleniyor, kitleler aldatılmaya çalışılıyordu.

Demokrasi açısından boş olan pakette birçok “yok” var. Birinci olarak, pakette Aleviler yok; bu inanç kesiminin hiçbir talebi karşılanmamış. Kürtlerin ise adı bile yok. İkinci olarak, her kesimden muhalife “terörist” damgası vurup onları hapiste çürütmeye olanak sağlayan Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunundaki muğlâk ve gerici hükümlerde en ufak bir değişiklik öngörülmüyor. Başta KCK tutukluları, seçilmişler, aydınlar ve siyasetçiler hapiste yatmaya devam edecek; gerektiğinde bunlara yenileri eklenecek. Üçüncü olarak, dünyada başka hiçbir ülkede görülmeyen yüksek seçim barajı içeren antidemokratik Seçim Kanununa dokunulmuyor, buna karşı geliştirilen alternatif önerilerle, siyasi temsil daha da adaletsiz hale getiriliyor. AKP, gelecek seçimleri nasıl kurtaracağının hesabını yapıyor.

Pakette var olanlar dikkate alındığında, İngilizlerin tabiriyle “çok az ve çok geç” tanımlaması uygun düşüyor. Başta Kürtçe olmak üzere, anadil öğrenimi kamusal alana dâhil edilmiyor; ancak özel okullarda serbest bırakılıyor. Özel dershanelerde ana dil öğreniminin yıllar önce serbest bırakıldığı dikkate alındığında, bu adımın hiçbir anlamı olmadığı görülüyor. Parası olana anadil öğrenimi anlayışı sürüyor. Kürtçe köy isimlerinin değiştirilmesi, ancak İçişleri Bakanlığının onayı ile mümkün oluyor. Bu da fiili durumun resmileşmesinden öte bir anlam taşımıyor. İlkokullardan da, “Andımız”, yani Kürt çocuklarını, “Ne Mutlu Türküm Diyene” şeklinde bağırtma ilkelliği ve ayıbı kalkıyor. Ve klavyeye özgürlük geliyor! Artık, Türkçe alfabede yer almayan x,q,w gibi harfler kullanılabilecek. Despot iktidarın demokrasi perspektifi “harfleri özgürleştirmekle” sınırlıdır. Şimdi “demokrasi paketi” altında sunulan bu ucubeyi, “elleri patlayana kadar” alkışlayanlar olacaktır. “Yetmez ama evet”çiler, her zaman ki bel kemiksizlikleriyle, hükümetin yağcılığına soyunarak, kitleleri AKP’nin peşine takmaya çalışacaktır. Sözümüz, demokrasiye gerçekten ihtiyacı olan emekçilere ve ezilenleredir. Demokrasi despotlardan beklenmez, mücadeleyle kazanılır.

İşçilerin Sesi Gazetesi (Yeni Seri) Ekim 2013, Sayı 19’dan alınmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Demokrasi Paketi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.