Paralel maralel değil yamuk

Osman Öztürk - 26 Aralık 2013 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

 

Bir zamanlar bir “karanlık güçler” edebiyatı vardı, hatırlarsınız.

Sene bin dokuz yüz doksan bir olmalı, iktidarda DYP-SHP Koalisyonu var, TÜYAP Kitap Fuarı daha Tepebaşı’nda.

Akşamüstü saatleriydi, resmi polisler geldi, rafları devirip “yasak kitap” aradılar.

İnsan Haklarından Sorumlu SHP’li Devlet Bakanı, ertesi gün, sanki birileri gece yarısı gizlice girip ortalığı dağıtmış gibi açıklama yapmıştı…

“Karanlık güçlerin işi!..”

***

Sonra bir “derin devlet” muhabbeti başladı.

Adamlar Milli Güvenlik Kurulu’nda konuşmuş, görüşmüş, karar almış…

(Başka türlüsü mümkün değil zaten…)

Yakmış, yıkmış, beyaz Toros’lara bindirip kaybetmiş, asit kuyularına atmış, Ankara’nın, İstanbul’un göbeğinden adam kaldırıp katletmişler…

Kim yaptı diye soruyorsun…

Cevap; derin devlet!..

Hayır, anlamadığım; doğrudan devlet, hükümet demek için Meclis’e “Köylerin Boşaltılıp Yakılması, İnsanların Kaçırılıp İşkenceyle Öldürülmesi, Özgür Gündem Gazetesi’nin Bombalanması ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” mı vermeleri gerekiyor?..

***

Hakkari Yüksekova’da, 6 Aralık’taki basın açıklamasının ardından çıkan olaylarda iki yurttaş öldürülmüş, sonra da hastane basılmıştı.

İki hafta önce “Yalnız değilsiniz, toparlanıp geliyoruz.” diye yazmıştım, geçen hafta gidebildik.

Olayların sorumlularının “Hükümet Güçleri” olduğunu o zaman da söylemiştim ama…

Hakkari Valiliği, önce maskeli bir grubun güvenlik güçlerine saldırdığını, sonra uzun namlulu silahlarla TOMA’lara ateş açıldığını…

Ölenlerin güvenlik güçleriyle çatışmaya girdiğini açıklamıştı.

Üstelik…

Youtube’da dolaşıma sokulan bir videoda, elinde silah olan bir şahsın ateş açtıktan sonra vurulduğu görülüyor ve bu görüntünün olay gününe ve ölen İşbilir’lere ait olduğu iddia ediliyordu.

Dahası…

Kürt cenahından gelen açıklamalar da “paralel devlet”i ve “provokasyon”u işaret ediyor…

BirGün’den Zeynep Kuray’a konuşan akilli insan Mithat Sancar da şüphelinin Emniyet içindeki Cemaat örgütlenmesi olduğunu söylüyordu.

Bu kadar akilli insan böyle söyleyince kafam karışmıştı.

Acaba gerçekten “Çözüm Süreci”ni bozmak isteyen birileri kitlenin arasına karışıp polise uzun namlulu silahlarla ateş etmiş filan da…

Özel Harekatçılar da canlarını korumak için, savunma amacıyla mı öldürmüşlerdi Veysel ve Reşit İşbilir’i?..

***

İki günlük Yüksekova-Gever ziyaretinden, hastane çalışanlarıyla, ölenlerin aileleriyle, Belediye Başkan Yardımcısı’yla  (Başkan Yüksekova dışına çıkmıştı, telefonla görüşebildik), vatandaşlarla yaptığımız görüşmelerden benim izlenimim…

Olaylarda ne üçüncü şahısların provokasyonu (kışkırtması), ne de kitleyi provoke etmek (kışkırtmak) amacı var.

Polis zaten her zamankinden çok daha kalabalık olarak gelmiş ve de basın açıklaması bitip kitle dağılmak üzereyken, ortada hiçbir saldırı filan yokken doğrudan saldırmış.

Öldürülen amca yeğen Yüksekova’nın yerleşik esnafındanmış…

O, eli silahlı görüntüler de iki yıl önceye aitmiş!..

Zaten olayların içinde savcısıyla, polisiyle filan bütün “Hükümet Güçleri” var.

Provokasyon filan değil açık infaz yani!..

 ***

Şimdi şu “paralel devlet” lâfını kullanmak isteyen gene kullansın da, ben naçizane bir tavsiyede bulunayım.

Devletin paraleli, eşkenarı, dikdörtgeni, silindiriği olur mu bilemem ama…

Yamuğu olur!..

Söz konusu solcular, sosyalistler, muhalifler, Kürtlerse eğer, devlet yamuk yapar, hem de fena halde yamuk yapar!..

“Çözüm Süreci başladı, artık dağlarda gençlerimiz ölmüyor.” diye sevinirken…

Şehirlerde ölen gençlerimizi unutmayalım. (BirGün)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / Cemaat /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.